DÜŞÜNCEYE DAİR YANSIMALAR
Faruk YILDIZ

Faruk YILDIZ

DÜŞÜNCEYE DAİR YANSIMALAR

31 Ekim 2018 - 12:12

İnsanımızın ve toplumumuzun temel bir sorunu olan düşünme ve düşünce eylemi İslam Medeniyetinin şekillenmesini sağlayan ana akım düşüncelerinin oluşması ve şekillenmesi 8. ve 13. yüzyılları arasında zirve yapmıştı. Hurafelerden ve bağnazlıklardan arınmış, mezhebi, tarikatı, cemaati merkeze almayan; tamamen düşünce ve düşünme odaklı yeni bir İslam Dünyası tasavvuruna ihtiyaç duyulan bir dönemi yaşıyoruz. 13. yüzyıldan bu yana süregelen düşünce gerileyişi içtimai hayatın ve devletin her alanına yansımış durumda. Bu uykudan uyanmanın vakti gelmiştir.  Zaman ve şartlar buna müsait. Bize düşen korkmadan çekinmeden ama saygı ve nezaket kuralları içinde düşünce üretmek. Çıkarlar ekseninde sorgulamadan biat etmek, ruhen ve bedenen güce teslim olmak yedi asırdır süren uykuyu sonlandırmaz, bilakis uzatır. Birazdan okunacaklardan ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

Düşünceye ve Düşünüre Dair…

*Müslüman birey okumuyor, yazmıyor, konuşmuyor, eleştirmiyor. Koşulsuzca biat ve itaat etmeye mahkûm edilmiş. Söylemek istediği her şeyden tekfir ve teşhir edilmekten korkuyor. Kayda değer düşünür ve bilim adamlarımız da ya mürtet ya da kafir ilan ediliyor. Düşüncede ve bilimde tam bir berzah âlemi içindeyiz. Yeni bir Endülüs inşa etmek istiyorsak bireyin zihnine yerleşen ruhban sınıfının kuşatmasından kurtarılması gerekiyor. Bunu sağlayacak olan da devlettir. Peki ama nasıl? Hamaseti bir tarafa bırakarak…

*Müslümanlar on üçüncü asırdan bu yana tamahkârlığa yenik düştü. Bu duygu paramparça olmuş bir İslam coğrafyası yarattı. Yeni düşünceler tekfir edildi. Düşünen tecrit edildi. Ve bu şuursuz akım Moğol İstilasından daha beter bir şekilde medeniyetin ilerleyişini keskin bir şekilde durdurdu. Ve hala etkisi en katı bir şekilde devam ediyor. Batı karşısında hem yenik hem de ezik bir şekilde...

*Ortaçağda Hristiyan dünyasının yaşadığı travmanın başka bir versiyonu Müslüman dünyasında tezahür ediyor. Düşünceye saldırı, düşünene saldırı… Akla ve bilime mesafe… Son yedi asırdır böyle. Müslümanca düşünmenin vakti gelmedi mi? Tekfir edilmekten korktuğumuz sürece de gelmeyecek gibi…

*Bilimi dine, dini bilime karşı gibi gösterenler şarlatanlar olmuştur. Oysaki ikisi de insanı mutlu etmek için vardır. Her ikisinin çatışma sebebi egoizm ve kibirdir.  Batı bu sorunu Thomas Aguines üzerinden İbni Rüşd ile aştı. Biz ise ruhban sınıfı üzerinden Gazali ile kaybettik...

* Sadece dua ve beddua ederek Batı’yı durduramazsınız. Tek çare akılla, düşünceyle, bilim ve teknoloji üretmek. Bunlar olmadan güç ve kudret sahibi olamazsınız.

*Nitelikten yoksun bireyin inanmışlık dürtüsünün sınırlarının ötesine geçme arzusu nükseden toplumsal bir hastalığa dönüştü ne yazık ki...

*İçimizde yeni bir Endülüs inşa etmeye ihtiyacımız var.

*Estetikten yoksun ve rant kokan imar için vurulan her kazma medeniyetimizin hafızasına indirilmiş bir darbedir. 

*Doğruyu duygular belirler hakikat ise akıl ve mantık ölçüsünde evrenseldir.

*Hakikate giden yol şüpheyle alazlanmış ateşe benzer...

*Çıkar, insana ideolojisini ve inancını unutturur...

*Her değişimin bir kıvılcıma ihtiyacı var. O kıvılcım da siz olun...

*Hikmet sahibi değilseniz hamasetle hareket edersiniz. Bu da sizi bilmediğiniz oyunlarda figüran yapar.

*Bir toplumun medeniyet arzusu harekete geçmediği sürece değişim imkânsızdır. Değişim entelektüel birikime sahip bilge şahsiyetlerin dokunuşuyla mümkündür.

*Bir sonuç birden fazla kişilik ve karakter yansıtır. Birincisi; sonuçtan önceki siz, ikincisi de sonuçtan sonraki siz. İkisinde de yolunuzu belirleyen beklentilerinizdir.

*Asıl dava adamı hakikati muhataplarına yerinde ve zamanında yüzüne karşı haykırandır. Her şey değersizleşip yok olunca haykırmak dalkavukluğun en dip halidir.

*Hakikatin sahipleneni hep az olur. Onlar da kalabalıklara göre ya meczuptur ya da deli.

*Asıl şehadet hakikati savunurken ölmektir.

*Bilgeler sorgular, arifler anlar, cahillerde koşulsuz biat eder.

*Zamanın dava adamının yaşadığı en büyük hayal kırıklığı, kendisi gibi düşündüğünü düşündüğü firavunların yarattığı hayal kırıklığıdır.

*Dünün mağduru ve mazlumu olduğunu iddia edenlerin yarının zulmüne ve zalimi olmaya talip olmadıklarını kimse söyleyemez.

*Herkes her şeyi biliyor ama nedense hiç kimse hiçbir şey bilmiyor.

*Çıkar,  insanoğlunu ölü bir canlı bedenindeki kurtçuklara dönüştürür...

*Öyle bir an olur ki hayal kırıklığına uğradığınızı sanırsınız. Oysaki hakikat öyle değildir.  Böyle düşünmenizin sebebi o anlardaki duygularınızın yoğunluğudur. Çünkü duygular doğru olan şeyleri size hakikat olarak gösterir. Bu yanılgı sizde telafisi mümkün olmayan kayıplara neden olabilir. Kaybetmek istemiyorsanız öyle anlarda duygularınızı kesinlikle bir kenara bırakın.

*İnternet mi? Tam bir karadelik! İraden yoksa seni de yutar...

*Büyük fırtınalar büyük sorunları çözer...

*Bazıları sloganların adamı olmayı bazıları da birilerinin adamı olmayı seçer. Kendiniz olmak istiyorsanız hakikatin adamı olmayı seçin başkasının değil. 

*Evrensel değerlerden ve erdemlerden yoksun karakterlerin taşıdığı inanç vicdanları zedeler...

*Bilmek için öğrenmek, öğrenmek için tahayyül etmek gerekir. İkisi olmadan bilgiye ulaşamazsınız.

*Kalabalıklar kendi adamlarını yaratır; fikir ise kalabalıklara ruh verenleri...

*Bilgelik; özgüven, tevazu ve cesaretin kesiştiği yerdeyse bir anlam ifade eder.

*Doğru kavramı zamana, mekâna ve kişiye göre değişir. Ama hakikati asla değiştiremezsiniz...

*Gençliğe sımsıkı sarılın. Zira onlardır sizi korkmadan geleceğe taşıyan.

*Dünya ne zaman değişti biliyor musunuz? Düşünce özgür bırakıldığı zaman...

*Siz geleceğe dair konuşurken birileri de hep sizi konuşur. Siz geleceği konuşmaya devam edin, bırakın onlar da sizi konuşmaya devam etsin...

*Yeni duygular, yeni düşünceler ve yeni hayaller sizin varlık sebebinizdir. Bunlar olmadan asla geleceğe yürüyemezsiniz.

*Düşünce güzeldir ama insanı kucakladığı zaman...

*Bilgi paylaşıldıkça anlam kazanır ve kazanım olarak size geri döner.

*Egolarımızı değerlerimize tercih eder hale geldiysek biliniz ki çözülme kaçınılmazdır.

*İslâm; yaşama hakkının kutsallığını en güzel şekilde ifade eder.

*Hakikatler üzerinde inşa edilmeyen düşünceler varlık sebeplerini kaybederler.

*Hiç bir zaman ümidinizi kaybetmeyin. Çünkü ümit ansızın kapınızı çalan müjdeli bir haber gibidir.

*Toplumu özünden koparan değişimler inkılap olamaz.

*İnancımızı ve özgüvenimizi kaybedersek geleceğimizi de kaybederiz.

*Değişim; önyargılarımızdan kurtulup empati yapmakla mümkündür.

*Zaman; değer verdiklerinizle anlaşılmaz, vermediklerinizle de aşılmaz.

*İnsanlar kâğıt gibidir. Islanınca dağılırlar.

*Hakikati herkesin birbirine benzediği yerde değil; hiç kimsenin birbirine benzemediği yerde arayın.

*Vicdan konuştukça toplum özgürleşir, vicdan sustukça toplum köleleşir.

*Her yıkım yeni bir uyanışa, yepyeni bir doğuşa ve yeniden dirilişe gebedir.

*Cemreler; havaya, suya, toprağa ve bir de yüreğe düşer.

*İnsan ömründe iki kez emekler...

Birincisi bebeklik çağında,

İkincisi de yaşlılıkta.

Her ikisinde de güçsüz, çaresiz, umutsuz ve muhtaç…

*Düşünmüyoruz, konuşmuyoruz, sorgulamıyoruz, eleştirmiyoruz... Efendiler ne der diye korkuyoruz... Susmayın! Sizin fikriniz de en az onların ki kadar değerlidir...

Kalın sağlıcakla.

 

Bu yazı 1224 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar