RAMAZANNAME
Yüce Rabbim nasip eyledi içerisinde bin aydan daha hayırlı olan bir kadir gecesinin de bulunduğu bir ramazan ayını geride bıraktık
Yüce Rabbim nasip eyledi içerisinde bin aydan daha hayırlı olan bir kadir gecesinin de bulunduğu bir ramazan ayını geride bıraktık.
Hani bir fıkra var ya fıkrada;
İmam camide vaaz ediyor “Ey cemaati Müslim’in” diye söze giriyor. “Mübarek ramazan ne kadar güzeldi ne kadar hoştu… Ama tadına varamadan rüzgâr gibi gelip de geçti” deyince bu vaazı dinleyen Bektaşi arkalardan sesleniyor.
“Onun için mi ramazan bitince üç gün üç gece bayram ediyorsunuz/” diyor.
Doğruluk payı da yok değil hani.
Şimdi din adamlarımız bana kızacak ama ramazan ayı dini siyasete ve gösterişe ve dahi riyakârlığa endeksleyen biz Müslüman’lardan,
Biz Müslümanlarda ramazanın vebalinden kurtulduk.
Bende 22 Ağustos 2011 tarihli “Bayram Kavgası” başlıklı bir yazım ile çok değerli dostum eğitimci şair Fazıl Ahmet Bahadır’ın yüzde yüz gerçekleri ifade eden “Ramazan Name” başlıklı bir şiirini sizlere takdim edeceğim.
Önce:
BAYRAM KAVGASI
“Biz emekliler “Ununu elemiş eleğini asmış” insanlarız. Otuz’u aşkın devlet hizmetimizden sonra baktık memuriyeti götüremiyoruz bari emekli olalım” dedik.
Önceleri emekliliği kolay bir şey sanmıştık.
Kendi kendimize diyorduk ki “Amirde benim memurda, karışanımız olmaz, görüşenimiz olmaz” demiştik. Meğerse kazın ayağı hiçte öyle değilmiş. Emekli olunca konumun, pozisyonun hatta bakan gözler bile değişiyormuş.
Nasıl mı?
İzah edeyim.
Bir konuda hanımla tartışırken baktım ki üzerimde hâkimiyet sağlamaya kalkıyor durumu kurtarmak için:
“Bana bak be kadın!..Benimle doğru konuş senin karşında koskoca bir müdür var” deyince hanım garip garip yüzüme baktı ve…
“Teh müdüre bak müdüre” dedi...
Anladım ki emeklilikte müdürlükte para etmiyor.
***
Efendim!..
Bizler 30 gün oruç tuttuk, her ne kadar bazı vakit namazlarının sünnetini kılıp farzını unuttuksa da Allah kabul buyursun namazımızı niyazımızı eda ettik. Arife günü bayramda ne alacağımızı hanımla baş başa verip; önemli bir vatan hizmeti gibi değerlendirmeye çalıştık.
Bayram şekeri, kolonyası, kolası, kadayıfı, tatlısı vs.
Davulcunun, zurnacının parasını da bir güzel denkleştirip bir köşeye koyduk. Ve bendeniz torunum Metehan’ı yanıma alıp dışarı çıktım. Hanımla listelediğimiz ihtiyaçlarımızı kıt kanaat da olsa alıp eve döndüm.
***
Hanım her zamanki gibi yüzüme değil de getirdiklerime baktı ve paketleri açmadan mutfağa götürdü.
Hanım mutfakta iken celdigeriğim tuttu hanıma “Aman hanım kadayıfı kızarttığında sık sık kontrol et kadayıfın altı yanmasın ” dedim.
***
Bayram sabahı erkenden uyandık, hanım evin işlerini yapadursun ben bayram namazına gittim. Şükürler olsun camide yeryüzünden hır gür çıkarmadan eve döndük.
Gerek dini vecibelerimizi gerekse aile reisliği görevini tam olarak yapmanın mutluluğu içerisindeydim.
***
Kapımızı ilk çalan mahdigerenin çocukları oldu. Onların şekerlerini vermek için hanım mutfağa girer girmez kıyametin ilk belirtileri oluştu. Ve hanım “Şeker nerede? Şeker!” diye bir hışımla bana doğru gelmeye başladı.
Sahi şeker neredeydi?
Galiba ben şekeri unutmuştum.
Hanım söylendi, ben müdafaaya çekildim, hanım hiddetlendi, ben sustum. Ama daha fazla dayanamadım cevap vermek zorunda kaldım.
“Ne var yani unuttumsa unuttum bu ülkede Başbakanı bile arabasında unutuyorlar ben şekeri unutmuşum çok mu?” dedim.
***
Tam sükûta ermişken kapının alacaklılar gibi çalındığını duydum açtım davulcu.
“Hanım hanım” diye seslendim” Davulcuların parasını getir”
Davulcu gelecek paranın miktarını merak ededurursun hanım elindeki dört lirayı davulcuya uzattı. Davulcu bir hanımın bir benim yüzüme baktı sonra elindeki paraları göstererek “Bu ne diye?” sordu.
Hanım ‘para’ dedi.
Davulcu “Hanım Hanım, bir ay nefes tükettik, davul çaldık bumu bizim bahşişimiz? Dedi.
Baktım işler sarpa sarıyor, davulcunun elinde de tokmak bir iki adım geri çekildim.
Baktım ki yine olmuyor bu kez istemeyerekte olsa olaya ben müdahil oldum.
“Davulcu Davulcu” dedim. “Sen bir ay vakitli vakitsiz davul çaldın ben sana 4 lira veriyorum. Biz devlete 32 yıl hizmet ettik, belimiz büküldü, gözümüz kör oldu devlet bize temmuz yüzde üç buçuk zam veriyor daha ne istiyorsun” dedim.
Davulcu yüzüme bakıp;
“Galibe haklısın ağabey,Vdigerahi haklısın.” Dedi.
***
Şimdide destanlar şairi kardeşim Fazıl Ahmet Bahadır’ın yüzde yüz gerçekleri dile getiren o muhteşem şiiri:
RAMAZANNAME
Rahmet ayı Ramazan bu senede çok hoştu.
Devlet malı denizdi, taştı, köpürdü, coştu.
Din, diyanet adına sömürüsü emeğin,
Faturası millete verilen her yemeğin.
İsraf arşa yükseldi, iftar sofralarından
Ne fetvalar dinledik ayın softalarından.
Fakire fukaraya “ Kanaat et! ” dediler,
Besmele çeke çeke yetim hakkı yediler.
Gariban helal rızkın peşinde koşup durdu,
İftar çadırlarını hep yandaşlar doldurdu.
Bu yıl yine orucu tutmadık, tutsak ettik.
Münafık tezgâhlarda ucuz oyuncak ettik.
Ekranlara dolunca çağdaş Müseylemeler,
Dinin yerini aldı, muhtelif hurafeler.
Her gece her kanalda masal var ulemadan,
Uydur uydur da söyle kim ölmüş ki yalandan(?)
Bu millet bayıldıkça masala menkıbeye,
Sormaya gerek var mı yolun sonu nereye?
***
Fazıl Ahmet Bahadır kardeşim “Ekranlara dolunca çağdaş Müseylemeler // Dinin yerini aldı, muhtelif hurafeler.” Diyor.
Bizde namaz ve duanın yerini ilahiler aldı diyoruz.
Kadir gecesi namaza yirmi dakika kala mahdigeremizdeki bir camiye gittim aman Allah’ım cami gürültüden kalkıp iniyor. Bir ilahi gurubu caminin ortasına halka oluşturmuş o kadar yüksek seslerle ilahi okuyorlar ki iki rekât namaz kılmak istedim kılamadım. Çıktım o camiden başka bir camiye gittim.
Ama o mübarek gecede yaşananlara üzülerek gittim.
Benim bildiğim böylesine mübarek ve müstesna gecelerde imam kürsüye çıkar o gecenin faziletinden bahseder, o gece neler yapılması gerektiğini cemaate telkin ederdi.
Şimdilerde öyle değil.
Yeni Türkiye’de kermesler eğitimin,
İlahiler ile hurafeler dinin önüne geçti.
Kabullen sekte, kabullenme sekte gerçek bu…
Rabbim cümlemize, ülkemize, milletimize sağlık ve esenlikler içerisinde nice ramazanlar nasip etsin ama riyakârlıktan uzak, gösterişten uzak samimiyetle idrak edebileceğimiz ramazanlar nasip eylesin.
Kalın sağlıcakla…