LİDERLER VE ÜLKELER
Faruk YILDIZ

Faruk YILDIZ

LİDERLER VE ÜLKELER

02 Eylül 2018 - 14:26 - Güncelleme: 02 Eylül 2018 - 17:40

Dünya tarihi boyunca sayısız imparatorluk ve devlet kurulmuş ve bir süre sonra içten ve dıştan sebeplerle çürümüş ve yok olmuştur. Asya da Avrupa da bunun sayısız örnekleri vardır. Mısır Medeniyeti, Hititler, Persler, Helenler, Romalılar, İslâm İnanç İmparatorluğu, Osmanlı imparatorluğu, Moğol imparatorluğu, Çin, Rus İmparatorluğu gibi adını sayabileceğimiz daha onlarca imparatorluk ve devlet. 

Her toplum devlet, imparatorluk ve en önemlisi de medeniyet olmak için bazı sosyal, tarihsel ve iktisadi evreleri yaşamak ve geçirmek zorundadır. İçten ve dıştan saldırılara karşı direnme bu evrelerin en önemli safhasını oluşturur. İçeriden hainler ve işbirlikçiler, dışarıdan da bir düşman kuşatması realitesi tarihin olağan bir akışı olarak her zaman karşılaşılan bir gerçektir. Ancak bu durum daha çok Asya toplumlarında ve özellikle Müslüman dünyasında daha belirgin olarak yaşanmış ve yaşanmaya da devam ediyor. İslamiyet'in İlk dönemlerinde Emevi- Abbasi mücadelesi, Selçuklu döneminde Anadolu'da İkinci Kılıç Arslan sonrası manzara, Osmanlı dönemindeki taht mücadeleleri tarihimizin ne yazık ki bu hususa dair yaşanan örnekleridir. 

Bir toplumun yada milletin büyük devlet yada imparatorluk olması da bu olguların başarıyla bertaraf edilmesiyle mümkün olabiliyor.

Tarihimizde istisna olarak Anadolu Selçuklu devleti kısa sayılabilecek bir dönem yaşamış ve en güçlü döneminde yukarıda belirtilen olguları bertaraf edemediği için güçlü bir devlet olamamış ve belki de İmparatorluk olma sürecine girme şansı varken bunu iç ve dış müdahaleler karşısında başaramamıştır. Ve bu oluşum Selçuklular için başlamadan Moğol müdahalesi ile beraber yaklaşık iki yüz otuz yıl boyunca bugünkü sınırlarımıza yakın bir toprak üzerinde çok da etkili olmayacak bir şekilde varlığını sürdürmüştür. Osmanlılar ise Selçuklular da olduğu gibi beylik sürecinden devlet sürecine etkili bir şekilde geçmiş ve nihayetinde büyük bir imparatorluk olmayı başarmıştır. Osmanlılar için imparatorluk evresine geçiş yine iç ve dış mücadelelere rağmen yaklaşık yüz elli yıl gibi bir süreci kapsamaktadır.

Bir toplumun yada milletin güçlü bir devlet yada İmparatorluk olması mevcudiyetindeki önderlere bağlıdır. Selçuklular bu liderlere sahipken veraset meselesi bu süreci sonlandırmıştır. ikinci Kılıç Arslan, Alaaddin Keykubat  etkili liderler olmasına rağmen veraset meselesi devleti etkisiz kılmıştır.

Osmanlılar ise Fatih Sultan Mehmet'in çıkardığı kanun ile veraset sorununa çözüm getirmiş ve bu hamle çok tartışmalı olsa da devletin imparatorluk olma sürecini hızlandırmıştır. Sonuçta Fatih Sultan Mehmet sonrasında Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Dördüncü Murat, İkinci Abdülhamit gibi liderler çıkmış ve yaklaşık dört yüz elli yıl süren bir imparatorluk dönemi yaşanmıştır. 

Bugün ABD İmparatorluğu da buna benzer evreler yaşamıştır diyebiliriz. Koloni dönemi sonrası Amerikan iç savaşları ve sonrasında  dünyanın siyasi ve ekonomik imparatorluğu... George Washington, Abraham Lincoln gibi liderlerle özgür, modern kendi içinde insan haklarına saygılı bir toplum olmayı başarmış küresel bir imparatorluk kurarak egemenlik alanını sınırlarının çok ötesine taşımıştır.
 

Peki Türkiye'nin bu yerküredeki konumu nedir?
 

Türkiye bugün yukarıda belirtilen evrelerin birinci safhasını tamamlamış bulunmaktadır. 

Eleştiren kesimler olsa da Mustafa Kemal Atatürk ile devlet olma sürecini çok sağlıklı bir şekilde geçirmiş, sonrasında Turgut Özal ile dünya ekonomisine entegre olabilmiş ve nihayetinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile de küresel bir etki alanı açmıştır. 

Türkiye bu evreyi yaklaşık yüz yıl gibi bir süreçte yaşamış ve şu an bu evre iç ve dış müdahaleler olsa da kararlı bir şekilde devam etmektedir. 

Özellikle içerden Ak Parti iktidarı döneminde yaşanan bir takım olaylar zinciri bu ilerlemeyi durdurmak için yapılan müdahalelerdi. Ama toplumun önemli bir kesimi bu olayların ne yazık ki planlı ve toplum üzerinde oynanan bir algı güdülemesi olduğuna inanıyordu. Aslında bu inanma yine Türkiye'nin yükselişini durdurmak isteyenlerin ortaya attığı bir algı yönetiminin bir parçasıydı.

O kesime göre Recep Tayyip Erdoğan dış güçlerin adamı olarak görülüyordu. Oysaki inançla problemli ve mesafeli olan bu kesim iktidarın İslamcı gelenekten gelen bir siyasi hareketin ülkeyi yönetmesini hazmedemiyor, ülkenin önemli noktalarını cumhuriyetten bu yana hovardaca kullanmaya devam edemeyeceği endişesini taşıyordu. Türkiye'nin yükselişini hazmedemeyenler için önemli bir çalışma alanı olduklarının farkına bile varamadılar ve nitekim öyle de oldu. Gezi olayları, ayrılıkçı Kürt hareketi, PKK, FETÖ bu yükselişin durdurulması için Batı nazarında önemli sac ayakları oldular her zaman.

Bugün gelinen nokta Türkiye için çok önemlidir. Büyük devlet olma süreci herşeye rağmen kararlı bir şekilde yürüyor. 

Türkiye'nin  elli,  yüz, yüz elli yıl sonra ABD, İngiltere, Fransa gibi dünyanın siyasi ve ekonomik imparatorluğu olma yolunda emin adımlarla ilerlediğinin farkında olunmalıdır.

Bunun için eldeki değerlerin farkına varmak gerekir. Liderler kolay yetişmiyor. Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'yi büyük ülke olma eşiğine getirmiş küresel bir liderdir. Bu eşikten emin adımlarla içeriye girmek için herkes katkı sunmak zorundadır.

Dünyada son iki yüzyıl içinde iki lider çıkmıştır. Kabul edelim veya etmeyelim, 20.yüzyılın lideri Mustafa Kemal Atatürk, 21.yüzyılın lideri de Recep Tayyip Erdoğan'dır. Bu fırsatı iyi görmek ve değerlendirmek gerekir.

Bilinmelidir ki bir şeyi aşırı sevmekle bir şeyden aşırı nefret etmek aynı şeydir. Çünkü ikisinde de körlük vardır. 

İdeolojilerimizi ve inançlarımızı bir kenara bırakıp geleceğin ülkesini inşa etmek en temel görevimiz olmalıdır.
 

Kalın sağlıcakla.

 

Bu yazı 1613 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Vedat yildiz
    10 ay önce
    Slm hocam Nasilsin Butun kalbimce daima basarli olmani dillerim Vedat yildiz

Son Yazılar