SİYASİ İKTİDARIN VİRÜSLERİ: DALKAVUKLAR VE YALAKALAR
Faruk YILDIZ

Faruk YILDIZ

SİYASİ İKTİDARIN VİRÜSLERİ: DALKAVUKLAR VE YALAKALAR

06 Haziran 2018 - 12:50

İktidar olmanın hedonizmine kapılanlar elde ettikleri gücü geleceğe taşıyamazlar. Elde ettikleri güçle ilk zamanlar milletin huzurunda popülizmden uzak tutarlı fikirler dile getirilir. Bu düşünce üretimi her zaman hareketin fikir teorisyenleri tarafından seslendirilir. Davanın fikir öncüleri toplum nazarında her zaman saygı ve sevgiyle karşılanır. Topluma itidal verdikleri gibi kendilerine ve davalarına da itibar kazandırırlar. Bu öncüler her daim siyasi hareketin en çileli ve sancılı dönemlerinde vardırlar.

Hareketin lideri bir meastro gibi örgütü sevk ve idare ederken davanın teorisyenleri de halka küçük dokunuşlarla örgüte yönelik sempati ağını genişletirler.

Doğru yerde doğru zamanda ve doğru kişilerle örgütünü kuran lider örgütün çatısını bozmadan ancak yeri geldiğinde yeni eklemeler ve çıkarmalar yaparak örgüt yapısını dinamik tutma görevini üstlenir. Çünkü çatıyı temelden sarsacak müdahaleler ve oynamalar siyasi hareketin hafızasını bir daha eskisi gibi olmayacak şekilde bozar.

En önemlisi de siyasi harekete ruh veren, pratik kazandıran fikir teorisyenleri ve öncüler kaybedilirse gücü elinde tutan siyasi hareket çok kısa bir süre içinde rant, çıkar, şan, şöhret ve makam peşinde koşan dalkavuk ve yalaka takımının kuşatmasına hapsolur.

Bu dalkavuk tayfa iktidar olan siyasi yapıda çok hızlı bir şekilde örgütlenir.  Önce iktidarın şehir yapıları ele geçirilir. Eşler, çocuklar, yeğenler, yakınlar, akrabalar şehir yapılanmasının farklı kademelerinde görevler alırlar.

Daha sonra şehir yapısının tepesine bu çeteyi sevk ve idare eden bir sermaye ağası getirilir.  Tam anlamıyla bir menfaat ve çıkar grubunun kontrolüne geçen iktidar gücü sırasıyla belediyeler, üniversiteler ve devletin diğer kurumları üzerinde hâkimiyet kurup hareketin liderine yalan ve yanlış bilgiler vererek liyakatten ve ehliyetten yoksun daha çok yalakalıkta ve dalkavuklukta kimseye sıra vermeyen tipleri bu önemli kurumların başına getirirler. Ve bu çark bir döngü şeklinde gider gelir... Ta ki iktidar olmanın verdiği hazla herşeyi sömürene kadar.

Hareketin kalbinden gelmeyen bu çıkarcı grup şehri ayakta tutan direkleri birer birer ele geçirince başlarlar bir süre sonra demirden, çelikten mermerden kuleler kaleler yapmaya. Hepsi de birer kibir ve ego abidesi oluverir. Millete tepeden bakmalar, hor görmeler, adam kayırmalar alır başına gider.

Hareketin içindeki ve liderin etrafındaki hakikat savunucularını birer birer bertaraf ederler. Saflar safa yatanlarla dolup taşar.

Dava rafa kalkar dava adamı ise olur davalık.

Kovulur ev sahibi olur yavuz hırsız muteber...

Sonuç: Büyük bir ümit beslenen siyasi harekette başlar bir çürüme ve yozlaşma.

Çare: Vakit çok geç olmadan bu yalaka ve dalkavuk takımından siyasi hareket kurtarılıp asil sahiplerine iade edilmelidir.

Makalemi kısa bir hikâye ile taçlandırmak istiyorum.

Hikaye, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Savarona yatında geçiyor. Dostlarına yatta sohbetli eğlenceli bir akşam yemeği veren Gazi Paşa sohbetin en koyu anında bir soru sorar arkadaşlarına. Tabii ki sohbette Falih Rıfkı Atay, Kemalettin Kamu gibi tanınmış simalar vardır. Gazi Paşa derki "söyleyin bakalım ben ölünce bu millet arkamdan ne der acaba" . Başlar bir yalakalık ve dalkavukluk yarışı... Kimisi yüzyılın adamı, kimisi dahi üstü dahi, kimisi daha da ileri giderek işi peygamberliğe kadar götürür. Gazi tebessüm içinde muhataplarına acıyacak bir şekilde bakarak: Hayır! Hiç birinizde bilemediniz. Ben öldükten sonra bu millet arkamdan ne diyecek biliyor musunuz? Bu adamın etrafındaki bu puşt, pezevenk takımı olmasaydı bu adam çok daha büyük işler başaracaktı diyecek." Ortamı bir süre bir sessizlik alır ve sonrasında hiçbir şey olmamış gibi eğlenceye devam edilir.

Evet sevgili okur bu hikaye günümüzde de size bir şey hatırlatmıyor mu? Biz hikâyeyle sadece makalemizi desteklemek istedik. Yorum sizin.

Kalın sağlıcakla.

Bu yazı 1477 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum

Son Yazılar