Devlet örgütü dışında, birtakım siyasal, kültürel, ekonomik ve sosyal faaliyetleri yürüten gönüllü kuruluşlara sivil toplum adı verilmektedir. Sivil toplum, bireylerin kendi arzularıyla oluşturdukları ortak yaşam alanını ifade etmektedir.
Dünyadaki yeni gerçekler sivil toplum örgütlerinin; finans kuruluşları, çok uluslu şirketler ve medya ile beraber en önemli güç kaynaklarından biri olduğunu ortaya koymaktadır.
STK’ları adeta var eden faktörler aktiviteleridir. Aktivitesi olmayan STK’nın taban bulması ve doğal olarak da yaşaması mümkün değildir. Aktiviteler ile sivil toplum kuruluşları, bir bakıma, pek çok sorunun çözümünde birinci elden ve yakından müdahaleyi sağlamaktadır.
STK’lar dünyada önem kazanırken Türkiye’nin bu gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değildir. Bu sebeple Türkiye’de de STK’lar her geçen gün artan bir şekilde önem kazanmaktadır. Türkiye’de sivil toplum, tarihsel çerçevede vakıf gibi bir geçmişe sahip olsa da, Batılı anlamda sivil toplum olgusu, henüz yeni sayılabilecek durumdadır. Türkiye’de, 1980’li yıllardan itibaren tesis edilen sivil toplum kuruluşlarının en başta gelenleri çevreci gruplardır (Mustafa Talas, Sivil Toplum Kuruluşları ve Türkiye Perspektifi).
Batıda STK’lar olarak örgütlenmiş vatandaşlar, yaşadıkları ülkenin toplumsal ve ekonomik yönden kalkınmasına katkıda bulunurlar. STK’lar katılımcı demokrasinin oluşturulması ve sürdürülmesi açısından çok hayati öneme sahiptirler.
Türkiye’de ise STK’lar ne yazık ki Batıdaki gibi işlevler yürütememektedir. Özellikle genel merkez yöneticilerinin tutum ve davranışları STK’ların yereldeki yapılarına zarar vermektedir. Genel merkezlerin yanlış yönetim tarzı üyeler ile daha çok hemhal olan, STK’lara üye kazandıran ve gerçek manada her zaman sahada üyeleri ile olan il ve ilçe yönetimlerine zarar vermektedir.
Ülkemizde son aylarda öğretmenlerimizin ve eğitim çalışanlarının örgütlendiği STK’ların öğretmenler için yapılacak olan “ Kariyer Basamakları Sınavı “ile ilgili STK genel merkezlerinin yanlış tutum ve davranışları daha doğrusu süreci doğru yönetememeleri nedeniyle yaşananlar tam da bunula ilgilidir.
Öğretmenlik Meslek Kanunu daha çıkarılmadan Milli Eğitim Bakanlığının Kanunla ilgili yaptıkları taslak çalışmalarında öğretmenlerin bu kanundan beklentilerini Milli Eğitim Bakanımız Sayın Mahmut ÖZER’e doğru anlatabilmiş olsalardı; öğretmenlerin yakında yapılacak olan Kariyer Basamakları Sınavı ile ilgili memnuniyetsizlikleri olmazdı. Bu sorunun sorumlusu eğitim STK’larının genel merkez yöneticileridir.
Son günlerde sosyal medyada öğretmenlerimizin paylaşmış olduklarından da anlaşılmaktadır ki eğitim STK’ları sınıfta kalmıştır.
ğretmenler üzülerek de olsa; sendikalarından genel merkez yöneticilerinin hataları yüzünden istifa etmektedirler. Öyle sendika üyeleri vardır üyelikleri mevcut şu an ki genel merkez yöneticilerinden bile üyelikleri eskiye dayanmaktadır.
Eğitim STK’larının genel merkez yöneticileri konuyla ilgili olarak acaba şapkalarını önüne koyup düşünecekler mi? Kendi muhasebelerini yapacaklar mı? Bunu zaman gösterecektir. Böyle bir durum Batıda olsaydı onların yapacağı şeyi hepimiz gayet iyi biliyoruz. Batıdaki gibi bizim ülkemizde de STK’lar çalışmış olsaydı, STK üyeleri değil de genel merkez yöneticileri istifa etmiş olurdu. Biz de ise bir STK genel başkanı veya genel merkez yöneticileri görevi bırakmak istemedikçe yıllarca o STK’nın başında kalabiliyor.
Sağlıcakla kalın.