ASLINDA HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL
Cengiz GÜLAÇ

Cengiz GÜLAÇ

ASLINDA HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL

02 Mart 2020 - 14:07

            4-5 yıl kadar önce bir müvekkilimin işlettiği çok büyük bir kömür ocağıyla ilgili bazı hukuki ihtilaflar vardı. Bu hukuki ihtilaflar nedeniyle sık sık il dışına gidiyordum.

            Ocağı müvekkilime rödovans sözleşmesiyle veren kişinin maddi sıkıntıları vardı. Aslen Yahudi kökenli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına ocağın sahibinin borcu varmış. İzmir’de bu Yahudi’yle tanıştım.

            Sahanın sahibine yapacağımız ödemelerin kendisine yapılmasını istiyordu. Sözleşmeleri bitirdikten sonra laf lafı açtı konu İsrail’e geldi. Bana başından geçen bir olayı anlattı.

            Bir gün annesi aniden ciddi bir hastalığa yakalanmış. Acilen ameliyat olması gerekiyormuş. Yahudi cemaatinden birileri annesini İsrail’e götürmesini tavsiye etmişler. Bu tavsiyeyi yapanlara “Zamanım yok, vize işlemleriyle uğraşamam, bir an önce annemi ameliyat ettirmem lazım” dediğini söyledi. Çünkü sonuçta kendisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, İsrail’e vizesiz gidemez.

            Bunun üzerine aynı kişiler, “Vizeye gerek yok, al anneni bindir uçağa ve git” demişler. Riske girip gitmiş.

            Uçak inince vizesinin olmadığını söylemiş. Bir odaya almışlar, beklemesini söylemişler. MOSAD yetkilileri gelmiş, kısa bir süre sonra alıp annesini hastaneye götürmüşler ve arzu ettiği takdirde devletin kendisine ev ve iş vereceğini, İsrail’de kalmalarını istediklerini söylemişler.

            Neden mi?

            Olayı anlatan Yahudi bana sorunun cevabını şöyle açıklamıştı…

            Tüm dünyadaki Yahudiler her nerede olursa olsun İsrail bu kişileri bilir ve de doğal olarak her Yahudi İsrail vatandaşıdır. İsrail’e dönmeleri halinde istedikleri zaman kendilerine devlet bedelsiz olarak evlerini verir ve iş garantisi sağlar. Yeter ki İsrail’e dönsünler…

*****

            1999 depreminde İsrail’in Türkiye’ye gelip göçük altında kalan vatandaşlarını tek tek çıkartıp ülkelerine götürdüğü iddia edilir. Doğru mu, değil mi bilemem ama yukarıda yazdıklarımı düşündüğümde neden olmasın?

            İsrail güzellemesi yapmadığımı tahmin ediyorsunuzdur. Peki bunları neden yazdım?

            Nefret elbette ki bir duygu ifadesi olabilir ama nefretimizi tespit hükmü yerine koyarsak büyük devlet olamayız. İsrail’in büyük şeytan olması demek büyük bir devlet olmadığı anlamına gelmiyor.

            Bugün Ortadoğu’da yaşadığımız hiçbir olay İsrail’den, İsrail’in pisliklerinden bağımsız ele alınamaz. Daha önce köşemde darbeci Sisi’nin yönettiği Mısır Meclisinde, o dönem kimsenin bir anlam veremediği Katar krizi patlak verdiğinde İsrail lehine alınan bir kararı yazmıştım. İsrail Mısır’ın aldığı kararlar koca Afrika’yı dolaşmak zorunda kalmadan uzak doğuya gidebilecekti. Hani şu satılık Suud kralının bir küre etrafında Melania Trump yengenin memelerini dikizlerken bilmem kaç yüz milyar dolarlık silah anlaşması yapmak zorunda kaldıklarında, Suudi Arabistan şeyhülislamının İsrail ile savaşmak haramdır dediği dönemler!

            Bizim kompleksli veya kullanışlı İsrail uşakları zannediyor ki İsrail’in baş düşmanı İran’dır! Oysa İsrail yetkilileri her vesileyle İran’ın çocuk oyuncağı olduğunu, asıl meselenin Türkiye olduğunu söylüyorlar.

            Barış Pınarı Harekâtında ne demişti İsrailliler? Bilmem kaç yıl verdiğimiz emeği Türkiye bir haftada yerle bir etti!

            Yine o zaman içimizdeki geri zekâlılar söylemese de, aynı İsrail ne demişti? Önümüzdeki en az 40 yıl bağımsız Kürdistan hayal oldu!

            Demem o ki sevgili okur, mesele İdlip değildir. Mesele 36 şehit de değildir…

            Mesele, bin yılda bu vatanı bize yurt edinen yüz binlerce şehidin şefaatine nail olacak yüzümüzün olmasıdır. İdlip’te şehadete koşanlar bin yıllık nöbeti devam ettiriyorlar. Lütfen bu böyle biline ve tarihe böyle not edile…

            Toplum olarak olaylar karşısında hafızamızın 21 gün olması demek müebbet saflıkta bir hafızamızın olduğu anlamına gelmiyor! Mevzu bahis olan vatansa binlerce yıllık aslımız ve asaletimiz unutmaya izin vermez. Tıpkı İdlip’te izin vermediği gibi.

            İdlip’ten şehit haberleri gelmeden önce HDP ile nikâhsız ilişki yaşayan CHP; kendi iktidarlarında şehitler tepesinin, PKK’nın uşağı HDP ile nikâhlanarak nasıl boş kalacağını anlatır herhalde! HDP eşuşağı CHP’ye şeffaf bir ilişki yaşayalım edemedi mi? Bakın CHP’nin; Atatürk’ün kurduğu partinin, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete düşman olanlarla nasıl nikâh kıydığını sormuyorum bile!

            Son olarak demem o ki sevgili okur,…

            Mesele ne İdlip’tir ne de başka bir şey. Büyük İsrail hayalinin kâbusu olan Türkiye’nin önemini anlamadan söylenecek her söz kelime israfıdır!

BEN OLSAM…

            Cumhurbaşkanımızın İdlip’ten şehit haberleri gelir gelmez ekran karşısına çıkmamasını eleştirenler oldu. Ben çok doğru buldum.

            Sıcağı sıcağına söylenecek sözün esiri olursunuz. Devlet aklı böyle hareket etmez. Perde arkasında konuşulacaklar konuşulur, devletin başı bir şey söyledi mi, o an için geri dönüşü olmaz.

            Ancak, lakin ve fakat…

            Yaşadığımız günler bundan yüzlerce yıl sonra bile tarihin sayfalarında anılacaktır. Yapılan açıklamalar tarihi yazan özne olma bilinciyle yapılmalıdır.

            Be sebepledir ki, ben olsam…

            Merkel ile yapılan üç kuruşluk pazarlığı, turizm gelirlerini, ana muhalefetle atışmayı, ekonomik verileri bu kadar tarihi bir günde konuşmama koymazdım.

            Tarihin huzurunda konuşuyor olmanın bilinciyle, arkasında komutanları alarak, kısa, net, kararlı bir konuşma çok daha doğru olurdu.

            Ve yine ben olsam, o konuşmayı hazırlayan danışman her kimse, muhtemelen muhtarlara karşı yapılacak bir konuşma metni hazırladı diye, kendisine hizmetlerinden ötürü teşekkür etmeden orta sertlikte bir kabalıkla kapının önüne koyardım!

            Haklı olduğum konusundaki fikrinize katılıyorum!

Bu yazı 2011 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar