YOK ÜLKE
İhsan TARAKÇI

İhsan TARAKÇI

YOK ÜLKE

05 Ağustos 2018 - 12:22

Gıyasettin Dağ, Elâzığ Fırat Gazetesi’nde yazan, özellikle kitap tanıtımı hususunda okura önemli katkılar sağlayan değerli bir kalem...

Daha da ötesi, okurun, daha önce duymadığı bir şeyleri duysun, bilmediği bir şeyleri öğrensin, okuduklarında onu düşündürecek bir şeyler olsun, gailesiyle yazan nadir kalemlerden...

O, yazarla okuyucu arasında bir alışveriş olduğunun bilincindedir.

Öyle de olmalı…

Okuyucu, bu alışverişten her zaman karlı çıkmalı… Kazıklanmamalı…

Okumak için beş veya on dakikasını harcıyorsa eğer okur; “harcadığım zamana değmiş” diyebilmeli…

Keyiflenmeli…

***

Gıyasettin Dağ’ın, son makalesi, dünyada en çok basılan kitaplar arasında yer alan bir eserle ilgili. Thomas More’ın “Ütopya”sı…

Dağ, “Ütopia bir hayal ülkesi mi?” başlığıyla yazıya döktüğü düşüncelerini, bu soruya cevap aramakta yoğunlaştırıyor ve şöyle bir savda bulunuyor.

“Thomas More’ın, eserini okurken benim merakım başka bir alana daha kaydı. Acaba yazar bir şekilde İslam kaynaklarından, tarihinden, toplum ve devlet anlayışından etkilenmiş miydi? Buna dair elimde bir veri yok, ama bu soruları sormamı haklı kılacak teorilerim var.

Bu teorimi yazarın tarım toplumu ve toprağın işlenmesine dair görüşleri ve adil bir yönetim kurma, köleliği kaldırma gibi öngörülerinin İslami referanslara yakınlığı açısından iki boyutta değerlendireceğim. İslam devlet geleneğinde ve bunların bir devamı olarak mükemmel haliyle Selçuklu’da, Osmanlı’da uygulanan tımar sistemi ve benzeri uygulamalarla ülke toprağının her karışı ekilip biçilecek şekilde planlandığı, toprağı belli sürelerde işlemeyen tımar sahiplerinden yâda köylüden geri alındığı, buna dair cezaların olduğu tarihsel kaynaklarla sabittir. Yazarın hayalinde kurduğu Utopia’da da durum ilginç şekilde benzerlik göstermekte, tamamı devletin olan ve ailelere işlemesi için tahsis edilen araziler ekilip biçilmediği zaman çeşitli cezalar uygulanmakta ve ailelerin elinden alınmaktadır… Teorim tamda buradan, yazarın hayalleri ile İslam devletlerindeki uygulamaların benzerliklerinden kaynaklanıyor. Bunu söylerken elbette yazarın koyu bir Katolik olduğunu, kralın tüm baskılarına rağmen Protestan olmamak için kellesini verdiğini bilerek yazıyorum.”

diye devam ediyor…

***

5000 yıl öncesine ait bir kırık tablette şu beyitler yer alıyor;

“Eskiden yılanın olmadığı,

Akrebin olmadığı bir devir vardı.

Sırtlan yoktu, aslan yoktu.

Ne vahşi köpek vardı ne kurt;

Ne korku vardı ne dehşet:

İnsanın rakibi yoktu.

Eskiden, Şubur ve Hamazi ülkelerinin,

Bunca dilin konuşulduğu Sümer’in,

Tanrısal yasalı büyük prens ülkesinin, Güvenlik içinde dinlenen Martu ülkesinin,

Bütün evrenin, birlik içindeki halkların

Enlil’e tek bir dilde saygı sundukları bir devir vardı.

Ama sonra, efendi Baba, Prens Baba, Kral Baba,

Enki, Efendi Baba, Prens Baba, Kral Baba,

Öfkelenen Efendi Baba, öfkelenen Prens Baba,

Öfkelenen Kral Baba…”

***

Ütopya sözcüğü, Yunancada yer/mekân anlamına gelen “topus” un başına olumsuzluk takısı eklenerek icat edilmiş…

U-topus… Olmayan yer… Yok ülke…

***

3 bin yıl önce Yunanistan’da bir Hesiodos çıkar, zulmü lanetler. Sparta’da bir Likorgus çıkar, eşitliği sağlar; Kadıköylü Phales çıkar, eşit bir toplum önerir; bir Miletli Hippodamos çıkar, komünist bir kent kurmayı dener.

Platon, Aristophanes, Lukianos ve diğerleri ortak yaşamın yararlarını yazarlar.

Bergama’nın ünlü devrimcisi Aristokinos köle isyanını ateşler…

Umudu şahlandıran bir kavramdır Ütopya… Nerede sıkıntı ve çatışma varsa, orada belirir ve ufukta parlayarak yol gösterir.

Ütopyalar kendi döneminin manifestolarıdır.

Haksızlığa karşı direnenler asılırken, yurttaşların ekmek ve iş haklarını savunurlar, Kadınlar köle gibi muamele görürlerken eşit ve mutlu kadının önemine dikkat çekerler, Çalışmadan sefahat içinde yüzen asalak sınıflara karşı emeği kutsarlar, israfa karşı tutumluluğu, aç gözlülüğe karşı ihtiyacı…

Ütopyalarda mal mülk, cıncık boncuk, takı mücevher hırsı, insan karakterinin bozukluğunun bir ifadesidir. Platon’un yöneticileri altın ve değerli madenlere ihtiyaç duymazlar. Çünkü metalların şahı altın onların özüdür.

Orada herkes kendince sanatçıdır. Bir müzik aleti çalmayan, tiyatro oynamayan, şarkı söylemeyen, yazmayan, resim ve heykelle uğraşmayan, spor yapmayan kalmamıştır ütopyada…

Doğa insanın sömüreceği bir alan değil, onun kopmaz bir parçasıdır. Gölleri, nehirleri, denizleri kirleten fabrikaların yerinde yeller eser. Şelalelerin çırpıntılarına kuş cıvıltıları karışır. Çayırlar cerenlerle çocukların oynama alanıdır.

Şehirler ve sokaklar kadına düşman değildir. Laf atmak yok, sarkıntılık yok, tecavüz yok, cinsel taciz yok… Korku yok…

***

Ne korku vardı ne dehşet.

Ama sonra geldi, Efendi Baba, Prens Baba, Kral Baba…

Bu yazı 1032 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Yunus Türkölmez
    2 ay önce
    Çok teşekkürler sevgili İhsan Tarakçı; yine mükemmel bir yazıya imza atmışsınız. Aslında sayın yazarın bahsettiğiniz yazısını okuyunca benzer şeyleri düşünmedim değil. Hatta gazateye yazının altına yorum olarak yazmayı düşünmüştüm. Ancak şimdi görüyorum da konuyu o kadar güzel ele almışsınız ki yazmadığıma hiç üzülmedim. Çünkü böylesine bir birikim, örnekleme zenginliği, nitelik ve zerafet içerisinde ifade edemezdim sanıyorum. Dostlukla.
  • E.Erdem
    2 ay önce
    Her yer baba dolu ama en büyük baba benim babam. Ütopyada hayal edilen dünyada çocuklarımızın yaşaması dileklerimle kalemine sağlık gardaşım.

Son Yazılar