FUAR DEĞİL, ON GÜNLÜK BİR FESTİVAL
Semra BAKIR

Semra BAKIR

FUAR DEĞİL, ON GÜNLÜK BİR FESTİVAL

25 Kasım 2018 - 11:28

2. Elazığ Kitap Fuarı kapılarını açtı. Şehrimiz için geç kalınmış fakat yerinde bir fuar.

Kitap okumanın faydalarını saysam bitmez şüphesiz fakat ne yazık ki okumayan bir milletin çocuklarıyız. Okumadığımız için iyi düşünemeyen, yorumlayamayan ve etkili konuşup yazamayan bir nesiliz. Geldiğimiz asır düşünüldüğünde çok da geç kalmışız. Fakat ne olursa olsun okumanın önemine varıp bir an önce okuyan bir millet haline gelmemiz gerek.

Sosyal öğrenme yoluyla dünyayı tanıyan birey giderek içinde yaşadığı dünyayı tanımaya ve kendini ifade etmeye başlar. Bunları çevresindekileri gözlemleyerek öğrenir. Kimi zamanda gizil öğrenme yoluyla gerçekleşir bunlar. Türk aile yapısında, batıdaki aileler ile karşılaştırıldığında kitap okuma alışkanlığı oldukça düşük. Çevresinin farkına varmaya başlayan çocuk, yakınında kitap okuyan, gazete, dergi okuyan bireyleri görmüyor ve gözleri böyle bir alışkanlıkla aşina olmayan çocuk, ne yazık ki okumanın ehemmiyetinin pek farkında olmuyor, olamıyor. Ta ki okul yıllarında öğretmenlerin uyarı ve tavsiyeleri ile karşılaşıncaya dek. Yalnız sorun şurada; tüm eğitim ve gelişim psikolojisinde bilinen odur ki 0/6 yaş arası çok önemlidir ve hayatın sonraki kısmının temeli bu yıllarda atılmaktadır. Bu  yaş aralığında kitapla, kitap kokusuyla arkadaş olamayan çocuk sonraki yıllarda yabancılık çekmekte, hatta kendini zorlasa da istediği verimi alamamaktadır. Bu yüzdendir ki okumama sorununu ancak aileden başlayarak eritebiliriz.

Bu nedenledir ki anne baba abla kardeş dede komşu… her kim varsa işe koşmalı ve büyükler olarak kitap okuduğumuzu göstermeliyiz. Evet göstermeliyiz. Çantamızda kolumuzun altında kitap taşımalı, duraklarda beklerken kısa kısa kitap sohbetleri yapmalıyız. ‘Kitap okumayı sevmiyorum, vakit ayıramıyorum’ diyen anne babalar bile okuyor gibi yapmalılar, vakit ayırdıklarını hissettirmeliler birbirlerine.

Hangi medeniyet okumaktan uzak kalarak gelişme göstermiş olabilir ki? Bugün bir Rus Edebiyatı, İngiliz, Fransız Edebiyatı adından söz ettirmeyi başarmışsa halkının yoğun okuma oranı da bunda etkili olmuştur. Okuyan yanında yazanlar da oldukça önemli. Eski zamanlara oranla edebiyatın da etkililik seviyesinde düşüş yaşandı. Duygu anlamında bir yozlaşma, üretememe, yoğunlaşamama sorunu ortaya çıktı. Teknolojinin ilerlemesi ile kimi değerler de yerini kaybetti. Bunun içinde biraz da yazın dünyası var. Mektup kayboldu, kartpostallar sadece mazide kaldı. Yazmaz olduk, akıllı telefonlar yüzünden konuşmaz sohbet etmez olduk. Yemyeşil yamaçlara bakıp şiir yazan, rengârenk çiçeklere bakıp resim yapan, sarı yaprakların sesinden beste çıkaran bireyler olarak gitgide azaldık.

 Okumaya ara verince, güzel ve etkili konuşmayı unuttuk. Duygularımızı ifade edemedik, anlatamadık derdimizi. Kavgalar arttı, tahammülsüzlükler, merhametsizlikler… Acılar çoğaldı sanki. Verdiğimiz konu hakkında iki satır yazdıramadık, kağıda bakmadan konuşturamadık öğrencileri. Okutamadık, hayal ettiremedik, özgün ürünler çıkartamadık… bir yerlerde hata yaptık. Önce evde eksik kaldık, sonra mahallede belki. Kütüphane sayısında, okuma saatlerinde, önem sırasında yetersiz kaldık, geç kaldık. Kitap kokusunun en güzel çiçekten alınmış kadar etkili olduğunu anlatamadık. Çocuklarımız babalarından kitap kokusu duyacağına tütün kokusu, annelerinden çamaşır suyu kokusu duydular. Kitap kokusunu bilmeden büyüdüler ve o kitaplar kitaplıklarda süs niyetine saklandılar.

Erişim anlamında tüm bu olumsuzluklara inat iyi bir fırsattır bu fuarlar. Çocukların ellerini tutarak bu yerlere götürelim onları. Fuar zamanları, parklar alışveriş merkezleri beri dursun. Bir sürü kitabın, yazarın bulunduğu bu alanlar havasıyla o kadar cezbeder ki, her köşesinde saatler harcamak istersiniz aslında. Yeter ki tadına varın. Kitap imzalatmanın, sevdiğiniz yazarın şairin hemen önünde durup yüzüne bakmanın, yazısı güzel mi acaba diye meraklanmanın tam yeridir. Türk ve Dünya Edebiyatından yapıtlar, türlü yayınevleri, logolar, rengârenk kapaklar, uzun uzadıya sıralanan stantlar… Bildiğin şenlik alanıdır anlayacağın…

İster kucak dolusu, ister tek kitapla çıkın oradan, huzur dolu ayrılırsınız gönül kitaplığına bir yenisini ekleyebildiğiniz için. Bu nedenledir ki eşinizi çocuğunuzu arkadaşınızı komşunuzu alın ve kitapların dünyasına adım atın derim. İlk kelimesi ‘Oku’ olan bir dinin evlatları okumadan durur mu?

 

Haydi çocuklarımızı bu dünyayla tanıştıralım. Ücretsiz servislerden yararlanıp okullarımızı, sitelerimizi, akrabalarımızı alıp bu alanları hınca hınç dolduralım. Geçen yıl yetmişbeşbin olan sayıyı bu sene katlayalım. Biraz söyleşi, biraz konferans biraz panelle zaman geçirelim. O vakit daha iyi düşünmeye, daha etkili anlatmaya, daha etkili yazmaya konuşmaya başlarız belki. Eski şarkılar kadar güzel  olur yenileri, daha içten olur ‘hadi beni sev’ demeleri.

 

Kitap okumakla hayat değişir, bakış açısı genişler, olumlu düşünce gelişir. Bunların olduğu yerde ise her alanda ilerleme görülür. Okumadan konuşulur mu?  Konuşmadan yaşanır mı?  Aşık Mahsuni Şerif’in dediği gibi:

       Düşünen cahil olamaz

       Cahil kendini bilemez

       Can gider fikir ölmez

       Bırak beni konuşayım

       Cahilliği biz yenelim.   

Ya da Benjamin Franklin:  Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve bu gafletten doğacak felaketler azalmaz.

 

 

 

 

 

 

       

 

 

       

 

 

      

 

 

 

 

 

 

Bu yazı 1740 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar