ÇALIŞMAK HOŞTUR
İhsan TARAKÇI

İhsan TARAKÇI

ÇALIŞMAK HOŞTUR

11 Eylül 2018 - 16:11

Hürriyet Gazetesi başyazarı Vahap Munyar’ın, 24 Ağustos 2018 tarihinde “Çalışan Ele Cehennem Ateşi Değmez” başlığıyla kaleme aldığı köşe yazısını okuduğumda tercih ettiği kolaycılığı görünce yazamadan edemedim.

 

Şöyle ki, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Hasan Elik, bu yıl Kale Grubu’nun Çan’daki geleneksel “Seramik Bayramı” buluşmasında Vahap Munyar’ı göremeyince, orada okuduğu cuma hutbesini Munyar’a gönderiyor. Vahap Munyar da bu hutbeden çok etkileniyor ve onu okuyucuyla paylaşma gereği hissediyor ve paylaşıyor… Hepsi bu.

 

                                        &

Prof. Elik, hutbeye Kale Grubu’nun kurucusu rahmetli İbrahim Bodur’u anarak başlıyor. Onun için şu cümleyi kullanıyor.

“Fabrika bacaları ile cami minaresini yan yana getirmeyi, maddi ve manâ dengesini hassasiyetle kurmayı başarmış, yaşama zevkini yaşatma aşkına dönüştürmeyi kutsal bir vazife bilmiş…”
 

Ardından hutbenin konusunu cemaatle paylaşıyor: Üretim ve İstihdamın Dinî ve Milli Açıdan Önem ve Değeri...


Bu ana temadan yola çıkarak Prof. Elik; Kur’an-ı Kerim’in üzerinde durduğu temel konunun, Yüce Allah’ın evreni yaratan ve yöneten kudret olduğunu, insandan beklenenin de ilahî sıfatları yaşamına rehber edinmesi olduğunu belirtip, buna göre insanoğlunun, içinde yaşadığı dünyanın seyircisi değil, katılımcısı olması gerektiğini söylüyor. Üretim ve istihdamın (sanayi), bu faaliyete katılmanın yollarından biri, günümüz şartlarında belki de en verimlisi olduğunu önemle vurguluyor.

Hutbesini, Bakara 2/30; Sâd 38/26 ayetleriyle destekleyerek, Kur’an-ı Kerim’de insanın çalışması, üretmesi, kendisine; özellikle başkalarına faydalı olması karşılığında, cennet ve Allah’ın rızasının vaadedildiğinin altını önemle çiziyor…

 

Munyar ise, hutbenin bitimine müteakip bir anlığına da olsa manevi atmosferden sıyrılıp, söze giriyor ve huzur içinde köşe yazısını şu cümleyle noktalıyor.  “Kurban Bayramı vesilesiyle sizlerle paylaşmak istedim... İyi bayramlar.”


                                       &
 

“Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” adlı eser Max Weber’in en ünlü ve muhtemelen en önemli araştırması… Weber, iktisat profesörü… Adı geçen eseri kaleme alırken, temel sorusu şu oluyor. “Kapitalizm niçin ilk kez dünyanın başka kesimlerinde değil de Batıda ortaya çıkmıştır?”

Weber, bu soruya cevap niteliğinde çok derin analizler yapıyor, dünyadaki diğer dinleri araştırıyor, oldukça kafa yoruyor bu konuda ve satır aralarında şu tespitlerde bulunuyor…

“Batı’da kapitalist ruhun ortaya çıkması karşısındaki en büyük engel geleneksel değerlerin ataletidir. 17. yüzyıl öncesi Avrupa toplumları farklı düzeylerde geleneksel eylem biçimlerinin egemenliği altındaydı. Örneğin, bilgiyi doğrulamanın temel aracı olarak bilimden ziyade dine başvurulmaktaydı.

Weber, farklı dinsel topluluklardan oluşan ülkelerin mesleki istatistiklerini incelediğinde, daha üst sosyo-ekonomik konumlardakilerin büyük bir kısmının Protestan olduğunu görüyor, yaptığı incelemeler sonucu, geleneksel toplumun kültürel değerlerinin Püritenlik ve diğer Protestan mezhepler tarafından yıkıldığı kanısına varıyor…  

Weber’in analizine göre, Püriten cemaatlerin; birbiriyle ilişkili üç hükmün etkisinde oldukları görülüyor…

Bu buyruklardan ilkine göre, Tanrı bir işte emeğin rasyonel kullanımını emreder. Püriten inanç sürekli olarak tekrarlanan, çoğu kez tutkulu, sıkı ve sürekli bedensel veya zihinsel çalışmayı telkin eder. Bu bakış açısından hiçbir gevşeklik, çalışmaktan kaçış söz konusu olamaz, zira çalışmak bir çileci erdem deneyimidir ve bir işte rasyonel, metotlu davranış Tanrı’nın inayetinin göstergesi olarak alınır. Bu yüzden, Püriten açısından “zamanı boşa harcamak günahların ilki ve en büyüğüdür”, çünkü “boşa geçen her saat Tanrı’nın takdirini kazanmak için çalışma süresinden bir kayıptır”.

Weber’e göre bu hüküm, modern iş bölümünü ahlaken meşrulaştırmakla kalmaz, aynı zamanda dünyevi çileciliğin metodolojik doğasını en iyi biçimde sergileyen bu gösterişsiz, orta sınıf bireyler için en üst mükafatı da içerir.

İkinci emir, toplumsal hayatın açık dinsel değere sahip olmayan yanlarını yasaklar. Nitekim Püriten papazların bakış açısından, din dışı edebiyat, tiyatro ve neredeyse diğer tüm boş zaman faaliyetleri önemsiz ayrıntılardır ve hatta batıldır.

 

Weber’e göre, sermaye birikimi ve modern burjuvazinin gelişmesi genelde belirli düzeyde insani zaaflara yol açsa da sıkı çalışmayı, sınırlı haz ve tüketimi, paranın pratik amaçlı kullanımını emreden değerlere sahip tüm topluluklarda kaçınılmaz bir sonuçtur. Modern kapitalizmin ortaya çıkış nedeni de budur ona göre… Kapitalist ruhun dinsel kaynakları ortadan kalksa bile Püritenlik modern insanlara “para kazanma konusunda şaşılacak düzeyde, hatta riyakârlık derecesinde iyi bir vicdan” kazandırmıştır.” diye devam eder sözlerine…

                                        &

Gözlerime derin derin baktı ve sordu Sakallı Mustafa…

“Geçenlerde bir kitaptan söz edidin… Adı Ütopya mıdı, Nedi? Orda bir bahis geçidi hatirlimisin?”

 ve devam etti.

“Ütopya ülkesindeki insanların en fazla altı saat çalışmasının ülkenin refahı için kâfi geldiğini söylidi… diğer halklara mensup insanların büyük bir kısmının işsiz güçsüz kaldığını hesaba katınca bunun doğru olduğuna kanaat getirileceğini iddia edidi… Çünkü ütopya dışındaki ülkelerde toplumun yarısını oluşturan kadınların neredeyse tamamının çalışma hayatının dışında kaldığını, kadınların çalıştığı ülkelerde ise çoğunlukla erkeklerin yan gelip yattığından bahsedidi… Bunlara bir de hiç çalışmayan din adamlarını ekleyip, yanlarına da zenginleri, toprak sahiplerini ve bir de onların hizmetçilerini ilave edersen, üstüne de boş oturan silahlı güçleri de eklersen… Hele bir de çalışabilecek durumda olan ancak hastalık bahane ederek çalışmayan dilencileri… hele hele bir de gereksiz işlerde çalışanları katarsan diye devam edidi…

Bir de gardaşıma diyem o profesörün adı nedi? Yoh, yoh… Weber’i demim…Cuma hutbesini okuyanı deyim, Hasan’ı, Hasan’ı. Hele ona diyedin, rahmetli İbrahim Bodur’u öğisin çok hoş… Soradın hele rahmetli, işçinin alın teri kurumadan maaşını ödimidi? Kazandığını çalışanlarına adil bir şekilde dağitimidi? Ya da ne bilem, rahmetli boğazdaki yalısında keyif çatiken, çalışanları gecekondu köşelerinde, altlarından ırmaklar geçen köşklere kavuşabilmenin hayalini mi kuridi? Yav he, he…  Çalışmak hoştur.

Bu yazı 594 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Erdal
    3 hafta önce
    Mustafa daha ne diye?.. Doğru deyi.. Alın teri ve Hak aramak.. Hele bu devirde.. Mustafa komik olma!..

Son Yazılar