15 Ocak 2026 Perşembe günü inşallah Mir’aç Kandilini idrak edeceğiz.
İsra sözlükte, “gece yürüyüşü, gece yolculuk etmek…”
Miraç ise, “yükselmek, yükseğe çıkmak…” anlamlarına geliyor!
Miraç mucizesini Kur’an bizlere haber veriyor, “Bir gece, kendisine
bazı delilleri gösterelim diye kulu Muhammed’i (as) Mescid-i
Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren O
zatın şanı ne yücedir. Bütün eksikliklerden uzaktır O! Gerçekten, her
şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.” (İsra Suresi 1.nci ayet)
Necm Suresi 1-18.nci ayetlerde şöyle buyrulur, “O ufkun en yukarısında
idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta
daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti.
O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla
mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki
suretinde gördü. Sidre-i Münteha’da gördü. Ki, onun yanında Me’va
cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne
şaştı, ne de başka bi şeye baktı. And olsun ki Rabbinin ayetlerinden
en büyüklerini gördü.”
Miraç, bütünüyle tefekkürdür, Hakk’ı, birleyiştir…
Miraç’ta, Peygamberimize üç şey verildi.
“Beş vakit namaz…” “Bakara süresinin son iki ayeti…”
“Peygamberimiz (as) ümmetinden olup da, Allah’a şerik koşmayanlardan
büyük günahlar bağışlandı…”
Bakara Süresinin son iki ayeti (285-286), “Amenerresulü” mealen
şöyledir; “Peygamber, kendisine Rabbinden indirilene iman etti,
müminler de; Hepsi Allah’a meleklerine, kitaplarına ve
peygamberlerine; “Peygamberlerinden hiçbirinin arasında ayırım
yapmayız” diye iman ettiler ve şöyle dediler; “İşittik ve itaat ettik!
Rabbimiz! Mağfiretini dileriz; dönüş(ümüz) ancak sanadır!” “Allah,
kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz. Kazandığı
(iyilik) kendi lehine, işlediği (kötülük) de kendi aleyhinedir. (Ey
mü’minler! Şöyle dua ediniz;) “Rabbimiz! Eğer unutursak veya hata
edersek, bizi mesul tutma! Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği
şeyleri de yükleme! Bizi affeyle, bizi bağışla ve bize merhamet buyur!
Sen bizim Mevla’mızsın; artık kafirler topluluğuna karşı bize yardım
eyle!”
Miraç, bu ümmetin yükselişini gösterir… Maddi ve manevi âlemde bir yükseliştir!
“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, Yarın ölecekmiş gibi ahrete çalışmak…”
Müthiş bir terazi! İslâm da, ‘miskinlik…’ yoktur.
Bu dinin en büyük düşmanı, “Cehalettir… Tembelliktir…”
Miraç bizlere, ilmin deruni iklimini veriyor. İlmin bir feyiz ve
bereket olduğunu söylüyor.
İnsanın kendisini, eşyayı ve kâinatı tanımasındaki asıl muradın ilim
ve hikmet olduğunu bizlere beyan ediyor. 1400 yıl önce Kur’an bizlere,
‘ilimlerin fihristini’ veriyor.
Güneşin, Ayın ve Yıldızların insanının emrine verildiğini bildiriyor.
“İlim, kadın ve erkek herkese farzdır” diyor İslâm… “İlim, Çin’de bile
olsa git ara” diyor, İslâm!
Âlimlerin mürekkebinin damlasının şehitlerin kanlarından daha efdal
olduğunu söylüyor, İslâm!
Miraç hadisesi, İslâm’ın çok kısa bir zamanda bir büyük fütuhat
içerisinde olacağının müjdesini veriyor! İslâm’ın en sıkıntılı bir
döneminde verilen olağanüstü bir mesaj…
Bizler, bütün bu mesajları ne kadar alabiliyoruz? Bozkırlara can
veren aşk nehrinden ne kadar istifade edebiliyoruz? Tarihi muhakeme
ve muhasebeyi ne kadar yapabiliyoruz?
Miraç Hadisesinin en büyük müjdesi, "Ayın on dördünü nasıl açıkça
gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık
göreceksiniz" Bu ezeli müjde bizlere hayatı daha iyi anlama ve daha
iyi gözlemleme gibi manevi bir sorumluluk yüklüyor. Dünya, ‘ahiretin
tarlasıdır’
Burada, ne ekersek onu biçeceğiz! Hayır ve hasenatın dışında ne bir
gözümüz ve nede gönlümüz olmamalı.
Allah’ın Resulü(as) Ümmetine Miraç’ın hediyesi olarak, 5 Vakit Namazı
getirmişlerdir.
O sebepledir ki, “Namaz, Müminin Miracıdır’
Bir feyiz, bir aşk, bir ihtiram halidir. Öyle bir hal ki, kâinatın her
zerresinde, her tecellisinde Cenab-ı Hakk’ın esmasını görür!
Söylerim sizlere, o gözler nasıl harama bakar? Nasıl, vicdansız bir
mecraya doğru akar!
Nasıl, ‘bir gönül’ yıkar… Miraç, bizlere aynı zamanda, ‘huzurun ve
saadetin anahtarını’ veriyor.
“Nasıl emrolunuyorsa öyle ol” ilahi fermanının manevi rıhtımına çağrılıyor!
Asrımıza bakıyorum; İnsanımıza ve halimize bakıyorum, ‘için için
yanarak titriyorum!’
Bir Veli ne diyor; “Günümüzdeki anarşinin temelinde kâmil insanların azlığıdır”
Doğrudan, İslâm’dan İlhamını alarak, bizlere gönüllerimize o fermanı
sindirecek bir şekilde verecek ehli kâmil insanlar.
Dünya makamlarını, rütbelerini ellerinin tersiyle itebilecek yürekli
bahadırlar, “Ben Allah Resulünün(as) yolunun tozu ve toprağı olurum”
diyebilecek, Mevlana meşrepli yiğitler.
Miraç, yükselmedir… Müslüman, bu fıtrat üzerine yaratılmıştır.
O’nun defterinde ne ifrat ve nede tefrik gibi marazi hastalıkların
olmaması gerektiğine bir daha vurgu yapmak isterim.
Allah’ın Resulü(as) buyuruyorlar, “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat Yolu”
ümmetinde kurtuluşudur.
Ve hele kaynağını İslâm’dan, Kur’an’dan, Allah Resul’ünden almayan
yollar ki, tefrikanın bid’at elbisesini giyenlerin korkulu yoludur.
Mir’aç hadisesi olmamız gereken yolu ve o yol üzerindeki ışıkları
bizlere haber veriyor.
HAYIRDA YARIŞALIM
Bu milletin iki düşmanı var; Fakirlik ve Cehalet…
Her ikisini de, yenmek durumundayız.
Hadis, “Fakirlik nerdeyse küfür olacaktı…”
Ne diyoruz; “Allah kimseleri açlıkla terbiye etmesin…”
İnancımız, “Faiz’i haram…” “Zekâtı helal…” kılıyor!
Faizde, ‘zulüm…’ vardır, Bir başkasının hakkını gasp vardır…
Zekâtta ise, “rahmet ve bereket…” vardır. Zekât ve Sadaka, ‘kalpleri yumuşatır…’
Zekat ve Sadaka, toplumda, ‘sosyal barışa…’ zemin hazırlar.
Ecdadımız bizlere en büyük hatıra ve emanet olarak; “Sadaka
Taşlarını…” bırakmışlardır.
“Alan elin, veren eli görmediği…” huzur kaideleridir, onlar!
Toplumda öyle fakirler vardır ki, “Fukara-yı sabirindir…”
Hallerine sabreden ve kimseye el açmayan insanlar…
Asıl onların kapılarını, sessiz ve sakin bir durum keyfiyeti
içerisinde, “Huzursuzluk vermeden…”
“Büyük bir güvenler…” çalabilmeliyiz.
İnancımız sıklıkla bizlere; “Hayırda yarışın…” diyor.
Ecdadımız, o yarışı; “Vakıflarla…” vakıf zihniyetiyle gerçekleştiriyor.
O zihniyet, Allah Resulünden bizlere emanet, 1400 yılı aşan muazzam
bir serüvenin adı!
Orada, fedakârlık vardır. Orada, Asrı Saadet düşüncesi vardır.
Orada, bir milletin tefekkürü vardır. Orada, samimiyet ve ihlas vardır…
BİR MÜSLÜMANI/ ONUN KİMLİĞİNİ; KURAN TARİF EDİYOR…
“İnsanlar arasında adaletle hükmederler.” (En’am, 151)
İnsanı, milleti ve devleti yaşatan adalettir!
“Yeminlerini hiçbir zaman bozmazlar” (Nahl, 91)
“Yakınlarına (akrabalarına) yardım ederler” (Bakara, 177)
“Yolda kalmışlara ve hastalara yardım ederler” (Bakara, 177)
“Yoksullara ve esir düşenlere yardım ederler” (Bakara, 177)
“Ramazan ayında oruç tutarlar” (185)
“Ancak müminleri dost edinirler” (185)
“Sabrederler” (Ali İmran, 17)
“İyiliği emreder, kötülükten men ederler” (Tevbe, 71)
“Allah ve Resulüne itaat ederler” (Tevbe, 71)
Müslüman’ın hayatı, Kur’an hayatıdır…
O hayat insanı, ‘olgunlaştırır’
O hayat insanı, ‘güzelleştirir’
O hayat insanı, ‘Takva Sahibi’ yapar!
O hayat insana, ‘huzur, güven ve istikrar’ verir!
O hayat bizim iç ve dış dünyamızı ‘imar ve ihya’ eder…