Gayreti görmeyen peşin hükümlüler
Yıllar sonra beklediğimiz kar yağdı, insanlık ve tabiat için hayati madde olan toprak suya doydu. Kuraklıktan kaynaklı içme suyu ve tarımsal üretim bu yıl daha bereketli olacak ve bolluk yaşanacak.
Umarız bu karla birlikte nisan ayına kadar değişik zamanlarda yeni karlar ve bol miktarda yağmurlar yağar. Ama doğa olayını sadece gördükleri ile yorumlayan materyalist gazetecilerin sürekli attığı manşet “beyaz esaret” oldu. Onlara göre birkaç gün yaşanan ve günlük hayata olumsuz etki eden olaylar bir esir olma haliydi. Hatta kantarın topunun kaçırıp “beyaz felaket” diye manşet atanları da gördü bu memleket.
Oysa yağan kar,ne esaret ne de felaketti. Yağan rahmetti ve bereketti. Köylünün, esnafın bunlardan da öte musluklardan akan suyun nereden geldiğini dahi bilmeyen sözde gazeteciler için yaşananlar felaketti ve esaretti.
Halktan ve hayattan bu kadar kopuk olan insanların bir de halktan gözükme rollerine bürünmeleri yok mu? Ne kadar da halkçı, ne kadar da sureti haktan gözükürler değil mi?
Yağan yoğun karla 24 saat mücadele eden kurumlara ve bunların başındaki yöneticilere yönelik akıl ve iz’an dışı eleştiriler hatta hakaret boyutuna ulaşan ithamlarda bulunurlar.
Kendilerinin insanlığa faydası olmadığı için bu aşağılık kompleksiyle şehre ve ülkeye hizmet edenlere kin tutar, nefret besler ve her fırsatta eleştiri yaparlar.
Nasıl olduğuna neden yaşandığına ve kimin kusurundan kaynaklı olduğuna bakılmaksızın başından beri kin tuttukları yöneticiyi eleştirmenin rahatlığı içinde sözde mesleklerini en yapan biziz moduna girerler.
Yapılan fedakârca çalışmaları gören ve aksaklıkların da kısa sürede giderileceğini yazan çizen ya da konuşan gazetecileri de bir çırpıda fonlanan gazeteci ilan ederler.
Kendisi gazeteciliği, sadece sevmediği ve hazzetmediği yöneticiyi eleştirmek olarak görüyor ve bunu da gerçek gazetecilik olarak görüyor ya.. Bu şablona uymayan tüm gazeteciler satılmış ve fonlanmış oluyor.
Ne kadar kolay değil mi bu ithamın üstüne yatıp tütün dumanı eşliğinde gazetecilik yaptığını zannetmek…
Dün akşam Kanal Fırat ekranlarında iki saat boyunca hiç ara verilmeden şehirde yapılan karla mücadele çalışmaları canlı yayınlandı. Her girilen cadde ve bulvarda kar küreme, solüsyon ve tuz aracı ile gecenin ilerleyen saatlerine rağmen kaldırımdaki karları temizleyen personelle karşılaşıldı.
Spontane gezilen ve zaman zaman program yapımcısı Furkan Dilaver’in güzergâh belirlemesiyle devam eden program Doğukkent’ten Hilalkent’e şehrin tümünü kapsayan bir tarama gezisi oldu.
Bizler de gördük ki saha boş değil hele hele bu gayrete rağmen “Belediye Çalışmıyor” iddiası doğru ve hoş değil.
Bu şehrin insanından hizmet için oy talep eden ve halkın teveccühü ile belediye başkanının böyle bir lüksü olamaz zaten.
Şunu da bilmek ve görmek lazım ki bugünkü Elazığ 5 yıl önceki Elazığ’la bir değil. Çok değil beş yıl önce Güneykent, Aşağı Demirtaş, Şahinkaya, Çatalçeşme ve Zafran TOKİ’ler yoktu. Çaydaçıra, Sürsürü, Ataşehir ve Doğukent bu kadar büyük değildi.
Bugün büyüyen ve özellikle son yerleşim yerleri eğimli ve yüksek alanlara kurulan bir Elazığ var.
Evet, büyüyen, gelişen ve hepimizin çok sevdiği bir şehir var ve yine bu şehre sevdalı olan bir Belediye başkanı var.
Kolay gelsin Şahin Başkanım. Sahadaki gayretinizi, ekiplerinizin fedakârlıklarını görüyor ve takdir ediyoruz. Birkaç güne de tüm olumsuzlukların giderileceğine inanıyoruz. Yeter ki kar yağsın…