Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Adem kâinatın soy ağacı

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar
Her biri koynunda, zamanı saklar
Zamanla, su gibi meçhule akan yolcu,
İnsafı, merhameti, ideali saklar
İdeal, nur yüzlü hamiyetli bir gizem
O gizem, nizamı içinde saklar...
Âdem, kâinatın soy ağacı...
Kâh kemâl vakti, kâh zevâl vakti...
Her vakit, al rengini içinde saklar
Ulu dağlar, sükûtun çağlayanı,
Nehir gözesini içinde saklar...
Bulutlar, rüzgârlara en yakın dost;
Her serinlik, nemi içinde saklar
Sabır sonu selâmet, her derde âlamet...

DÜNYANIN BOYASI

Kâh güneşli, kâh bulutlu sabaha
Uyanır kâh sevince, kâh tasaya
Bulutlar akın eder, garip yurda
Bir içli kervan, garipler kervanı
Kâh gece, kâh gündüz döner devranı
Dünyanın boyası şiire akar

EDEP YAHU

  (Akrostiş Şiir)
Edep, insanın haddini bilmesi
Dil ile sabır, sükûta ermesi
Erdemli duruşla kendini bilmesi
Pervane misali dönersen aşkla
Yer ehlini de huzurla bulması
Âlâ-i illiyin mertebesine
Hak diyerek doğru yolu bulması
Ufuk, kâmil insan, yaratılış gayesi

ESKİ DÜNYA

Eski dünya, çocukluğum, gençliğim,
Doğanın ahenginde, ritminde yürür
Zevkinde, estetiğinde dinçliğim
Gönle düşen resminde sevda yürür
Eski dünya daha samimi, sade;
Asude bir bahar misali yürür
Gözlerde, dost bakışlarda derinlik,
Engin ufuklara serinlik yürür
Yeni Dünya, ezberlerini bozdu
Zamana, ihtiyar sükûtum yürür

KENDİNİ NE SANIR

Her sabah bir kirli oyuna uyanır
Fitne mikrobunu, taşıyan gafil
Nimete isyankâr, bölücü sefil
Her türlü melanetle kendini ne sanır

YİRMİ DÖRT OCAK...

Yirmi dört Ocak, iki bin yirmi tarihi
Elâzığ'ın depremle sarsıldığı gün...
Şehrin, depremle acı imtihanı!
Akşam karanlığının çöktüğü zaman...
Kıyametin koptuğu andı sanki
Koca bir şehir dışarıda...
Mahşeri kalabalık karanlığa yürüyor!
Bir fırtına... Yüreklere inen korku,
Sağanak halinde artçılarla yağıyor!
Acıların en çetin günlerinde,
Soluk soluğa merhamet dilenir!
Kalabalık içinde, ‘ürperten yalnızlık
Korku, hudut tanımaz, dağlar aşmış!
Yerküre silkelenerek yükünü atmış...
Yirmi dört Ocak, gözyaşı mevsimi!

ELİNİ KIRACAKSIN

Sana uzanan şer elini kıracaksın
Haçlı kafaları, bozuk akort gibidir
Âlem-i İslâm, koca bir gülistan gibi
Bir saf, yürek kıyamda duracaksın

MAZLUMUN GÖZYAŞI

Mazlumun, gözyaşının yanındayım
Hak yolunun bükülmez kınındayım
Her zaman iyilerin zannındayım
Hürriyettir bize en güzel seda

FİTNEYLE GELEN BELÂ

Aldatan dünyada bir sinsi oyun
Nefis çarkı döndükçe, kurşun döker
Mazlumun üstüne kurulan toyun
Fitneyle gelen belâ, nefret döker

İHANETE, LANET

"Lanet"i, içinde taşır ihanet
"İnat" safrasını atmaz kâinat
Şu âlemi merhamet çimlendirsin
İkilik belâsına duyulmaz minnet

ELİNDEN ÖPÜLESİ...

Elinden öpülesi, samimiyet!
Sende mi, yoksa gurbette kaldın?
Hasretim dudaklardan dökülen bir söze;
“Size mezara kadar güveniyorum!”
Bir insan, önce doğru, dürüst olmalı!
Güzel ahlak, ‘erdemli insana boya...’
Boyası, ‘alın terinde toprak kokar’
Nazar değmesin diye, ‘kurşun döker’
Ağızdan çıkan bir söz, ‘dokuz boğum...’
Kalmaz sinelerde tek bir düğüm!
Çözülür, buz tutan yüreklerde;
“Söz gümüşse, sükût altın...”
Sükûtun vakarlı nazarlarında!
“Edep yahu!” deriz, haddi aşana...
Nefis duvarından taşan söze...

BİR ELİN NESİ...

"Bir elin nesi, iki elin sesi var"
Rahmete doğru akan bir ırmak ol!
Vahdetin, huzur veren neşesi var
Şükrünü eda eden sedası ol
Her insanın ülküsü, hevesi var
Gayretinle, emeğin nefesi ol

ÂLEME

Kini, nefreti, öfkeyi yen de gel
Sevgiyi harman edelim âleme
Gönül iklimini bürüyen de gel
Şefkati sancak edelim âleme
Barışla, sulhla yol yürüyen de gel
İhsanı, nispet edelim âleme

KONUKEVİ’NDE...

Konukevi'nde, bir bardak çay, kahve...
Dünyalara değer dostlarla sohbet...
Erdemli insan olmak ne âlâ şey
Gönülden gönüle muhabbet konur
Dostların selâmı bizlere onur...
Sevgi, şefkat dolu gözler aşina

BEYZA’NIN DOĞUM GÜNÜNE

Beyza, kar beyazı kadar yürekli...
Yüreğinde ışıl ışıl bir âlem!
O âlemde, nice ufuklar saklı
Kader kalemi nakış gibi işler
Yirmi yedi Ocak, dostlar bir arada;
Gönül alkışlarıyla, yakarışta,
"İyi ki doğdun BEYZA" diyeceğiz

DÜŞLERİM YORGUN DÜŞER

Ayrılığa düşlerim yorgun düşer
Kar taneler yüreğim dargın düşer
Kızıl bir alevdir kaynar içimde
Gözyaşlarım gurbette sürgün düşer
Dağlar ardı seferler düzenlerim
Gönül ezgi mısralar, dizelerim
Uzanır ses ırmağı gizemlerim
Yüreğimden toprağa sürgün düşer

DOMANİÇ YAYLASINDAN…

    (Elazığ- Mamuşa (Kosova) Kardeş Şehirler Anısına)
Eski dünya, huzuru çimlendirmekte
Yenidünya, mazlumu çiğnettirmekte
Edirne’den Üsküp’e, Kosova’dan Varna’ya
Türk’ün yüceliğini sorun uçan turnaya
Bir asma dalındaki akçeyle bakın Bosna’ya
Yaraya merhem adlin gür sesinde duyulur

HAK RIZASI

Hak rızasıyla herşey asan olur
Her insanın mizacı farklı farklı
O farklar içinde intizar olur
Çarklar döner ahenkle esen olur
Su akar, rüzgâr eser, bulut yürür
Sanki şu kâinat semazen olur
Tevhit ruhunda seda, ezan olur

ZAMAN...

"Zaman insana en iyi muallim"
Bazen bizi öğüten bir değirmen
Bazen tartıya alan bir terazi
Kâinat terazisinde, atölye!
Kudret elinde şaşmayan bir hesap...
Muallim,  ruhuma dokunan gize

ÖMRÜM

Günleri saya saya geçer ömrüm
Doğayı doya doya göçer ömrüm
Sevgili bir yâr gibi bak âleme
Heybesini aşkla doldurur ömrüm

KARDEŞ KALEMLER

Kardeş Kalemlerde, gönül köprümüz
Türk eline diyar diyar sözümüz
Kanat çırpar sabrımız ve şükrümüz
Sevincimiz, kederimiz, türkümüz;
Tevhit bayrağıyla, vuslata erdi
Bu gönül derdini nusrete serdi

GEL DESEM...

Gel desem, gelir misin çetin yola
Yol vardır, zahmeti çoktur insana
Kahır üstüne kahır dokur mola
Bu yolun insicamı sapmaz sola
Rahmet bulutları üstünde yürür
Çetin yollar, yürekli sevda ister

VAKİT YAKLAŞTI

Vakit yaklaştı, akşam olmada...
Gündüzün artık vuslatı dolmada!.
Bakarım, karanfiller solmada
Geceler, yorganını sermede

Yazarın Diğer Yazıları