SANAT PROFİLİ
İlhami BULUT

İlhami BULUT

SANAT PROFİLİ

07 Kasım 2019 - 10:59

                      Yeryüzündeki insan sayısınca, farklı şekilde sanatın tanımını yapmak olasıdır. Bir kişinin kimlik bilgileri o kişinin iç dünyasını bize resmetmez, o kişinin üretimi, ürünleri ve söylemleri ile maverasını okuruz ancak;

                Sanatın tanımından çok, günümüzdeki işlerliği, gündemdeki yeri ve topluma etki ve de katkısı itibariyle irdelemenin daha yararlı olacağı savından yanayız.           

               Sanat; ana ilke olarak paraya hasımdır. Paranın orantısız gücü karşısında insanları eşitler, sanatın bilindiği gibi çok sayıda şubesi mevcuttur; bunlar başlıca; heykel, mimari, resim, müzik, opera, tiyatro, pandomim, bale, sinema, peyzaj, seramik, kabartma, rölyef diye devam eder.

              Bir de, kelimelerle yapılan; duygu ve düşüncelerin dil aracılığı ile estetik biçimde ifadesini bularak, edebiyat başlığı altında toplanan ve yazın türlerinden olan; roman, hikâye ve şiir vardır.

             İşte biz bu yazımızda; kısaca, şiirin önemi ve günümüzdeki değerinden söz etmeye çalışacağız.

             Hayatımızdaki şiirin önemi nedir? Bir şeyin önemini anlamak için o şeyin yokluğunu yaşamak gerekir.

             Şimdi; şiiri varsayımsal olarak hayatımızdan tamamen sıyırıp, çıkaralım.

             Bizim baş şiirimiz; ‘Korkma,,,,,,,,,’ diye başlar.

             İstiklal Marşı bir şiir midir? Evet, 10 kıt’a, 41 mısra, aruz vezinli; Şairi Mehmet Akif Ersoy olan bir şiirdir.

             Mesnevi; Mevlana’nın eserine münhasır bir isim olarak algılanır, oysa bilindiği gibi, mesnevi en uzun nazım türüdür ve bu da şiir başlığı altında yer alır.

             Nitekim Süleyman Çelebi’nin 1409 yılında kaleme aldığı ve halk arasında Mevlit olarak bilinen bu eseri de mesnevi tarzı bir şiirdir.

             Yunus Emre’nin ilahileri, Fuzuli’nin gazelleri, Ahmet Yesevi’nin Divan-ı Hikmeti, Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşkı hepsi birer şiirdir.

             Sanatın/şiirin hayatımızdaki önemini görmek için bu eserlerin hayatımızdan çıktığını veya şimdiye kadar yok olduğunu var sayalım, sadece bunlar mı?

             Köroğlu’nun koşmaları, Pir Sultan Abdal’ın nutukları, Aşık Veysel’in, ‘uzun ince yolu, sadık kara toprağı’ , Nesimi’nin ‘,,,kime ne,,’ nesi. “Havada bulut yok bu ne dumandır” ki bu da anonim bir şiirdir. Malum.

              Tüm şarkılar, türküler, marşlar şiirsiz olunca, hayatımızdan çıkmış olacak bilindiği gibi bütün müziklerin tüm sözlü metinleri bir şiirdir.

              Hayatımızdan şiir çıkarsa, bir iskelet kalırız deyimi sanırım mübalağa olmaz.

              Erzurum’un, Narman İlçesi Sami Kale Köyü’nden Aşık Sümmani;

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde,
Bu benim bahtımı kara yazdılar,
Gönül perişandır devri alemde,
Bir günümü yüz bin zara yazdılar

            Derken; Elazığlı İlhami, Kahramanmaraşlı Ökkeş, Erzurumlu Sümmani,  Tekirdağ’lı Cemile, Antalyalı Mete, Konyalı Ayşe aynı duyguda eşitleneceklerdir.

            Görüldüğü gibi şiir; kara, deniz, hava ve demir yolları gibi ruhlarımızı, gönüllerimizi birbirine bağlayan duygu ağıdır.

            İnsanlar kefene sarılırken eşit olurlar lakin bu hayatın son nefesinden sonrasına denk gelir asıl olan hayatta eşit olmaktır.

            Nerede eşit oluruz; bir ibadethanede aynı safta, aynı tavafta eşitleniriz o da aynı inançtaki kişiler için geçerli olur.

             Oysa İstiklal Marşı hepimizi bir kılar, türküler, şarkılar, şiirler umumi efkârı tek paydada toplar. Millet olmanın özünde yatan da budur.

             Günlük hayatta hep duyarız enflasyon, tefe, tüfe, lokavt, grev, kartel, tröst, AVM, kur, borsa diye sürüp gider bunlar maddi hayatımız için gerekli ekonomik terimler.

             İnsanlar ten ve tinden mürekkep ve bu tekâmülün yüzde doksan dokuz virgülü ruhtan ibaret olduğu ilim adamlarınca bildiriliyor.

              Ruhumuzun gereksinmeleri nedir; en başta sevgi, sevgiye ivme kazandıran, momentini artıran, ona desen ve renk veren nedir, kimdir? Sanat ve sanatçıdır. Bir resim, bir ressam; bir şiir, bir şair vs.

              Gerek; sabırlı, bağrı yanık, romantik insanlar memleketi olması gerekse; epik ve lirik destanları ve mitolojik serveti ile şiir; her devirde, her zaman Türk Milleti’nin yegâne sanat alanı olmuştur.

               Bir güzel söz sanatı olan şiire; dilimizin yatkınlığı, diz boyu metaforik kıvamın yüreklerimize uygunluğu ile avantaj sağlarken;

             Günümüzde ekseriyeti teşkil ve temsil etmeyerek tek tük de olsa  edebiyatımıza tohumu serpiştirilen zararlı bitkiler gibi olan tensel sözler kök salmadan sararıp, kuruyacakları muhakkaktır. 

Ağlamanın dili yok; her damla bir şiirdir.
Aşk ile ağlayanın hıçkırığı zikirdir
Açar göğsün aşk ile kalbi kalbe aktarır
Yoktur akli izahı bu bir gönül ilmidir.

              Biz de; şiiri, bu dörtlükle hülasa ediyoruz.

              Emin olduğumuz bir cihet var ki; Mevlana, Yunus, Yesevi, Bayram Veli, Mehmet Akif patentli şiirimiz şirazesinde akarak, soylu gençliğimizin yeni söylemleri ile genlerinden koparılmadan; yüreklere nakşedileceği kuşkudan uzak bir konudur.

             Şuurla, şuurlu şiire devam...

 

Bu yazı 203 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar