AH ELAZIĞ!
Semra BAKIR

Semra BAKIR

AH ELAZIĞ!

03 Nisan 2020 - 13:52

  Elimde bir büyük fincan kahve…

Perdeyi aralıyor şöyle geçip oturuyorum Elazığ’a karşı.

İlk geldiğim zamanları hatırlıyorum bir an;

Merkeze doğru gelirken nasıl da yollara, dağlara, bayırlara hayranlıkla bakıyorum. Yine bir ilkbahar vakti idi. Yeşillenmiş çayırlar, meleşen kuzular, dağların böğründen kopup gelen kar suları nasıl da Elazığ’ı yansıtıyordu!

 

    İnip koşasım, sarılasım vardı bayırlara, parmaklarımın arasından süzülsün istiyordum toprak ince ince. Öyle ya yıllarca memleketten uzak yaban ellerde ne hasretlik çekmiştik bu aziz şehre!

 

   Soğuk komşuluklarda, merhametsiz davranışlarda, duygusuz hikâyelerde seni düşlemiş, yüzümüze gülümseme takmıştık bu aşk sayesinde. Meclislerde öyle anlatmış öyle içten haykırmıştık ki seni,

güzelim İzmir’de dik halayı öğretmiştik gençlere, yeşilim Bursa’da orcik diye bekleyen komşularımız olmuştu, eşsiz İstanbul’da ‘bir daha anlat’ dedikleri kahramanlıklarını sıralamıştık arkadaşlarımıza…

 

   Nasıl bir şehirdi bu? Öylesi milliyetçi, öylesi doğu ama... Nasıl güzel bir yerdi haritada? Ada misali, çevrelenmiş sularla…  duyan hayrandı, ‘sen git biz mutlaka geleceğiz’ diyen de.

 

   Güzel okullarda okuduk; yabancı uyruklu Avrupai çocuklardı sıra arkadaşlarımız kimi zaman. Şimdilerde bile görünmeyen renkli bir çevrenin içinde iyi bir eğitimle büyüdük. Fakat bir yanımız eksikti hep. Ait olduğumuz toprağı istiyordu hep canımız. Bu sebeple daha başarılı idik Türkçe derslerinde, kompozisyon yazardık içli cümlelerle biz doğu kökenli çocuklar. Saçımızı okşardı öğretmenlerimiz, severlerdi bizleri saygımızdan ötürü. Bilirdi onlar da, yanıktı bizim bir yanımız, duyguluydu dinlediklerimiz bile. Partiler düzenlenirdi mekanlarda, daha küçükken bile son modası her şeyin etrafımızda... Oysa biz bir köşeye çekilir, sekiz dokuz yaşlarında kuzulara gittiğimiz zamanları anlatırdık birbirimize bir Bingöllü arkadaş ile.

 

  “Ah ne de güzeldir şimdi memleket!”

 

         “Havası candır, Harput’u ne esiyordur. İnsanı eşsiz, sıcakkanlıdır, el etsen, koşmayanı yoktur. Delidir biraz ama cesurdur. Olmasa da cömerttir, varsa zaten önden koşup getirendir. İçtendir, riyasız ve yardımseverdir.”

 

    On koca yıl geçti şimdi. İçinde; hayalini kurduğum şehirden çok uzak, yabancı, soğuk, olmaması gerektiği kadar siyah bir şehir.

İnsanları birbirinden uzak; ne komşuluk varmış meğer ne de insanlık. Ne arkadaşlık varmış ne dostluk. İncitmesin sizi sözlerim, delikanlı gibi açık ve net cümlelerim. Toprağı, çamuru mu bozulmuş, ekmeğini yediğimiz buğday tanelerin mi değişmiş? İnsanlarına ne olmuş?

 

   Kendi memleketinde misafir hisseder mi insan kendini? İnsanlar birbirini çekiştirmekten iş yapmaz hale gelmiş. Asıl uğraşlarını unutup gıybetle arkadaş olmuş. Başkasının acısından keyif almaya başlamış. İnsanım dediğim insanlıktan çıkmış, vay insanı yakıyorlar diri diri…

 

     Ne diyor şarkıda da; bir bulmaca gibi bu fani dünya, herkes birbirini seviyor güya, barış dostluk kardeşlik oldu bir rüya, sor be insanoğlu dön kendine sor…

 

   Yalan olmuş gibi bu şehirle ilgili her rüya. Ne olmuş o güzeller güzeline? Kim yıpratmış kirletmiş saçlarını kirpiklerini ? Ne zaman bu hale gelmiş bu dağlar, nasıl kirlenmiş bu nehirler, barajlar? Eskiden kömür kokardı havası lakin içtendi sohbeti. Azdı aşı ancak yiğit idi beyleri. Şimdi hep yalan dolan hem de yok has adamı en içten seven. Çıkar sarmış dört bir yanını şehrin sular yerine . Memlekete isim koysalar yeniden, korkarım sözlükten çirkin bir anlam düşe bu yana.

 

   Yüksekten bakarsın şehre, bir ucu varmış sola, bir ucu dayanmış Malatya’ya. Eskiden nenem derdi gidek yâre, biz anlardık nenem gidecek şehre. Şimdi istemem köylerden kimse gele şehre, vallahi sonumuz heyhat hep böyle giderse. Ne kalacak sevgi ne de helal, Anadolunun özü kaybolacak böyle giderse.

 

 

    Ne hal gelmiş başına; deprem değil seni yıkan, seni kaybettiklerin yıkmış. Değerlerin başını almış gitmiş, yalnız kalmışsın yapayalnız. Kara sevdalara şahitlik edemezsin sen artık, kahramanlıkların bitmiş.

Gözleri yaşartan hikâyelerin sadece dillerde, dolanıyorum dolanıyorum şehrin hiçbir yerinde bulamıyorum.

 

   Ağaların beylerin vardı dört tarafa nam salan. Şimdi bey dediğin çürük, ağa dediğin gevşek. Desen ki ‘dardayım gardaş gel yetiş,’ diyecek ki ‘gelemem ölem çoktur iş’.

 

   Biz zeytinliklerde iri papatyalar arasında koşarken, ufak kır çiçeklerini hayal ettik, çobanın kaval sesini işitir gibi ettik.

Bilmedik memleket eskisi gibi değil, geldik buraya hayallerimizi de rezil ettik.

 

İmkânsız bir hale burada bağır ha bağır,

Adaletten kaçmak insanlık mıdır?

Elazığ dediğin nasıl da yiğit bir şehir

Ondan kaçmak bize gel gör ki reva mıdır?

 

    Selamı unutmuş, güle güle demek zor olmuş. Bacı dediğin arkanı dönünce düşmanın, sevdiğim dediğin katilin olmuş. Hasreti, sevdayı, paylaşmayı, takdiri unutmuş insanın. Bir hüzün çökmüş üstüne Elazığ’ın.

 

     Elimde bir hikaye; hayalkırıklığı ile nihayete ermiş. Ama biz karamsarlığa düşer miyiz? Düşmeyiz Sebastian! Bu günler geçer ve biz yine böyle bir baharda badem ağaçlarının çiçek açmış haline gideriz. Sen şarkı söylersin biz dinleriz.

 

    Geçmiş olsun Elazığ! Yeni binaların yapılır, yeni yolların olur, yenilenir her bir yanın da kaybettiklerin gelmez. Sarar bir acı dört bir yanını ta Maden’ den Palu’ya, Keban’dan Ağın’a. Seni sen yapan hallerin kalmaz, çağırsan duymaz, gel desen varmaz.

 

      Ne dağlara anlatabilirsin o vakit derdini ne yollara…

                                

   

Ah ELAZIĞ;

Seni hep garptan izledim

Özledim, çok değişmişsin bilemedim.

Gemlik'te, Buca'da, Şişli'de hayalin ettiğim

Hani masum, hani merttin?

Meğer sen ne değişmişsin!

 

Şarkın rüyasıydı bizi yaban elde avutan

Bak şimdi burnunun dibinde

Hani ya senin hasretini çektiğim?

Serin ovalar gibi dikliğin,

Sıcak bir çorba gibi ısıttığın yüreğin?

 

Durursun önümde şimdi zırhını giymiş

Sanki duvaklı bir gelin.

Bilmezdim özlerim sizleri de

Büyüdüğüm yerleri

En güzel şehirlerin.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı 914 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 4 Yorum
  • melisa öztürk
    1 ay önce
    hocam ağzınıza sağlık. emailinizi paylaşabilir misiniz? benim ki [email protected]
  • Ahmet BAKIR
    1 ay önce
    Okadar da karamsar olmayın Semra hanım ! memleketimiz hala güzel ve eşi bulunmaz yardımsever cana yakın insanlarla dolu.yazdıklarınıza kısmen de olsa katılıyorum fakat değişmiş demeyelim de bizim bakış açımız farklı olmuş diyelim. zira çocukken gençken baktığımız gerçeklerini göremediğimiz dünya hayatı büyüyünce bize çok farklı geliyor ve hayal kırıklığına da uğratıyor hep çocuklukta aklımızda kalan gibi görmek istiyoruz ama maalesef oda mümkün değil.Buna da çocukluğumuzun güzelliği diyelim bence
  • hira
    1 ay önce
    Allah (c.c) bize yeter...Yar ve yarenlik onda arama bos yere sagda solda...Ne mutlu yol yakin iken dunya nin her halini gorup gercek dostun kim oldugunu gorebilmek...
  • Bayraktar Sercan
    1 ay önce
    Yüreğine sağlık . Hakikaten çok güzel anlatmışsın . Bir gurbetçi olarak da hem duyg***dım hemde gelişen şehir ile yozlaşma içerisine giren memleketim için üzüntü yaşadım .

Son Yazılar