Bir zamanlar Afrika’da kayıp bir şehri aramakta olan arkeologlar, beraberlerindeki eşya ve yükleri, hayvanların ve yerlilerin yardımı ile taşıyarak uzun bir yolculuğa çıkarlar. Kafile zor tabiat koşullarında, balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa günlerce devam eder. Fakat günlerden bir gün yerlilerin bir kısmı birden dururlar. Taşıdıkları yükü yere indirir ve hiç konuşmadan beklemeye başlarlar. Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen Batılı arkeologlar bu duruma bir anlam veremez, zaman kaybettiklerini, bir an önce yola devam etmelerini gerektiğini anlatarak, yerlilerin neden durduklarını öğrenmek isterler. Fakat yerliler büyük bir suskunluk içinde sadece bekler.
Rehber, yerlilerle bir süre konuştuktan sonra bu anlaşılmaz durumun nedenini şu şekilde açıklar: “Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor.”
Modern çağ diye bize altın tepside sunulan günümüzün şatafatlı imkanları ne yazık ki bizi bizden alıyor. Hızlı olmalıyız, günü çağı yakalamalıyız derken, aynı anada birden fazla işi yapma gayreti içerisinde günün debdebesine aldanırken neleri kaçırdığımızı fark etmiyoruz. Çünkü modern dünya multitasking (çoklu görev) yapabilen insanlar olmamızı bize dayatıyor. Oysa ki Atalarımız “bir koltukta iki karpuz taşınmaz” sözünü boşuna söylememiş. Eğer bu söze kulak vermezsek iki karpuzumuzun olması gayreti içerisinde eldeki bir karpuzdan da oluruz. Modernizmin çarkları elimizdeki bir karpuzu da alır.
Hızlı yaşayalım, aynı anda birden fazla iş yapalım gayreti içerisinde, hayatın güzelliklerini göremiyoruz ve yaşayamıyoruz.
Anı yaşayamıyoruz. Hayatımızın çocukluk, gençlik dönemlerini yaşayamadan yaşlanıyoruz.
Sevdiklerimizin, dostlarımızın ruhumuza iyi gelen kalp atışlarını hissetmeden günleri bitiriyoruz. Koltuk, makam hırsının peşine takılıp sevdiklerimizi, dostlarımızı unutuyoruz. Gerçek eş, dost sevgisine makam, mevki hazzını tercih ettik. Dostlarımızın sesinin ruhumuzu iyileştirici gücü olduğunu unuttuk.
Farkında mısınız bilmiyorum. Ruhlarımız ağırlaşıyor… Ruhlarımız yoruluyor… Ruhlarınızı nasıl tedavi etmeyi düşünüyorsunuz? Psikologların kapısını aşındırarak ruhlarınızı iyileştirebileceğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Kendinizi aldatıyorsunuz.
Hayatımızın ritmi, aynı zamanda kalbimizin, ruhumuzun ritmini de belirler. Bazen durup hayatımızı yavaşlatmak lazım. Hayatı yavaşlatmak; hayatı dondurmak değil, aksine hayatı daha fazla derinliğine hissederek yaşamaktır. Hiçbirimiz maraton koşucusu değiliz. Modern dünyanın bu koşturmasına can dayanmaz.
Şu geçici dünyada bize müsaade edilen zaman kadar yaşayacağımızı unutmayalım. Ölümsüz değiliz. Ömür sermayemiz elimizden akıp giderken, seyirci kalmayalım, seyirlik bir hayat sürelim.
“An” da olalım ama “an”a kendimizi gömmeyelim.
Yaralı ruhlar ile yarım hayatlar yaşanmaz. (Canip Kaya, Aydos, Sayı:33/2023)
Kendi iç dünyanıza seyahat edenlerden olmanız dileğiyle.
Sağlıcakla kalın.
Anın kıymetini bilmek ve sindirerek yaşamak.. yine güzel bir konuyu ele aldığı ve bizi aydınlattığı için hocama teşekkür ederiz
Kıymetli Hocam, istifade dedim teşekkür ediyorum
Eline emeğine sağlık
Yine çok güzel bir yazı olmuş. Yüreğinize sağlık...
Hayatımızı biraz yavaslatıp, sevdiklerinize zaman ayırmamız gerekiyor. Güzel bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.
Akıp gidiyor zaman, aylar haftaymışcasına geçiyor zaman. Bedenimiz dünyalık meşkale peşinde, ruhumuz her şeyden habersiz biçare. Bizi anlatmışsın hocam ama ne çare.
Gençlik uçar bir kuştur, İhtıyarlık naçar bir iştir. Büyüklerimiz zamanın kıymetini dile getirmiş. Yüreğine sağlık üstad
Ne yazık ki hayata yetişelim derken birçok şeyin farkına varmıyoruz. Dediğiniz gibi maalesef ruhlarımız geride kalıyor.
Hayatı çok güzel anlatmışsınız yazılarınızı ilgiyle okuyoruz kaleminize sağlık.
Eyvallah değerli dostum.. Kalbe dokunur ifadeler.. Yüreğine sağlık...