MUSTAFA KEMAL DEYİP DE GEÇMEYİN
Şükrü KACAR

Şükrü KACAR

MUSTAFA KEMAL DEYİP DE GEÇMEYİN

28 Ekim 2018 - 12:09

Çoktandır evde hasta yatıyorum.

Çoktandır yazı da yazıp gönderemiyorum.

Önümde, 1938’de bizlerden ayılmış MUSTAFA KEMAL’i anlatan sayfalık kalınca bir duruyor.

Yazarı, ünlü yazarımız YILMAZ ÖZDİL.

Yayın Yönetmeni Enis BATUR.

Güzel yazılarını her gün bir başka zevkle okuduğumuz YILMAZ ÖZDİL, MUSTAFA KEMAL demiş, bu yüc kitabı, okuyucularına sunarak bir yeniye daha imza atmış.

Atatürk, yeniden bir başka güzellikle önümüze çıkmış. İstanbul’da Özel Yinemet Hastanesi’nde çalışan doktor torunum tarafından internet aracılığı ile bana gönderilmiş.

Çok sevdiğim ATATÜRK, bu eserde M. KEMAL olarak geçiyor.

Yılmaz Özdil, 7. Sayfada:

“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, kafidir.” Şeklindeki Atatürk (M. KEMAL) imzalı yazı ile eserine giriş yapmış.

Sonra da sayfa sayfa Atatürk’ü bir başka anlatmaya başlamış.

Atatürk İslam dinini çok iyi bilen, dine, dindara bir o kadar saygılı olan bir devlet adamı idi. Din tüccarını, yobaza asla müsamaha etmeyen bir kimseydi.

“Din, Allah ile kul arasındaki bağdır, softa sınıfının din simsarlığına asla müsaade edilmemelidir, dinden maddi menfaat temin edenler menfur (tiksinti verici) kimselerdir diyordu.

1922 saltanatının kaldırılması görüşmeleri yapılırken bazı milletvekilleri “Mustafa Kemal, halife olsun” teklifinde bulunmuş, Mısır, Hindistan’daki Müslümanlar şekilde görüş belirlemişlerdi.

Sinirden acı acı gülümseyen Atatürk, “Bunlar beni başımda yeşil sarık, yüzümde uzun sakal, geniş bir cübbe içinde, elimde tespih, uhrevi bir adam yapmak istiyorlar. Hayrete şayandır, bunların kalın kafaları beni anlamıyor” diyordu.

İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça’yı o derece iyi bilen Atatürk, Kadir geceleri oruç tutar, Ramazan’da şarkılı türkülü davetlere asla gitmezdi. Akşam sofraları çoklukla iftara dönüşürdü. Yaşar Okur’u çağırır, Kuran’ı Kerim okuturdu. Yaşar Okur, özel hafızıydı. Tekkede yetişmiş, musiki eğitimi almış, sonra da saraya girmişti. Sultan Reşad’ın Vandettin ve halife Abdülmevid’in hanendesi ve başmüezziniydi. Cumhuriyet ilan edilince 1930’da emekli olmuş ama köşkten ayrılmamıştı.

Mustafa Kemal, hiç kimseyi bedava çalıştırmazdı. Gönüllü olarak çalışmaya devam eder, hafızına 1930’dan itibaren ölümü ne kadar her ay kendi cebinde yüz lira para öderdi. Emekli Hafıza ise her ay kendi cebinden iki yüz lira öderdi. Emekli hafıza ise her ay kendi cebinden iki yüz lira öderdi.

Ramazan ayı boyunca Hacı Bayram Veli ve Zincirlikuyu  camilerinde şehitlerimiz için Hatim indirtirdi. Türkçe Kuran’ı herkesten çok daha iyi okur ve Türkçe Kuran onun zamanında herkese öğretilmeye çalışılırdı.

BEDİR SAVAŞI’nı askeri açıdan incelenmiş, kendi elleriyle haritasını da çizmişlerdi.

Okuyun, Yılmaz Özdil’in özene özene yazdığı bu güzel eseri okuyun. Bakın, bu ara buna benzer yapıtların sayısı çoğalıyor.

Bakın Prıf. Dr. Metin Feyzioğlu’nun yeni yayınlanan “ÇIKIŞ YOLU” adlı esere. 131. Sayfada ANADİLDE SAVUNMA konusunu ele almış.

Barolar Birliği başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu nasıl bir gerçeğe değiniyor. 23 Kasım 2012/Ankara başlığını atıyor ve nasıl bir açıklamada bulunuyor. “Biz, her konuya, her zaman, hukuk devleti ve demokrasi penceresinden baktık. Türkiye’yi bir arada tutacak gücün demokrasi olduğuna inandık. Bu nedenle, hukukun artık evrenselleşmiş ilkelerini bir arada yaşamanın ortak paydası haline getirilmesi için mücadele verdik. Anadilde savunmaya ilişkin yazımız okunduğunda, ne demek istediğimiz somut bir şekilde görülecektir. Feyzioğlu: İKİ TEMEL TESPİT diyerek:

  1. Devletin resmi dili Türkçe’dir.
  2. Sorunun çözüm yolu. İki temel tespitin uzlaştırılması diyor ve madde madde bunları gözler önüne getirerek, önce çözüm sonra da SONUÇ’la bizi gerçeklere doğru götürüyor.

Atatürk’ün en büyük eseri, 1927’de yazdığı NUTUK’du.

Yazım tam üç ay sürdü.

19 Mayıs 1919’la 20 Ekim 1927 arasını kapsıyordu.

Yazı bölümü 308 sayfa mektup, telgraf gibi belge bulunuyordu.

Hem yazarı hem hatibiydi.

TBMM kürsüsünden bizzat okumuştu.

Günde altışar saatten altı gün sürdü.

Toplam 36 saat 31 dakikada bitmişti.

Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir olaydı.

Literatüre “MARATON NUTUK” deyimiyle geçmişti.

Hem Milli Mücadele’yi resmi olarak kayda geçirmek, hem de halka hesap vermek duygusuyla bunu yapmıştı.

Bu yüce insanı, bu koca Mustafa Kemal Atatürk’ü nasıl unuturuz. Sağ olsun onu bizler gibi seven, yıllar sonra böyle bir yapıtı bizlere sunan Yılmaz Özdil’ler.

Sağolsun, bu yüce Türk’ü, hiç unutmayan, sürekli olarak anan ve yaşatmaya çalışanlar.

Haydi (M. KEMAL) bir daha bir daha düşlerimize.

Bir daha al götür bizleri koca Türk dünyasına.

Sen de çok yaşa sevgili Yılmaz Özdil.

Bu güzel ve unutulmaz eserinle hep bizlerle ol. Bizlerle kal.

 

Bu yazı 1062 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Mehmet
    6 ay önce
    Bu güzel yazıyı kaleme alan Sayın Şükrü Kacar Beyefendi\'ye teşekkür ederim. Ülkemizin Şükrü Kacar ve Yılmaz Özdil gibi yurttaşlara, Cumhuriyet gazetecilerine ve çağdaş insanlara ihtiyacı var. Söz konusu \"Mustafa Kemal\" kitabını okudum. Şahane bir eser. Herkesin okuyup, Gazi Mustafa Kemal Atatürk\'ü anlamalarını diliyorum...

Son Yazılar