ATASÖZLERİMİZ
İlhami BULUT

İlhami BULUT

ATASÖZLERİMİZ

08 Aralık 2018 - 12:25 - Güncelleme: 12 Aralık 2018 - 10:48


             Geçmişten günümüze gelen, uzun deneyimlerden yararlanarak kısa ve özlü öğütler veren, toplum tarafından benimsenerek ortak olarak kullanılan kalıplaşmış sözlere Atasözü denir. Türkçe’de “sav” ve “darb-ı mesel” olarak da adlanılır.

            Türk Dil Kurumu’ndaki tanımı bu;

             O halde diyebiliriz ki; trafik levhaları gibi deneyimlerle hayata aktarılan hayati prensipler, yaşam yolundaki işaretlerdir atasözleri.

               Şu kadar ki; bu özlü sözleri işimize geldiği gibi değil de sözün ruhuna uygun anlamamız şartıyla bazı atasözlerini ekseninden maalesef        çıkarmışız. Mesela;

Üzümünü Ye Bağını sorma:

              Bu sözün ruhuna indiğimizde, tam bir fakir fukara, garip gurebanın onur zırhı olduğunu görürüz, çok nezih, narin ve hassas bir yaklaşımdır.

             Örneğin; bir oba düşünün, akşam komşu çadıra misafirliğe gittiniz, bu komşunun bağının, bostanının olmadığını biliyorsunuz, size bir tabak üzüm getirdi.

             Bu atasözü diyor ki; işte burada sorma ‘komşu hayırdır, senin bağın bostanın yok, benim bildiğim kadarıyla’ bu üzüm falan deyip kaş göz oynatma diyor. Ye teşekkür et kalk. Veya asgari ücretli bir eve konuk oldun, diyelim kahve sonra, kuzu kavurma, çay, meyve ikram böyle gidiyor. Sen asgari ücretle çalışıyorsun, nerden aldın bunları diye kabalık yapma.

             Ama iane diye bir partiye yardım adı altında bir çanta para getiren bir müteahhide sorma diye anlama sen bu sözü.

Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşasın:

            Bu sözde bize ait bir atasözüdür ve doğrudur, ne zaman; yanlış kimseye kullanıldığı zaman, suya, sabuna dokunmaz, soğuk, heyecansız, aksiyoner bir yönü yok, uyuşuk, komşunun evi yansa umurunda olmayan kişiler için kullanılmıştır ve çok doğrudur. Yani atalarımız tanımdaki tiplere vicdansız yerine etik ve edebi olsun diye, Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşasın diyen biri olarak tanımlanmış, çok zarif bir sözdür.

Devletin Malı Deniz Yemeyen Domuz:

           Çok vicdani, etik ve namuslu bir sözdür. Atasözleri terminolojik olarak çok ince, çok zarif, çok edebi sanat içeren sözlerdir, akılda kalmasını sağlayan, argo kavram içermeyen, zeki ve şık sözlerdir.

             Bu güzel, onurlu sözü çok iyi tahlil ve analiz etmek gerek, tam karşılığı, sözün ruhunda yatan karşılığı şu.

             Hakkı olmadığı halde devletin malını yiyen domuzdan aşağıdır.

            Nasıl bu yargıya varıyoruz bakalım, beytülmalın denize teşbihi nereden geliyor, eriyen karlar, yağan yağmurlar, çaylar, dereler, nehirler hepsi denizde toplanır. İşte bunun gibi çobanın, köylünün, ağanın, paşanın vergisi, öşürü vs. hepsi beytülmalda toplanır teşbih bu.

           Yemeyen domuz..akustik ve fonetik sanat bağlamında ses düşümü ile, bir bende oturarak şiirleşiyor. Akılda kalma kolaylığı, akıcılık ve şuur parıltısı içerir. (ayrıca bu sözün söylendiği dönemleri düşünelim başta zorlu bir hükümdar olduğunu farz et, devletin malı deniz yiyen domuz dersen, kelleyi gövden üstünde tutamazsın)

            Esneklik ve estetiklikte olacak.

           Keza çok zarif ve güçlü bir hiciv vardır. Tam tamına şiirseldir.          

           Deniz suyunu domuz bile yemez, içmez; domuzun toplumumuzdaki kabul karşılığı malum haram, temiz olmayan işte söz sanatları çerçevesinde oluşmuş çok veciz bir söz. Anlaşılabilir karşılığı;

           Devletin malı deniz, domuz (olan) olsa yemez.

           DEVLETİN MALI DENİZ, DOMUZ OLAN (olsa) YEMEZ..

           Bu sözün ruhu, özü ve vicdani karşılığı tam olarak budur.

           Ye de gör sonunu, dede koruk yerse torunun halini…

Bu yazı 1566 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar