TÜRKİYE DEPREME HAZIRDI AMA BİZ DEĞİLDİK
Faruk YILDIZ

Faruk YILDIZ

TÜRKİYE DEPREME HAZIRDI AMA BİZ DEĞİLDİK

19 Şubat 2020 - 14:15 - Güncelleme: 20 Şubat 2020 - 13:09

24 Ocak depreminden sonra Elazığ’da insanlar yavaş yavaş normal hayata dönmeye başlamış görünüyor. Üzerinden yaklaşık dört hafta geçen depremin ardından artçı sarsıntıların olması insanlarımızın deprem psikolojisinden kurtulmasını da haliyle zorlaştırıyor. Bu duruma bir de okullarımızın tatil sürecinin uzatılmasını da göz önüne alırsak Elazığ insanının deprem psikolojisinden sıyrılmasının çok da kolay olmadığını anlayabilmeliyiz.

Depremin ikinci haftasından itibaren il valiliğimizin talimatlarıyla birçok öğretmen ve okul yöneticisi arkadaşlarımızla birlikte çadır alanlarında mağdur vatandaşlarımızın barınma, ısınma, beslenme gibi temel bazı ihtiyaçlarının giderilmesi hususunda görevli ve yetkili kılındık. Bana göre Elazığ depremi için alınan en önemli kararlardan biri de buydu. Kesintisiz olarak bu görevimi on beş gün boyunca severek ve isteyerek devam ettirdim. Bu süreç içinde hepimiz çok önemli gözlemlerde bulunduk ve tecrübeler kazandık diyebilirim.

Özellikle öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin sürece müdahil olmasıyla alanda vuku bulan kaos, kargaşa, itaatsizlik, düzensizlik, yardımların birkaç baskın gruplarca kontrol edilmesi, bazı baskın gruplarca yağmalanması, gerçek ihtiyaç sahiplerine değil de başka alanlarda istiflenmesi; en önemlisi de çadırlarda gerçek mağdurların değil de fırsatçı ve istifçilerin yerleştiklerini üzülerek de olsa gözlemledik.

Bu çadır alanlarının ilk haftada gönüllü adı altında kontrol altına alan grupların gelen nakdi ve ayni yardımları ekseriyetle kendi akraba çevrelerine, gerçek ihtiyaç sahibi olmayanlara, başka alanlarda istiflediklerine, gelen yardımları adaletli bir şekilde dağıtmadıklarına tanıklık ettik.

Öğretmenlerin sürece dâhil olmasıyla bu baskın gruplar ve alanı parselleyen bu yapılar kısa sürede ya dağıldı ya da arkadaşlarımızın kararlı duruşu karşısında dağıtıldı.

Görevli ve sorumlu olduğumuz çadır alanlarında gerçekten evi yıkılan, ağır ya da orta hasar alanlardan ziyade daha çok ya korkudan ya da ekseriyetle yardımseverlerden gelen nakdi ve ayni yardımlardan yararlanmak ve onları istiflemek için durduklarını gözlemledik. Bazen geç vakitlerde takip ettiklerimiz oldu ve evlerinin hasarsız olduklarını tespit edince bulundukları çadırı gerçek mağdurlara tahsis ettiğimizi üzülerek de olsa ifade etmek zorundayım. Bunun gibi daha nice örneklere şahitlik ettik. Bu durumları tespit ettikçe istifçilerin ve çadır alanlarını ilk haftada zapturapt altına alan grupların çadırlardan çıkarılan evi sağlam vatandaşları konuşturarak videolar çektiklerine, devleti suiistimal eden bu vatandaşların konuşma görüntülerini şehirde söz sahibi olan siyasi parti yöneticilerine, onların aracılığı ile de kurum amirlerine gönderdiklerine de gördük.

Sebep?

Oradaki kurulu düzeni bozmuşuz!

Doğru. Düzeni bozduk.

Devleti aciz ve güçsüz göstermeye çalışanların düzenini bozduk.

Gelen yardımların adil dağıtılmasını sağladığımız için düzeni bozduk.

Çadır alanındaki başına buyruk hareketleri bitirdiğimiz için düzeni bozduk.

Devleti temsil etmenin sorumluluğunu üstlenerek devletin ne olduğunu, kim olduğunu anlatmaya çalıştığımız için düzeni bozduk.

Evet. Göreve başladığımızın ertesi günü devletimizin bize vermiş olduğu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmeye çalıştığımız için düzeni bozduk.

Bu süreçte şunu çok iyi gördük ki; siyasi popülizm, siyasilerin bürokrasiye emir ve talimatlar vermesi devleti güçsüz göstermekten başka bir işe yaramıyor. Çok şükür ki devlet aklı böylesi afet durumlarında siyasilerden gelen emir ve talimatları ciddiye almıyor.

Her şeye rağmen alanda istekli bir şekilde görev alan meslektaşlarımızın arkasında dimdik duran AFAD Koordinasyon Merkezi Başkanlığına teşekkür ediyoruz.

Aslında bu depremde şunu açık bir şekilde gördük ki şehir bürokrasisi ve insanı olarak bir afet anında ne yapacağımızı, planlanmış bir şekilde nereye sığınacağımızı ve mağdur insanlarımızı nerede barındıracağımızı tam anlamıyla planlayamamışız.

Okullarda ve okul bahçelerinde ve mahalle aralarındaki çadır alanlarında insanlarımızı barındırmak hem güvenlik açısından, hem deprem psikolojisini atlatmak anlamında hiç de doğru bir tercih olmadığını ifade etmek zorundayız. Ancak bunun o an için bir zaruretten kaynaklandığını bilmemiz gerekiyor ancak sonrasında bu durumun bir çözüm olarak görülmesi öğrencilerimizin program olarak diğer şehirlerdeki çocukların gerisinde kalmasına yol açtı.

Böyle bir afet durumunda fay hattında bulunan Elazığ gibi bir şehrin stratejik noktalarında olmak kaydıyla birkaç konteynır kent alanı alt yapısıyla hazır olmalıydı. Bir hafta içinde konteynırlara mağdur olan insanlarımız çok kısa bir süre içinde bu alana yerleştirilmiş olurdu. Bu şekilde okullarımızın da tatil süreci uzatılmamış olurdu.

Ama göründüğü kadarıyla böyle bir hazırlık olmadığı için okulların tatil süreci zorunluluktan uzatıldı. Özellikle sekizinci ve on ikinci sınıf öğrencileri başta olmak üzere MEB’in hazırlamış olduğu Hızlandırılmış Eğitim Programı titizlikle uygulanırsa sınavlarda mağduriyetlerin yaşanmayacağını düşünüyorum.

Depremin ilk anından itibaren devletin, iktidarın en önemlisi de tüm Türkiye’nin Elazığ’da olduğuna hepimiz şahitlik ettik. Bütün Elazığ’a yetecek kadar çadırın, battaniyenin insanlara dağıtıldığını biliyoruz. Sonrasında her çadır yerleşkesine Kızılay’dan ve Elazığ Belediyesi’nden iki kez sabah kahvaltısı, bir kez öğlen yemeği ve iki kez de akşam yemeği olmak üzere toplam beş öğün yemek dağıtıldığına görev yaptığım ve sorumlu olduğum çadır alanında bizatihi gördüm ve yaşadım. Çadırlarda yaşayanların ısınma ihtiyacı için bayilerden ihtiyaç oldukça büyük mutfak tüpü isteyebilme imkânımız vardı.

En önemlisi de Koordinasyon Merkezi tarafından geliştirilen barinma.afad.gov.tr modülü üzerinden bizlere verilen şifre ile bu modül üzerinden çadır alanlarında yaşayanların temel ihtiyaçlarının karşılanması için taleplerde bulunarak on numara bir koordinasyona şahitlik ettik.

Bu modülün geliştirilmesini sağlayan İçişleri Bakanlığı Planlama Daire Başkanı Yusuf AYSUN’un, koordinasyon merkezinin başında bulunan ve almış olduğu sorumluluğun hakkını fazlasıyla veren Kovancılar Kaymakamımız Bünyamin KARALOĞLU’nun, bu modülü geliştirip bu modülün koordinasyonunu, sevk ve idaresini sağlayan Elazığ Milli Eğitim Müdürlüğü Ölçme Birimi Sorumlusu Şube Müdürümüz Ahmet YILDIRIM’ın, aynı birimde görevli meslektaşlarımız ve arkadaşlarımız Kutsal YILMAZ’ın, Sahaddin APAYDIN’ın, Kübra AKINCI’nın ve her sıkıntımızda bizlere hızır gibi yetişen Gülnihal TUNÇ’un büyük bir saygıyı ve alkışı hak ettiklerini belirtmek isterim.

Bu modül üzerinden ihtiyaç duyulan sayı kadar çocuk bezi, süt, giysi, ayakkabı, battaniye, odun, kömür, bayanlar için özel kişisel ihtiyaçlar talep doğrultusunda belli bir koordinasyon içinde çadır alanlarına ulaştırılmaktaydı. Çadır alanımızı ziyaret eden bir bakanımıza bu modülü ayrıntıları ile gösterdiğimde ziyadesiyle memnun oldu ve bunun ilgili diğer bakanlıklarda yaygınlaştırılması gerektiğini ifade ettiler.

Sosyal medya başta olmak üzere yazılı ve görsel ulusal medyada Elazığ’da yaşanan depremle ilgili insanların mağdur olduğunu ajite edenler kendi alçaklıklarını ve gerçek niyetlerini ortaya koymuşlardır.

Özellikle kameralara konuşanların tamamına yakınının istifçi ve fırsatçılar olduğunu alanda fiilen 15 gün görev yapan biri olarak ifade etmeliyim.

Devlet her yönüyle Elazığ’daydı, hükümetimiz her yönüyle Elazığ’daydı, tüm Türkiye her yönüyle Elazığ’daydı. Elazığ’da olmayanlar fırsatçılar, istifçiler ve ülkenin birlik ve beraberliğini gölgelemek isteyenlerdi.

Bu ifadeler Türkiye’nin ezik PORTAKAL’ına (!) ve ajan, provakatör kanalına kapak olsun.

Ezcümle;

1-Elazığ’ın böylesi afet durumlarına hazır olmak için şehrin stratejik noktalarına alt yapısı hazır halde bekleyen birkaç konteynır kent alanına,

2-Bir afet anında her an her şekilde hazır olan Afet Acil Müdahale Grubu adında bir oluşuma,

3-İlk defa Elazığ’da kullanılan barinma.afad.gov.tr gibi afet anında ivedilikle koordinasyonu sağlayan bir modüle ve modülü sevk idare eden bir ekibe,

4-Yağma, talan, istifçi ve fırsatçı kültürüne sahip bireyler için kişisel gelişim ve olgunlaşma eğitimi adı altında MEB müfredatına bir dersin konması ve bunun yaygın eğitimde de zorunlu kılınmasına,

5- Bazı sivil toplum örgütlerinin tüm kadrolarıyla beraber kendilerine format atmalarına,

6-Milletin ve devletin parasını depremzedelere yardım çeki adı altında kendi keselerinden vermiş gibi yapanların ilkeli ve dürüst davranmaları gerektiğine,

7-En önemlisi de böylesi olağanüstü durumlarda mutlaka her şehrin bir üst akıl grubuna ihtiyaç duyulduğunu bilmemiz ve görmemiz gerekiyor.

Kalın sağlıcakla.

Bu yazı 1614 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Sergüzeşt
    1 ay önce
    Sivil toplum örgütleri için dedikleriniz çok doğru. İşini hakkıyla yapanlar var elbette. Ama çoğu da misyonunu kaybetmiş.
  • Mustafa çimtay
    1 ay önce
    Kalemine sağlık

Son Yazılar