İnsanım ben, yüreğimin sesinde!
Doğduğum gibi yaşamak isterim
Hayır, hayır; nefsimin pençesinde
Günahlardan kurtulmak isterim
Saf, duru, temiz, berrak su sesinde
Hayata özgürce akmak isterim
Ak, mavi, yeşil renklerin hasında;
Gülistan şehrini görmek isterim
GÖNÜL GÖZÜYLE
Dünyaya gönül gözüyle bak hele
Asla kopmaz nefsani bir velvele
Ey zarafet ehli kâmil insanım,
İyiliği vermez rüzgâra, sele
Dağlar gibi kıyamda dur hele
İnsan olmanın duruşu seyreyle
ŞEHRİN HARCINDA
Ha şehrime, ha aynaya bakarım
Şehrin harcında kendimi görürüm!
Şehrime vefalı dost, yârim derim
Vefalı dostla enginlere akarım
EY ŞEHRİMİN...
Ey şehrimin erdemli insanları
İyilik, hasenat sizleri bekler
Masum yüreğe dokunduğun anları
O yüreğin alkışı sizleri bekler
İnşadır, şehrimin dört bir yanını
İyilikte ihsan sizleri bekler
ÂLÂ-İ İLLİYİN...
Âlâ-i İlliyin der, yücelere
Esfele Sefilin der, cücelere
Kıyamda dur, alnı açık, başı dik
Sakın uyma, gözü kör nicelere
Sükûtum, sabır yükünde adımlar
ÖMÜR DEDİĞİN
Ömür dediğin, uzun, ince bir yol
Bütün kavisleri, isleri içinde
Bazen toz-duman, bazen masmavi yol
Bütün hevesleri, sesleri içinde
Ömür dediğin, üç günde alınır
Med ve cezir salıncağı içinde
MÜPTELA OLUŞU
Yusuf'u, Yusuf yapan yüreğinde;
Hak sevgisine müptela oluşu
Aşktır, çilenin her durağında,
Dert ile hüzne müptela oluşu
Başlar ağrılar, sırt küreğinde,
Ağrılar cana müptela oluşu
BU DÜNYA...
Bu dünya çalışma, üretme yeri
Kazanca, nimete, şükretme yeri
Nefsi, hevesi, kini yenme yeri
Manasıyla, tam bir hazırlık yeri
İbadettir bize dünyanın hali
VATANIMIN HER KARIŞI...
Vatanımın her karışını sever
O sevgiyle vatana gönülden nefer
Kalemle eyler, canla başla sefer
Deryalara akmaktır, bizim harcımız
İyiliği görmektir, kazancımız
ÖMÜR...
Ömür, insan için garip bir yol
Bin bir hayyula içinde geçer
Erdemli insana ne sağ, ne sol?
Aklı, fikri barış içinde geçer
NE KADAR?
Kim, kimi ne kadar candan dinliyor?
Dinlemeyenler bugün inliyor
Dokunmak, kâh acıya kâh sevince
Olmaz içimde mazluma çekince
Edep yahu sözü, haddi bilene!
Şaşarım, haddi aşarak gülene...
Sözün terazisinden, akıl çıkar
CENNET TESTİLERİ
Su taşıyan sakalar,
Omuzlar cennet testilerini
Bezm-i Elest süsler, rüyalarını
Hayrat edin, taht alın, baht alın!
Devlet gibi yürek,
Mihnet küreğinde
Millete efendi,
Sadakat hizmetinde,
Vefa burcunda dalgalanır
Feda edilen bir ömür...
Yusuf'un yüzünde,
Mum gibi erir Zeliha!...
Mecnun'un ayaklarında,
Kum taneleri ışıldar...
Aslı'nın nazında,
Diz çöker yürekler...
Dağlar deriz,
Omuz verdiğimiz dağlar!
Ferhat'a ağlar...
Ben bir yıkık çeşme,
Ben bir göçük duvar!
Dünya yasındadır,
En büyük sevdaların!
Emzirir o sevdaları toprak,
Kokusunda yaylır, ab-ı hayat...
ALTI ŞUBAT DEPREMİ ÜZERİNE
Yirmi dört Ocak’tan, altı Şubat’a...
Adana, Adıyaman, Diyarbakır,
Elâzığ, Gaziantep, Kahramanmaraş,
Hatay, Kilis, Malatya, Osmaniye,
Şanlıurfa gibi gözümün nuru...
Nasıl saniyeler içinde söndü?
Toprağın altı, üstüne mi döndü?
Kıyamet... Yârab! Bu nasıl âlamet?
Anadolu’m! başında döner vahamet
Çığlık... Çığlığı boğan bir azamet...
Gecenin şerrinden kaçan kaçana...
Seher anı... Rahmeti açan açana...
Öyle ahlar çekerim ki derinden!
Çekilir altımızdan, yer yerinden...
Dağlar ki, yerkürenin kazıkları
Saklar insana nice azıkları...
Kazıkları çekilir yerkürenin!
Anlarım, şu kâinatı bir dürenin,
Nefeslerin kesildiği sürenin,
Allahuekber sedasında ruhum...
O sedanın ikramında huzurum!
Deprem... Çaresizliğin imtihanı!
O imtihanı, yaşadığı anı...
Görenler... Kâlû Belâdan ders alır
Yere basan ayaklara şükürler...
Yerler, Gökler; azametinden gürler...
Hak’kı hak bilenler ki, asıl hürler!
İnsanım, dertliyim ve yaralıyım...
Ölüm der; “dünyalıyım, buralıyım!”
“Makber mi Yârab! Mağrip mi!” der şair?
Sözün bittiği an, depreme dair...
Sadece hüzün kalır, ‘dertli dolap’
Pervane olur döner, Çalap... Çalap...
Yirmi dört Ocak’tan, altı Şubat’a...
Yıllar geçti, derinden üşüyorum!
Ocak mı, yoksa Şubat soğuğu mu?
Şu fani dünyanın nefesi kesen,
Soluğu mu, bizleri de ürküten...
Korkuyorum, gecelerin şerrinden!
Homurtuyla derinden gelen sesi...
İnsanın, soğuk düşlerdedir sesi...
Deprem, iki hece...
Kâh gündüz, kâh gece...
Toprağın altını, üstüne taşır!
Üstündekini, altına alır...
O andır, ‘feleğin sillesi çarpar’
Çarptığı yerler toz, duman içinde...
Adına, ‘küçük kıyamet’ derler ya!
Deryalar dahi, karaya yürür...
Göz, dehşet anı; ‘mâhşeri’ görür...
Bir Cuma gününün sükûtundayım!
Fatihalar, Yasinler, Âminlerdeyim...
Gözyaşını çeken zeminlerdeyim!
Geçmiş acı da olsa, içindeyim
Şu fani dünyanın, pençesindeyim...
Kıyamda... Çığlıkların sesindeyim!
Dileğimiz, rahmettir, merhamettir...
DEPREM
Bilmem ki kaç saniye vurgun yedi
Koca şehirler, depremle yerle bir...
Nice canlar âlemden sürgün yedi
Korkunç uğultu, çığlıklar yerle bir
Gökyüzü kıpkızıl, toprağa düştü
Hayaller, umutlar, hepsi yerle bir
Canlara, ölüm kasırgası düştü
Derdi, hemde dermanıyla yerle bir