DİL VE EDEBİYAT ÜZERİNE
Semra HACAN

Semra HACAN

DİL VE EDEBİYAT ÜZERİNE

10 Şubat 2018 - 14:11 - Güncelleme: 07 Mart 2018 - 12:11

Dil, insanın içten sessiz düşünüşünün sesli hale gelme yetisinde kullandığı doğal bir araçtır. Bu araç doğal yönü ile çağları, medeniyetleri birbirine bağlamada eşsiz bir görev üstlenir. Yaşamın insanoğluna kattığı bu durum, akıp giden zaman yolculuğu içerisinde insana duygu ve düşüncelerini etkili şekilde aktarma imkânı sunmuştur. İnsan, yaşadıklarını yalın ya da duygulu anlatım ile aktararak rahatlama fırsatı bulmuş ve bu sayede etkili dili ortaya çıkararak gelecek nesillere ulaştırmıştır. İşte tam da bu noktada edebiyat sahneye çıkmış, dil ile bütünleşerek varlığına devam etmiştir.

  

       Altından çok sular akmasına rağmen, nesiller arasında sağlam bir köprü olmuştur dil. Bu sulardan beslenen bireyler diğer insanlar ile ortak bir dünya bulma gayreti içerisinde güzel ve etkili eserler ortaya koyma şansı bulup gönüllerde yer etmişlerdir. Bu, dil ile edebiyatın kesiştiği nokta olmuştur. Her ne kadar dil, edebiyat için bir araç gibi görünse de iç içe geçmiş, birbirlerinde vücut bulmuşlardır aslında. Dil; şiir, roman, öykü, hikâye sayesinde geleceğe adını yazarken, bu edebi eserler sayesinde de anlam zenginliği kazanarak yaşamına devam eder. Bu zenginlik, bu çeşitlilik, etkili satırlarda, dizelerde, sahnelerde gösterir kendini. Tıpkı Yunus Emre’nin yalın anlatımında:

 

 ‘Aşkın aldı benden beni

   Bana seni gerek seni’      dediği gibi. Veyahut Baki çıkar karşımıza:

 

 ‘Naz ile kılmazsın dad

  Hey ela gözlüm elinden feryad’.

 

Kağıtlara sığmayacak duyguları iki satırla anlatmada ehli olmuşlardır dilin, ister mecazi olsun ister yalın. Edebiyat dilin yalnız süslü hali değil, düz günlük halidir de. Edebiyat, satırlara paragraflara renk katarak, şekil vererek hissiyatı dile getirir, konuşturur adeta sahneyi ya da bir şiiri.

 

    Edebiyat, Türkçemizi koruyarak, yaşatarak, zenginleştirerek gelecek nesillere aktarmada en büyük görevi üstlenir. Dilimizi, yerinde, doğru, dil kurallarına uygun, açık ve anlaşılır olarak konuşma ve yazma becerilerini geliştirmede de etkili bir alan olmuştur.

 

    Bir edebiyat incelemesi ile o dönemin özelliklerine varılabildiği gibi, o milletin manevi zenginliği de ortaya koyulabilmektedir. Bu sebepledir ki, hangi zamanda olursa olsun görülen şu olmuştur; edebiyat dilin zengin kullanımı olagelmiş ve o dilin yelpazesinin ne derece geniş ve renkli olduğunu gösteren ve bu manada gücünden yararlanılan bir sanat dalı olmuştur.

Edebiyat bir milletin dile gelişi, tarihinin kültürünün açık işaretidir. Dil ve edebiyat birbirini etkileyerek zenginleşmiş, birbirinden kopmadan yol almışlardır ve bu yaşayan diri bir süreç olmuştur. Bu nedenledir ki; bir milletin özü, kültürü, yaşam tarzı, o edebiyat içerisinde yerini almış ve korumuştur.

 

 

   Pek çok edebiyatçı, aydın, yazar, şair bu konuda fikir belirtmiş, dilin milletler ve ülkeler açısından ehemmiyeti üzerinde durmuşlardır. Yıkıma uğrayan birçok topluluk da dillerini kaybettikten sonra tarih sahnesinden ayrılmışlardır. Bu da dil uğruna verilen savaşın haklı tarafını aleni ortaya koymaktadır. Cemil Meriç’e göre; ‘dil bir milletin hafızasıdır, eğer bir toplum dilini kaybederse hafızasını kaybeder, bugünü düne bağlayan köprüler dinamitlenir.’ (KA-1, S.453) Yine ilaveten; ‘yeter ki aydın kimse ana dilini gerçekten bilsin, kelimeleri şecereleriyle tanısın.’ (BÜ,s.108) der. Bu bağlamda bir edebiyatçının dile lüzumlu halde hâkim olmasının önemi üzerinde durulmuştur. Bu salt bir edebiyatçı değil, belki bir manav belki bir işçi olabilir. Fakat kullandığı dil her ne kadar iyi olursa o kadar saygın bir tutum sergilenir kendisine.  Dili konuşma biçimi, bize epey bilgi verir konuşan ile ilgili, statüsünü belirler, saygınlığını artırır. Hele ki biraz da edebi ise konuşup yazdıkları, daha değerlenir cümleleri sözcükleri. Bireyin aynası olur, onun yetişmişlik düzeyini gösteriverir bize. Böylece edebiyat ile bütünleşen dil, etkili mecralarda kendini göstermiş olur.

 

   Mesela Mevlana’dan, Mehmet Akif’ten, Yaşar Kemal gibi ustalardan bihaber büyüyen çocuklar, dil kullanımında zayıf kalmış, anlatım ve yazım güçlüğü yaşamışlardır. Oysa zengin içerikli edebiyatla buluşabilen gençler; duygu, hissiyat, maneviyat denizinde benliklerine kavuşmuş, düşünce tarzları ve dilleri ile etkili ve yaratıcı bir nesil olmuşlardır. Dilin güçlü savunucusu olan edebiyat, gelecek kuşakları, makine ve beton ruhlu olmaktan çıkarıp, kendini doğru ve etkili ifade edebilen, tarihini, kültürünü, özünü bilen, kimliğini koruyan ve açıklayabilen, söz sahibi olmaktan, örneklemeden kaçınmayan, günümüz dünyasında söz sahibi olmaktan geri durmayan ve dili kullanırken, duruşu - tavrı, tercih ettiği sözcük ve tümceler ile tarzını gösteren, ben de varım diyebilen bir nesil yetişmesinde en tesirli lisan olmuştur.

 

 

      Genel tabiri ile özümüz olan Türkçe gibi güzel bir dile tam anlamıyla sahip olabilmek için eleştirel düşünmek, sorunları çözmek, dilimizi doğru ve güzel kullanmak, sözlü-yazılı anlatımda etkili olabilmenin yollarını kavramak gerekir. Tüm bunlar da edebiyatın muhtevasında yer alan maddelerdir. Bu da yine Türk Dili ve Edebiyatının önemli amaçlarından biri olan dil ve edebiyat ilişkisini kavramak ve kavratmak açısından oldukça önemlidir. (TDE) Çünkü dil edebiyattan, edebiyat da dilden ayrı düşünülemez.

 

    Edebiyatçıların, dili oldukça başarılı kullanabilmeleri, dil ile edebiyat arasındaki bağın ne kadar kuvvetli olduğunun apaçık ispatıdır. Kendi alanlarında başarı elde etmeye gayret ederken dilin ustası olmuş, özgün eserleri ile kendi zamanlarının nesliyle birlikte gelecek nesiller ile de buluşma imkânları elde etmişlerdir. Hatta dili daha da zenginleştirmede önayak olmuşlar, dil ile yatar kalkar olmuşlardır. Bazen duygularını anlatmada uygun sözcüğü bulamayan şairler, bunu şiirlerinde bile dile getirmişlerdir. Orhan Veli’nin en güzel şiirlerinden biri olan ‘Anlatamıyorum’ buna güzel bir örnektir. Aynı anlama gelen sözcüklerden duyulara en iyi hitap eden kelimeleri bulup bir araya getirebilen kalemler, bu seçimleri ile sanatkâr olmuşlardır. Gerçek sanatkâr kullandığı her kelime üzerinde titrer, itina ile eserini ortaya çıkarır. Türk edebiyatında, bir şiirini yirmi - otuz yılda yazan şairler olmuştur. Yahya Kemal bunlardan en başta gelenidir. Binlerce kelime arasında yaptığı seçim, şairi şahsi üslubu ile yaşatmıştır. O, şiirlerini yazdıktan sonra mısra mısra ya da bütün halinde çevresindekilere okumuş, dergi ve gazetelerde yayınlamıştır. Bu şiirler meraklıları tarafından ezberlenmiş, dergiler ve gazetelerden kesilip şiir defterlerine yapıştırılmıştır. Gazete ve dergileri elde edemeyenler ise bu şiirleri kendi güzel yazıları ile yazmışlardır defterlerine. Bu durum dilin ustaca kullanımının doğal bir sonucudur. Öyle ki; Yahya Kemal hiç kitabı çıkmadan, hatta tek bir şiiri bile yayınlanmadan, yurdunda üne kavuşan tek şair olmuştur. Dili o kadar kuvvetli kullanmıştır ki, edebi eserleri çok rahat yayılmış ve sevenlerine kavuşmuştur:

 

   ‘Irkın seni iklimine benzer yaratırken,

    Kaç fethe koşan tuğlar ufuklarla yarışmış.

    Tarihini aks ettirebilsin diye çehren

    Kaç fatihin altın kanı mermerle karışmış!

 

 

    Sonuç olarak görülen odur ki; dil ve edebiyat toprak ile su gibidir. Birbirinden ayrılmaz, birlikteliği ile sanatkârının elinden güzel şekiller ortaya koyan ve yaşayan bir ahenktir. Bu canlı ahenk, zaman karşısında giderek zenginleşmiş ve birbirini etkileyerek değer kazanmıştır. İletişimin doğal bir sonucu olan dil, kendisiyle birlikte edebiyatı yetiştirmiştir. Yaşamdaki her şey edebiyatın konusu olmuş fakat anlatımın seçiciliği, becerisi, değerli olması ve okuyucuda karşılığını bulması, dildeki ustalıkla birleşerek eserleri kalıcı hale getirmiştir. Artık günümüzde dilin etkili kullanımının, insanları ikna etmede ne kadar kuvvetli olduğu ortadadır. Bu da dil ve dilin etkili kullanımı olan edebiyatın artık her alanda vazgeçilmez olduğunun bir kanıtıdır. Bu nedenle dil ve edebiyatta elde edilen başarı diğer tüm alanlara yansıyacak ve ilerleme kaydedecektir. Bir insanın gelişmesi bir ülkenin gelişmesine önayak olacak ve kişinin başarısı kendini ifade edebildiği kadar olacaktır. İnsan, dilini güzel kullanabildiği kadar tesir bırakır. Bu da ancak dilin etkili kullanımı olan edebiyat ile mümkündür.

 

Bu yazı 2888 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Dinayet Şirinocak
    9 ay önce
    VE NE ÇOK ŞEY ANLATMIŞTIR YUNUS: “ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM.”DİYEREK.

Son Yazılar