Bu hafta ele alacağımız konu aslında bir bütünün sadece bir parçası olan “Kamu Diplomasisi”dir. Konu detaylı olarak Dr. Ömer Ağır’ın yazmış olduğu “Türkiye’de Eğitime Amerikan Etkisi 1945-1965” adlı kitabı ile “Eğitimin Dış Politikada Yumuşak Güç olarak Kullanılması Örneği: Amerikan Barış Gönüllüleri Örgütü” adlı makalesinde ele alınmaktadır. Gerçekten hem kitap hem de makale özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika’nın tüm dünyada etki alanını genişletmek ve dünya güç arenasında baş aktör olmak için başka ülkelere yardım ve destek adı altında yapmış olduğu eğitim ve kültürel emperyalizmi en ince ayrıntısına kadar kaynaklara dayandırılarak anlatılan iki değerli eser olarak okuyuculara sunulmuştur. Dr. Ömer Ağır’ı bu güzel çalışmasından dolayı tebrik ediyorum. Yazarımızın kalemine sağlık.
Kamu diplomasisi; 1965’te ABD’de Tufts Üniversitesi’nde Edmund Gullion tarafından kullanılmıştır. Kamu diplomasisi genel anlamıyla, bir devletin başka bir devletin halkını türlü yöntemler kullanarak, onların aydınlarını ve politikalarını kendi menfaatleri doğrultusunda etkilemeye çalışması olarak ifade edilmektedir.
Günümüzde devletler arasındaki mücadeleler sıcak savaştan ziyade daha çok ekonomik ve kültürel alanlarda yaşanmaktadır. Günümüz dünyasında bir ülkenin diğer ülkeler nezdinde uluslararası saygınlığı, kabulü, mallarının itibar görmesi, ticari ilişkilerinin ve hacminin artması da çoğunlukla o ülkenin sahip olduğu yumuşak güç unsurlarına bağlı olmaktadır.
Kamu diplomasisinin en önemli araçlarının başında ise; eğitim, kültür ve sanat gelmektedir. Kültür diplomasisi sayesinde ülkeler etki alanlarına almak istedikleri bölge ya da ülkeler üzerinde itibarlarını artırmaktadırlar. Bu sayede siyasi ve ekonomik kazanımlar elde etmek de kolaylaşmaktadır.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan yeni güç dengesinde, farklı ideolojilerin yanında, kültürel unsurlar da çok ciddi bir şekilde mücadele unsuru olarak karşımıza çıkmıştır. Bu dönemde sinemadan müzik sektörüne, beslenmeden giyim şekline, eğlence biçiminden tüketilen içeceklere kadar bir ayrışma olmuştur. Bunlar ideolojik farklılıklarla birlikte uluslararası alanı etkileyen unsurlara dönüşmüştür. Bunların hepsi kültürel diplomasi olgusunun içinde gerçekleşmiştir.
II. Dünya Savaşı sonrası oluşan siyasi tablo ABD’nin çok işine gelmiştir. Bir yandan İngiltere gücünü kaybederek dünya siyaset arenasından çekilmeye başlamıştır. Diğer yandan da Avrupa büyük bir yıkımla karşı karşıya kalmış ve Rusya bir güç unsuru olmuştur. Böylece dünya ABD ve Rusya ekseninde iki kutba ayrılmıştır.
ABD bugünkü mevcut küresel gücüne sırasıyla bölgesel, kıtasal ve küresel genişleme yollarını izleyerek gelmiştir. Bu genişleme sürecinde ABD sadece askeri ve ekonomik güçle etki alanını genişletmemiştir. ABD açısından bu araçları şu şekilde sıralayabiliriz; coğrafi açıdan Avrupa kıtasından uzak olmasın rağmen politik güç olarak Avrupa güç dengesinden yararlanmıştır. Uluslararası piyasaları kontrol altında tutması, uluslararası örgütlerdeki etkinliği sayesinde küresel hâkimiyetinin maliyetinin azalmış olması, demokrasi ve özgürlük gibi evrensel değerleri araç haline getirerek özgür dünya ideali çerçevesinde dönemsel düşmanlar yaratıp uluslararası kamuoyu oluşturarak güç sahibi olmuştur.
ABD I. Dünya Savaşı sırasında Halk Bilgilendirme Komitesini kurmuştur. Sonrasında da önemli bir kamu diplomasisi kurumu olan Savaş Bilgilendirme Ofisi (OWI) adıyla yeni bir kurumu daha faaliyete geçirmiştir. Amerikan kamuoyunun yanı sıra yabancı ülkelerin kamuoylarına yönelik olarak da II. Dünya savaşı süresince bilgiler aktarmış ve ABD lehine propaganda yapmıştır. Kurmuş olduğu bu kurumlara rağmen ABD’de kamu diplomasisi kavramı, 1953 yılında Amerikan Enformasyon Ajansının (USIA) kurulmasıyla birlikte kurumsallaşma aşamasına geçmiştir.
ABD, Sovyet Rusya ile mücadelesini sürdürürken Rusya’ya karşı üstünlük kurabilmek için etkinlik göstermek istediği ülkelerin halkı ile yakın temaslar kurmuştur. 1950-1960 yılları arasında ABD yumuşak güç olarak ifade edilen kamu diplomasisine önem vermiştir.
John F. Kennedy ABD başkanı olunca ABD’nin insan kaynağını geliştirmek için dünya genelinde eğitim ve kültür diplomasisinde etkili olmak için Amerikalı gençlerin yabancı ülkelerde görev almalarını sağlamak için barış gönüllüleri programını başlatmıştır.
Barış Gönülleri Örgütünün kuruluş amacı; kötü koşullarda yaşayan yoksul ülkelerdeki halkın sorunlarını anlayan, onlarla iş birliği yapıp bu zor yaşam koşullarını hafifletmek için eğitim, sağlık ve tarım gibi konularda alınması lazım gelen tedbirlere ilişkin teknik yardım hizmetlerini sağlamak olarak ifade edilmiştir. Gönüllü olarak bu programa katılacak Amerikalı gençler ise hem yeni bir dil öğrenecekler hem de kişisel gelişimlerine katkı sağlayıp dünyayı daha iyi tanımalarına imkân verecek eşsiz bir tecrübenin sahibi olacaklardır.
Görüldüğü üzere ABD dünyanın birçok yerinde elde etmiş olduğu bu gücü kamu diplomasisi unsurlarıyla sağlamıştır. Görünüşte geri kalmış ülkelere destek ve yardım olarak gösterilen bu çalışmalar (Marshall Planı kaynaklı yardımlar) aslında ABD’nin küresel güç olmasına hizmet etmiştir. Bütün bunlar dünya barışına ya da insanlığa hizmet etme maskesi altında gerçekleştirilmiştir.