Penguende kendini aramak
2007 tarihli bir belgeselde yer alan 'Nihilist Penguen' sahnesi, aradan geçen yılların ardından Radiohead'in hüzünlü tınıları ve Tame Impala'nın yeniden doğuşu çağrıştıran ritimleriyle birleşerek sosyal medyada milyonlara ulaştı.
Birçok siyasetçi ve kurumun da ilgisiz kalmayıp penguenin kendi kurumlarına gelmek için yürüdüğünü ifade ettikleri videolar kısa sürede viral haline geldi.
Ancak olayın psikolojik analizleri daha dikkat ve ilgi çekti.
Görüntü, tükenmişlik hissinden yaşamın anlamını sorgulamaya uzanan çok sayıda yoruma ilham verdi.
Uzmanlara göre penguenin seçtiği rota, hayatta kalma şansının neredeyse olmadığı bir yolculuğa işaret ediyor.
Ancak görüntülerin yıllar sonra yeniden sosyal medyada dolaşıma girmesiyle anlamı da değişti. Pek çok kullanıcı, penguenin tek başına yürüyüşünü tükenmişlik, içsel kopuş, anlam arayışı ya da her şeyi geride bırakma isteğinin simgesi olarak yorumladı. Bu yaklaşım, videonun “Nihilist Penguen” adıyla anılmasına yol açtı.
En zor duyguların, en sessiz adımlarla iyileşebileceğini ifade ediyor psikologlara.
Belgeselde bir penguen, koloniden ayrılıyor ve tek başına dağa doğru yürümeye başlıyor.
Kimse kovmuyor. Kimse çağırmıyor. Ama o yine de gidiyor.
Bazen insan da böyledir. Kalabalığın içindeyken bile içinde bir “artık yapamıyorum” hissi büyür.
Uzaklaşmak her zaman vazgeçmek değildir.
Bazen bu, yorulduğumuzu fark etmenin de tek yoludur.
Eğer siz de son zamanlarda herkesten uzaklaşmak istiyorsanız kendinize şunu sorun:
“Kaçıyor muyum, yoksa dinlenmeye mi ihtiyacım var?”
Evet, yalnız kalmak bazen iyileştirir ama “sürekli yalnız kalmak” isteği de çok normal olmasa gerek.
Ama bu konuya daha temkinli yaklaşan uzmanlar da var.
Çok özdeşim kurduk kendimizle
İçinizden “aynı ben. Kaç kez ben de başımı alıp gitmek istedim” dedik belki de.
Lakin penguen ile insan arasındaki farklardan biri de riski hesaplama ve sorumlulukları.
Biz penguen olamayız ki.
Sadece sorumluluk veya başka nedenlerden dolayı değil;
Çözüm bulabilme becerisi.
Hayvanlarla insanlar arasındaki bir fark, insanların öleceğini bilerek yaşadığı, hayvanların böyle bir bilgisinin olmadığı.
İşte bu nedenle;
Ne kadar dibe vurursanız vurun ne kadar mutsuz olursanız olun ne kadar karanlık bir ruh halinde olursanız olun; eninde sonunda bilirsiniz ki “her gecenin bir sabahı vardır”.
Penguen bizim için bir romantizm metaforu olabilir ama gerçek hayatımız için bir örnek değildir.
Geçmişimize dönüp bakalım diyor uzmanlar.
Hiç içinden çıkmayacağımızı zannettiğimiz kaç olay yaşadık, asla bir daha düzelmeyeceğini zannettiğimiz ne sorunlar yaşadık…
Kaç kere battık, kaç kere dibe vurduk, kaç kere haksızlığa uğradık ve kaç kere umutlarımızdan vurulduk.
Ama bugün buradayız ve umudumuz bizi her zaman canlı tutacak.
Penguen’den çıkarmamız gereken şey:
Yeri ve zamanı geldiğinde ait olmadığın yerden gidebilmektir.
Ait hissetmediğiniz yerde ısrar etmemektir.
Hareket etmemektir.
Ama hedefsiz bir yola girmek değil, sonu belli olmayan maceralara gitmek değil… Hele hele bir inat ve intikam adına belirsizliklere ve değer görmeyeceğin, değerinin bilinmeyeceği ve kendini ifade edemeyeceğin yere gitmek değil…