Affetmek bireyin kendisini inciten, bireye, olaylara karşı kin ve nefret gibi olumsuz duyguları bırakıp anlayış, şefkat gibi olumlu duygular geliştirmesidir. Affetmek ve bağışlamak, büyük bir fazilet örneği, onurlu bir davranıştır.
İnsan duyguları, hisleri olan bir varlıktır. İnsan bir makine ya da robot değildir. Kendisine karşı yapılan hataları görmezden gelemiyor. Bu nedenle insan hiçbir şey olamamış gibi kendisini inciten, kıran kişiye karşı sevgiyle karşılık vermeye devam edemiyor. Buradaki sihirli kelime sevgidir. İnsan seviyorsa affeder. Sevgi bağışlayıcıdır, eğer seviyorsak affedebiliriz.
Affetmek aslında karşımızdaki kişinin bizdeki değerinin de ne olduğudur. Çünkü sevgi, şefkat ve dostluk duygularının affetmede çok büyük bir rolü vardır. İnsan karşısındakinin eksiklerini, yanlışlarını bu duygular sayesinde ya görmezden gelmiştir, ya da kendisini inciteni, kıranı ona karşı beslediği bu duygulardan dolayı affetmiştir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur; “Allah katında en aziz kul, intikama gücü yeterken affedendir.” Affetmenin vereceği haz, intikam almanın vereceği hazdan daha doyurucudur. Af, kişinin kalbinde sevinç ve mutluluk yaratır. Çünkü affetmek başkaları tarafından da takdir edilmektir, intikam almak ise kötülenmektir. Affetmek insana manevi bir mutluluk da verir. Affedici, bağışlayıcı olmadığı zaman bağışlayacağımız kişi kadar biz de acı çekeriz.
Hz. Peygamber en kritik koşullarda bile çevresindekilere yumuşak ve merhametli davranmayı, onları ko¬laylıkla bağışlayabilmeyi başarmıştır. Onun bağışlayıcılığı ve bu tutumunun gerisinde¬ki güç olan şefkat ve merhameti, insanlarla onun arasındaki bağı sağlam ve sürekli kıl¬mıştır: “Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, ka¬tı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onların kusurlarından geç, on¬lar için mağfiret dile. Yapacağın işler hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a dayan; çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.”
Ayette belirtildiğine göre, Hz. Peygamber emirlere uymayan, mevzilerini terk eden ve savaşın kaybedilmesine sebep olan Uhud savaşı gazilerine Allah’ın rahmeti ve yol göstermesi sayesinde yumuşaklıkla, hoşgörüyle davranabilme başarısı göstermiştir. Sa¬vaş sırasında önce dağılıp sonra Hz. Peygamber’in etrafında toplanan mü’minlere ser¬zenişte bulunmamış, tepkisel davranmamış, yapılan hatanın özrünü kabul etmiş, öfke¬sini bastırarak, kendine hakim olarak incelik ve yumuşaklık göstermiştir. Bu erdemli davranış biçimi Allah tarafından övgüye layık görülmüş ve Müslümanlar için üstün bir model oluşturmuştur. Söz konusu koşullarda Hz. Peygamber daha farklı da davranabi¬lirdi. Onlara kaba bir şekilde muamele edebilir, merhamet duygusundan yoksun bir ta¬vır içerisine girebilirdi. Bu tutumdan olumsuz bir şekilde etkilenen insanlar da peygam¬berin çevresinden dağılıp giderler, gönül bağlarını koparırlardı. Peygamber onlara ya¬kınlık ve dostluk göstermeseydi, çekinerek ve korkarak uzaklaşırlardı.
Yüce Allah, Hz. Peygamber’den, savaş sırasında dağılıp giden, verilen emirleri din-lemeyen mü’minleri bağışlamasını, yaptıklarından dolayı onları cezalandırmamasını, olan biteni görmezlikten gelmesini istemiştir. Böylece peygamber onlara yumuşak dav¬ranmakla kalmamış, bu tavrını daha da ileri götürerek onları affetmiştir.
Bu âyet affediciliğin kalp kazanma ve insanlar arasında yakınlık ve bağlılık meyda¬na getirme, toplumun birlik ve bütünlüğünü sağlamadaki rolüne ışık tutmaktadır. Affet¬memenin, insanı başkalarından uzaklaştıracağına işaret etmektedir. İlâhî yönlendirme sayesinde Hz. Peygamber, sahabilerin hatalarını affetmiş, suçlarını yüzlerine vurmamış, cezalandırmaya kalkışmamıştır. Böylece onlarla arasındaki bağın her zamanki gibi güç¬lü ve sağlam kalmasını sağlamıştır (Abdurrahman Kasapoğlu, Kur’an’da Affetme Olgusu İnsanların Birbirlerini Affetmeleri, Diyanet Dergisi).
Hz. Ali’nin (r.a.) dediği gibi; “Bağışlamak, büyüklüğün şanındandır.” Şu kısacık ömürde nefesimizin nerede kesileceğini bilemeyiz. Birilerine söylemek istediğimiz güzel sözleri söyleyemeden, emaneti sahibine teslim edip belki de ebedi hayata göç ederiz. O yüzden büyüklük bizde kalsın sevdiklerimizi affedelim, onlara hatalarını düzeltmek için bir fırsat daha verelim.