Ey Allah’ım! 20 Yanvar/ Kara Ocak günü hala gözlerimin önünde... Şair yüreğiyle haykırmıştık;
“yüreğim yangın yerine dönmüş
Yanıyor ciğerlerim alev alev!
Azerbaycan matem yerine dönmüş
Bir lahza tebessüm bile sönmüş
Dağ ağlar, toprak ağlar, Hazar ağlar
Ağlayan sanki yanan yüreğimdir!”
Şener Bulut kardeşimiz Manas Yayınevi’nde, “20 Yanvar/ Kara Ocak/ Bakü Katliamı!” ile ilgili bir anma programı yapacağız. Gözlerim dolu doluydu. Allah razı olsun. Şehitlerimizi yâd etmiş, o tarihi ana bizlerde Sıla-i Rahim yapmış oluruz...
Böyle toplantılar, insanımız için/ özellikle de, ‘bir neslin uyanışını sağlamak için zarurettir’
Bu tarihi toplantıya katılan Şair ve Sanatçılar;
Toplantıya Katılan Elazığlı şair ve sanatçılar
“Azerbaycan-Türkiye Kardeşlik Derneği Başkanı Reyhan Balık, R. Mithat Yılmaz, DR. Alperen Budak, Hadi Önal, Şerif Budak, İlhami Bulut, İhsan Nazik, Hasan Ergün Yılmaz, Mahir Gürbüz, Abidin Utku...”
Toplantıya Azerbaycan’dan Telefon Bağlantısı ile Katılanlar,
“Prof. Dr. Asif Rüstemli, Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Nizami Gencevi Edebiyat Enstitüsü Şube Müdürü
Prof. Dr. Bedirhan Ahmedli, Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Nizami Gencevi Edebiyat Enstitüsü
Doç. Dr. İlham Memmedli, Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Nizami Gencevi Edebiyat Enstitüsü
Dr. Öğretim Üyesi Şebnem Farzalı, Fırat Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi...”
Türkiye ve Azerbaycan’ı bizler, Kafkasların iki yakası, Türk’ün kaderi mahşeri…
Fikir meydanlarının akıncı ruhuna sahip Mehmet Emin Resulzâde, “Bir defa yükselen bayrak, bir daha yere inmez!” O Türk’ün Azerbaycan’da, Anadolu’da yaktığı, ‘hürriyet bayrağıydı’ Kutsi bir davanın mümtaz şahsiyeti... Mezarı Ankara’dadır... Ruhu şâd olsun.
Bahtiyar Vahapzade, Azerbaycan’ın çilesini öyle nefis bir şekilde yudumlamış ki, ‘keder ve gam kavramları...’ şairimizin ruhuna işlemiştir.
“Keder düşüncedir, gam düşüncedir,
Gamın pençesinde düşünürüz biz.
Fikirler fikrimde gonca goncadır,
Meçhule bir yoldur her düşüncemiz.”
Elmas Yıldırım, Azerbaycan’ın gurbetteki meşhur vatan şairidir. Elâzığ ile Bakü arasında köprüdür.
“Yol ver, çekil önümden, ey yolumu kesen dağ
Gün geldi, yeter artık, sılaya varacağım!
Al beni koynuna, ey doğuya akan ırmak.
Ben de akıp o dertli toprağı saracağım”
Bakü’de; bir Nizami sıcaklığı, bir Fuzuli aklığı, bir Şehriyar duruluğu… O duruluğu, tarihin seyri içerisinde tefekkür ediyoruz.
Elmas Yıldırım’a ithaf ettiğimiz bir şiirimizde şöyle sesleniriz;
“Gala’dan Gala ’ya köprü kurmuşum
Her iki Gala; yüreğim, can evim
Vatan sevgisi, imanım demişim
Tutuşturur tüm cihanı alevim”
Elmas Yıldırım’ın en büyük sevdası, “Türk Birliğidir!” Ankara ve Bakü’nün ufkunda saklı olan o kadim sır/ veya gizem nedir derseniz, “Türk dünyasının Birliği ve Dirliğidir...”
O tarihi birliği yüreklerinde yaşayan/ veya bizlere de yaşatan Ahmet Cevat Ahundzade haykıracaktır;
“Soranlara ben bu yurdun,/Anlatayım Nesiyem;
Ben çeynenen bir ülkenin/ “Hak!” kışkıran sesiyem”
O sese, yürekten gelen bir sedayla selâm vermeliyim/ o sedayla kelâm etmeliyim;
“Azerbaycan, tarihin tarihim oldu
Aynı keder, sevinci paylaşırız
Yirmi Ocak, ‘Kara Gün’ gibi çöktü
Sanki üzerimize çöken göktü!
Tanklar, mazlumları çiğner de geçer
Hürriyet türküme kim tamah eder?
Milyonlar, vaveylası sema eder
Yüreğim, can kardeşe sena eder!
Ferhat’ça dağları aşarda gelirim
Sırları yüreğimde merhem gibi
Engin sular gibi taşarda gelirim
Bu yollar, ömrümün vergisi gibi
Bir ömrü yollarda yaşar da gelirim
Bakü’ye üç defa gitme fırsatımız oldu... O fırsatlar bizlere, “can kardeşlerimizin dertleriyle hemhal olma/ o tarihi anlara dokunabilme imkânını bizlere bahşetti...
Bakü’nün kalbi olarak yâd edilen, ‘şehitler meskeninde’ buram buram Anadolu kokusu vardır.
Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesindeki, Mehmet’in şahadetidir.
Ne güzel bir yurttayız; "25 Mayıs–17 Kasım 1918 tarihleri arasında cereyan eden Kafkas harekâtında 1.130 kişi, Azerbaycan'ın bağımsızlığı için şehit oldu...
Karabağ ve Dağıstan, düşman işgalinden kurtuldu... 16 Eylül 1918'de Bakü'ye girildi." Bu yıllar, silinmez hatıralarıyla nesilden nesile bilinecektir.
İstiklâl Marşı Şairimiz Akif,
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” sözlerindeki kükreyişi,
Ahmet Cevat Ahundzade ’nin yazdığı mısralarda aynısıyla terennüm ederiz;
“Azerbaycan, Azerbaycan!
Ey kahraman evladın şanlı vatanı!
Senden otru can vermeye cümle hazırız,
Senden otru kan dökmeye cümle kadiriz.”
Gazi Atatürk, bir büyük coğrafyayı, o coğrafya üzerindeki medeniyetin mensuplarını dile getiren şiirinde gönüllerimizi titretir; “Asya'nın ortasında Oğuz oğulları, / Avrupa'nın Alpler' inde Oğuz torunları, / Doğudan çıkan biz, batıda yine biz;/ Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.”
‘Kendimizi biliriz’ sözünde, özüne güvenen yürekli bir ses vardır.
Gaspıralı İsmail’in büyük davası bu edebi faaliyetlerle bir daha zamana aksetmiştir;
“Dil’de birlik, Fikir’de birlik, İş’te birlik” bir ortak meşale olmuştur.
Bahtiyar Vahapzade’nin, “Azerbaycan-Türkiye” şiirini ezbere okuyalım;
“Bir ananın iki oğlu/ Bir amacın iki kolu
O da ulu, bu da ulu/ Azerbaycan- Türkiye…”
Ne 20 Yanvar/ Kara Ocak/ Bakü katliamı unutulacak ve ne de 1993 tarihinde, Rusya’nın desteğiyle Karabağ’ın işgal edilişi ve sonrasında ki, “Hocalı Katliamı” asla unutulmayacaktır.
Elmas Yıldırım, hafızalarda yer eden bir şiirlerinde;
“İl göçsün, göçtüğün vakit
Yol yansın, geçtiğin vakit
Suyundan içtiğin vakit
Kaynak senden incinmesin!”
Bu asil ve soylu milletin inceliğine, nezaketine, zarafetine karşı, ‘zerre kadar insanlıktan nasiplenmeyenlere...’ şairimizin o unutulmaz mısralarından;
“Sormayın kimlerdenim, haralıyım, a dostlar,
Gönülden fırtınalı, boralıyım, a dostlar,
Kızıl bir kurşun aldım, yaralıyım a dostlar,
Cevrine tâb edersem dağları deleceğim;
Kurban kabul ederse, yolunda öleceğim...
Değmeyin, siz değmeyin, ta kalbimden dağlıyım,
Ben dünyaya ün veren Altayların oğluyum,
O toprakta doğmuşum, o toprağa bağlıyım,
İstemem bir yabancı göz diksin bir taşına
Yol ver, yol ver konayım o dağların başına!..
Ey yıllarla uzaktan hasretini çektiğim,
Uğrunda gizli, gizli gözyaşları döktüğüm,
Hangi zalim, o benim kollarımı bükecek,
Hangi kuvvet o beni zincirlere çekecek?...”
Zalimleri yok olacak! Zulüm, ‘kendileriyle birlikte saraylarını da yakacak...’
Azerbaycan bayrağında, bu milletin ortak tarihi mefkûresi, canlı olarak rüzgârlarla dalgalanır.
Atatürk’ün, fikir babam dediği Ziya Gökalp’ın, ‘Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak’ kitabına isim de olan hedefi; Azerbaycan’ın bayrağında; bir milletin, ‘hayat kumaşı’ oluyordu.
Azerbaycan’ın nüfusu ve demografik yapısı da, Anadolu Türkiye’sine o kadar benzerlik taşır ki!
Genç ve dinamik nüfusuyla, Azerbaycan, Uluğ Türkistan’ın parlayan yıldızıdır.
Azerbaycan’ın sanat ve Edebiyat dünyası o kadar zengindir ki, bu topraklara bir nev’i hayat iksiri olmuşlardır. Getran TEBRiZi'dir. (1012–1088), Mehseti GENCEVİ'dir, Hakani ŞİRVANi (1126–1199)’dir, Nizami GENCEVİ'dir. (1141–1209), Nesimi’dir. (1369–1417), Abdülkadir MERAĞAI (1353–1435), Şah İsmail HATAİ dir. (1486–1524), FUZULÎ (1494–1556), SABIR (1862–1911),
Hasan Bey ZERDABl (1837–1907), Abdürrahim Talib TEBRiZl (1834–1911),
Necef Bey VEZiRLi (1854–1926), Celil MEHMETKULUZADE (1866–1932),
Feridun Bey KÖÇERLi (1863–1920) Mehmet HADİ (1879–1920), Hüseyin CAVİT (1882–1944),
Ahmet CEVAT (1892–1937), Cafer CABBARLI (1899–1934) ve Mikail MÜŞFİK (1908–1939),
Üzeyir Hacıbeyli’dir. (1885–1948)... Azerbaycan’ı geleceğe taşıyanlar, ‘dün olduğu gibi günümüzde de ziyalılardır.’ Onlara, minnet duyuyoruz.
“Derler, ‘Elâzığ bir çanak içinde’
Sevdası, Uluğ Türkistan içinde
Çanak tutar eller Gülizar içinde
Türküler, gönlümü verdiğim şehir!
Güzel Türkçe’m bayrak yaptığım şehir!
İmdi özünde buluştuğum şehir…”
Elâzığ Şehri, bu büyük sevdanın aklı, fikri, vicdanıdır... Küçük Hazar’dan, Büyük Hazar’a; ‘gönül dolusu selâm ve muhabbetlerimizi gönderiyoruz...’ Son sözümüz, “kederin kederim; sevincin sevincimdir...”