Geçen hafta Fener Rum Metropoliti I. Bartholomeos (Lozan Antlaşmasına göre Patrik değil, Metropolittir.), Meryem Ana yortusu için gittiği Trabzon’da Trabzonspor’u da ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında I. Bartholomeos’a "Ekümenik Patrik Bartholomeos" yazılı forma hediye edildi. İçimiz yandı. Ekümeniklik’in anlamını ve Fener Rum Patrikhanesinin hedefinin ne olduğunu bilmezsek istenmeyen durumlar yaşarız. O yüzden sürekli üzerine basa basa tarihimizi öğrenelim diyoruz.
Dinî bir terim olarak Ekümen, Hristiyanlığın yaşadığı toprakları ve kilisenin “evrensel”, “dünya çapında”, “cihanşümul” oluşunu göstermek için kullanılır. Ekümeniklik ise, evrensellik, cihanşümullük anlamlarında kullanılan bir kelimedir. Ortodoks dünyası açısından, dünyadaki tüm Ortodoksların dinî önderliğini (ruhani liderliğini) ve Ortodoks Kiliseleri arasında birinciliğini ifade eder.
Fener Rum Patrikhanesi’nin kuruluşundan itibaren bugüne kadar, tarih içinde inişler ve çıkışlar kaydetmekle beraber, dinî kisve altında siyasi amaçlı faaliyetlerde bulunduğu veya siyasi amaçlar için “Ekümenik Patrik” unvanını kullandığı görülmektedir.
Fener Rum Patrikhanesi’ne ekümenik statüsünün verilmesi, İstanbul’u dünyadaki 270 milyon Ortodoks Hristiyan’ın dinî merkezi haline getirmek amacına yöneliktir. Ancak Lozan Antlaşmasına göre Fener Rum Patrikhanesi, yalnızca Türkiye’deki Ortodoks azınlığın dinî lideri olarak kabul edilmektedir. Ekümenik olursa ne olur derseniz; Vatikan’ın yapısını düşünürsek konu dahi iyi anlaşılır. Vatikan; Roma’da bulunan, Hristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan bağımsız bir devlettir.
Ekümeniklik statüsünün günümüzdeki durumunu ortaya koymak için Lozan’a kadar ve Lozan’dan sonraki durumunu da incelemek gerekir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışında, gerek dış devletlerle yaptığı iş birliği ve gerekse yurt içinde çıkardığı isyanlarla Patrikhane, Türk Milleti’nin kalbine saplanan paslı bir hançer gibidir. Patrikhane, Bizans geleneğini yürüterek güttüğü “Megali İdea” ve sonradan da Yunan milliyetçiliğinin tohumlarını, 18. yüzyılda Osmanlı topraklarına ekmiştir. Kilise, Yunan milliyetçiliğinin asıl temsilcisi olmuştur.
Mondros Mütarekesi’ni Anadolu’nun paylaşılması için çok önemli bir fırsat olarak gören Patrikhane ve ona bağlı Metropolitler her zamanki gibi şimdi de Yunanistan ile iş birliği içine girmişlerdir. Bu arada Patrikhane bağımsız bir devlet gibi davranmaya başlamıştır. Bu şekilde İstanbul, Anadolu ve Trakya’da ortaya çıkan çete faaliyetlerinde, adalar ve Yunanistan’dan getirilen Rumların Anadolu’ya sokulmalarında, Pontus Cumhuriyeti oluşturulma girişimlerinde ve yine İstanbul’un beynelminel hale getirilmesi hedeflerinin gerçekleştirilmesinde Patrikhane ve ona bağlı Metropolitler her şekilde ve her yönde öncülük etmişler yönlendirici olmuşlardır.
Lozan Antlaşması ile Patrikhane Türk Devleti’nin bir kurumu statüsündedir. Türkiye topraklarında kalmasına izin verdiği Patrikhanenin, Türkiye’de bulunan diğer Gayrimüslim azınlıklara ait herhangi bir kilise ve sinagogdan farklı bir ayrıcalığı yoktur. Patrik de Türk Vatandaşı herhangi bir Gayrimüslim memurdan farksız, diğer Türk Vatandaşı memurlarla birlikte, Türk Kanunlarına tâbi olup, bütün Türk Vatandaşları gibi aynı hak ve sorumluluklara sahiptir. Başta Patrik olmak üzere, Patrikhanenin bütün görevlileri Lozan’dan sonra, Türkiye’de yaşayan diğer Türk Vatandaşları gibi Türk Anayasası’nın ve Kanunlarının himayesi ve teminatı altına alınmıştır. Lozan Antlaşması ile Patrikhanenin, siyasi ve idari sözde hak ve imtiyazlarının hepsi kaldırıldığı için Patrik, artık sadece dinî yetki ve sorumluluğa sahip olup, Ortodoks Rumların temsilcisi değildir. Buna bağlı olarak, Türk resmi makamları ile cemaat arasında aracılık yapmak gibi bir görevi de kalmamıştır.
Fener Patrikhanesi Lozan’dan sonra, 1930’lu yıllara kadar resmî yazışmalarda ve basında, kilisenin başında bulunan dinî lidere “Başpapaz” denilmeye başlanmış, Patrik tabiri dahi kesinlikle kullanılmamıştır.
Patrikhane, dünya Ortodoks Âlemi için değil, mübadele sonrası İstanbul’da kalan Rum azınlığın dinî vecibelerini yerine getirmesine yardımcı olmak amacıyla bırakılmıştır. Lozan Antlaşması’nın 45. Maddesine göre, azınlıklarla ilgili olarak mütekabiliyet-karşılılık ilkesi benimsenmiştir. Türkiye, halen Rum azınlıktan bahsetmesine rağmen, AB’nin üyesi olan Yunanistan Hükûmeti, ülkesinde Türk olmadığını, sadece Müslüman azınlık olduğunu ifade etmektedir. Lozan’ın mütekabiliyet esasına göre hareket ederek, Türkiye’deki Rum azınlıktan da bahsedilmemeli ve Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin ismi de “İstanbul Ortodoks Patrikhanesi” (veya Kilisesi) olmalıdır. Yunanistan, seçilen müftüyü atamayıp, kendi seçtiği müftüyü atadığı gibi; Türkiye de Patrikhane’nin başına Türkiye’deki Ortodoks dinî hizmetlerini yürütecek bir Türk Ortodoks Patrik (veya papaz) getirmelidir. Mütekabilkiyet ilkesi esasları da böylece uygulanmış olur.
Günümüze kadar Ortodoks İttifakın sağladığı siyasi güç, başta Yunanistan olmak üzere Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Ermenistan, Rusya ve ABD tarafından değişik dönemlerde ve değişik şekillerde kullanılmaya çalışılmış ve çalışılmaktadır. Zaman içerisinde oyuncuların etkinlikleri değişse de, ana fikir değişmemiştir. Ortodoks İttifakı’nın ana fikri, “Konstantinapolis”in başkent olduğu halde Bizans’ın ihya edilmesidir. Anadolu topraklarından Türklerin ve Müslümanların sürülerek çıkarılması, haçın hilale karşı zaferinin sağlanmasıdır (E.Yalçın, “Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin Ekümenikliği Tartışmaları ve Gerçekler”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 50, 2012, s. 479-514).
Tarihi süreçte “Ekümeniklik” kavramının ifade ettiği anlam öyle üzerinde durulmadan geçilecek basit ve sıradan bir durum değildir. Bu nedenle tarihimizi öğrenelim ve yeni nesillere tarihimizi öğretelim.
Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır (Atatürk).
Saygılarımla.