BİR BİLGE'NİN SON ANI
İhsan TARAKÇI

İhsan TARAKÇI

BİR BİLGE'NİN SON ANI

05 Mart 2018 - 15:39

Platon’un yaşamı boyunca en çok etkilendiği kişi kuşkusuz Sokrates’tir. Bu etki, onun yaşamında hem felsefi hem de kişisel manada kendini gösterir, nitekim Sokrates’in ölümü Platon’u derinden yaralar ve ruhunda travmatik bir iz bırakır… Böylesine ‘düzgün’ ve ‘güzel’ bir adamın Atina demokrasisi tarafından ölüme gönderilmesini içine sindiremez Platon. Hocasını kaybetmenin derin acısıyla Atina’yı terk edip gider.

Platon, çoğu filozof gibi düşüncelerini dile getirme açısından düz yazıyı tercih etmez. Bunun sebebini düz yazının fikirleri boğacağına ve kısıtlayacağına bağlar. Çözüm olarak, diyalog tarzında yazmayı uygun görür ve diyalog tarzı yazışmayla okuyucuyu konunun içine çekerek adeta onları bir tiyatroda tartışmanın içindeymiş gibi hissettirir. Bunda da başarılı olur.

Örneğin, dünya tarihinde ilk ütopik eser sayılan Politeia (Devlet) adlı kitabı, hocası Sokrates ve çevresindeki insanlar arasında geçen diyaloglardan oluşur. Bu diyaloglara kendi de dahildir. Platon, bu tarz yazışmayla sağlıklı ve mutlu bir toplum için düşündüğü ifade edilmesi oldukça zor bir devlet modelini oldukça anlaşılır bir şekilde yazıya döker. Günümüzde dahi önemini yitirmeyen bir eser ortaya çıkarır böylelikle…

Platon, Devlet adlı eserindeki ‘Phaidon’ diyalogunda Sokrates’in son anlarını kaleme alır. Şöyle başlar anlatmaya…

Geriye bizler kaldık ve kendi aramızda, durumumuzu ve söylenmiş̧ olan sözleri bir kez daha gözden geçirdik, sonra başımıza gelmiş olan bu uğursuzluğa verdik veriştirdik. Bundan böyle, babasını yitirmiş̧ bir öksüz gibi yaşamımızı sürdürmek zorunda kaldığımız kanısında birleştik.

O yıkandıktan ve yanına getirilen çocuklarıyla görüştükten- iki küçük oğlu, bir de büyük oğlu vardı- ve yakını olan kadınlarla Kriton'un yanında konuştuktan ve onlara söyleyeceklerini söyledikten sonra kadınları ve çocuklarını yolladı ve bizim yanımıza geldi.

Güneş̧ batmak üzereydi. Yanımıza gelir gelmez oturdu, şimdiye dek pek bir şey söylememişti. Bu sırada içeriye On Birlerin adamı girdi. Bu kişi ona yaklaştı ve dedi ki:

“Sokrates, Yukarıdan gelen buyruğa göre kendilerine zehri içmeleri gerektiğini bildirdiğimde bana kızıp söven kimselere içimde duymuş̧ olduğum öfkeyi sana karşı asla duyamam. Senin ise burada karşılaştığım kimselerin en soylusu, en yücesi ve en iyisi olduğunu görüyorum ve şimdi bana kızmayacağını da pek iyi biliyorum- çünkü sen de seni buraya yollayanların kimler olduğunu pek iyi bilirsin. Kızacaksan onlara kız. Şimdi sana ne demek için geldiğimi anlamışsındır: Elveda! Artık değiştirilemeyecek olan yazgıya sıkıntı çekmeden katlanmanı dilerim.”

Bu sırada ağlamaya başladı, döndü ve gitti. Sokrates ise onun arkasından bakakaldı ve dedi ki:

“Sana da elveda! Biz de üzerimize düşeni yapacağız.” Sonra bizlere dönüp dedi ki:

“Bu ne kadar ince bir adam. Bana hep iyi davrandı. Benimle hoş̧ konuştu. Çok iyi bir insan. Şimdi de ardımdan nasıl da içtenlikle ağlıyor. Haydi Kriton! Biz de ona uyalım, içecek hazırlanmış̧ ve sıkılmışsa getirsinler, değilse hazırlansın.”

Bu sırada Kriton dedi ki: “Ama Sokrates, dışarıda dağlar görünüyor, demek ki güneş̧ daha batmamış̧, hem, başkalarının bu içeceği artık içmeleri gerektiği kendilerine bildirildikten çok sonra, çok geç içtiklerini; üstelik çok iyi yemek yediklerini ve içki içtiklerini, yanlarına istek duydukları bir güzeli getirttiklerini biliyorum; onun için acele etme, daha erken.”

Bunun üzerine Sokrates dedi ki:

“Senin sözünü ettiğin o başkaları tabii böyle yaparlar Kriton, çünkü onlar son ana dek bir şeyler kazanacaklarını sanırlar. Ben ise onlar gibi yapmayacağım, çünkü ben artık bir az daha geç kalmakla bir şey kazanmayı ummuyorum; yaşama yapışır ve artık elde olmayanı elde tutmaya çalışırsam kendi gözümde kendimi gülünç bulurum. Haydi bakalım, beni dinle ve dediğimi yap.”

Bunun üzerine Kriton, eliyle bir işaret verdi. Dışarıda bekleyen ve daha önce hazırlamış̧ olduğu içeceği bir çanakta sunacak olan adamı içeri getirdiler. Sokrates bu adamı görünce, “iyi” dedi, bunu alınca ne yapılacağını pekâlâ bilirsin. “Bir şey yapmak gerekmez” dedi adam, “yalnız, bunu içtikten sonra burada bacakların ağırlaşıncaya kadar biraz dolaşırsın, sonra uzanırsın ve bu etkisini gösterir.”

Bunu söyledikten sonra Sokrates'e çanağı uzattı ve o da bunu aldı. Ve önemli bir şey değilmiş̧ gibi, hiç eli titremeden, yüzünü ekşitmeden, renk vermeden, her zaman yaptığı gibi karşısındaki adama gözlerini dikerek sordu:

“Bu ne kadar? Karşılığında ne verelim?”

“Biz, yalnızca etkili olduğunu bildiğimiz kadarını hazırlıyoruz Sokrates” diye adam cevap verdi.

“Anlıyorum”, dedi Sokrates. “Öyleyse, şimdi bir sakıncası yoksa Tanrılara yalvarabilirim. Şimdi, şunu diliyorum: Buradan oraya yolculuk rahat olsun ve olacak olan olsun!”

Bunu der demez zehri içmeye başladı ve dipdiri ve korkusuz kalarak içip bitirdi.

Çoğumuz bu ana dek ağlamamak için kendimizi tutmayı başarmıştık; ama onun o şeyi içmeye başladığını ve içip bitirdiğini görünce artık dayanamadık. Benim bile gözlerimden, damla damla değil, sel gibi yaşlar boşandı, öyle ki, yüzümü saklamak zorunda kaldım. En çok da böyle iyi bir dostu kaybetmenin verdiği acıyla kendime acıyarak ağlıyordum. Kripton da göz yaşlarını tutamadığı için benden biraz daha önce bir köşeye çekilmişti. Daha önceden ağlamaya başlamış ve ağlaması kesilmemiş̧ olan Apollodoros ise şimdi hıçkırıklarıyla yüreklerimizi parçalıyor, Sokrates dışında hepimizi acılara boğuyordu. O ise dedi ki:

“Burada ne yapıyorsunuz bakayım ne biçim adamlarsınız! Kadınları bu hataya düşmesinler diye yolladım. Birisi ölürken sessiz kalmak gerektiğini hep işitirdim. Onun için şimdi susun ve metin olun.”

Bu sözleri duyunca çok utandık ve hemen ağlamayı kesip kendimizi toparladık. O ise oda içinde dolaşıyordu ve bacaklarının ağırlaştığını anlayınca sırtüstü uzandı; çünkü ona zehri veren adam böyle söylemişti. Bundan sonra o adam ara sıra onun ayaklarını ve bacaklarını yoklamaya başladı. Biraz sonra ayağına sıkıca bastırıp bir şey hissedip hissetmediğini sordu. O, hayır, dedi. Biraz sonra dizine bastırdı ve yavaş̧ yavaş̧ yukarı doğru çıkarak bize onun nasıl soğuduğunu göstermiş̧ oldu. Sonra bir kez daha yokladı ve bize dönüp dedi ki:

- “Bu iş kalbine gelince bu iş bitecek.”

Bedeninin alt bölümü iyice soğumuşken o birdenbire üzerindeki örtüyü açtı, çünkü örtünmüştü. Dedi ki -ve bunlar da onun son sözleriydi-:

- “Ey Kriton! Bizim Asklepeion’a bir horoz borcumuz vardı. Bunu ona verin. Sakın unutmayın!

- “Bu yapılacak”, dedi Kriton, “başka bir şey söylemeyecek misin?”

Kriton'un bu sorusuna bir karşılık vermedi. Biraz sonra titredi ve katılıp kaldı ve adam onun üstündeki örtüyü kaldırdı. Gözleri donmuştu. Kriton bunu görünce onun gözlerini ve ağzını kapadı.

İşte, bu bizim dostumuzun sonuydu ve bizim kanımıza göre çağdaşlarımız arasında gördüklerimizin, tanıdıklarımızın ve sınadıklarımızın en soylusu, en anlayışlısı ve en doğrusu O'ydu.”

 

Bu yazı 1106 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Serap Oğuz Tan
    6 ay önce
    Ne kadar ustaca bi yazı olmuş.. kaleminize sağlık
  • E.Erdem
    6 ay önce
    "Felsefe çıkmaz sokaklara girip çıkmaktır" makalesinin devamı niteliğinde bu yazınızda da adeta "ölüm anında bile felsefe dersi" içeriğiyle o devri güzel yansıtmışsın. O tarihte yüzlerce felsefeci ve bir o kadar da öğrenci olduğu bir realite O deviri en güzel sen yansıtabilirdin günümüze. Tek kelime; "kalemine sağlık".

Son Yazılar