ÜNİVERSİTELERİN HALİ PÜR MELALİ
Cemil TURGUT

Cemil TURGUT

 ÜNİVERSİTELERİN HALİ PÜR MELALİ

10 Ocak 2019 - 10:46

Ülkemizin gelişmesi ve ilerlemesi için bilimsel katkı sağlayacak lokomotif kurumlardan olan üniversitelerimiz ne yazık ki son zamanlarda daha çok akademisyen ya da doktor cinayetleriyle gündeme gelmeye başladı. Önce Eskişehir’de dört akademisyenin, ardından ilimizde bir başhekimin daha sonra yine ilimizde çok sevilen başarılı bir genel cerrahın ve geçtiğimiz hafta Ankara’da bir hukukçu öğretim üyesinin hunharca katledilmesi yine zaman zaman evlerinde ölü bulunan akademisyenler dikkatlerin üniversitelere çevrilmesine sebep oldu. Aslında bunlar olmadan önce keşke dikkatler üniversitelere çevrilmiş ve gerekli önlemler alınmış olsaydı. Ama her zaman olduğu gibi olaylar olur ve biraz ah vah edilip sonra unutulur.

Öncelikle üniversitelerdeki problemlerin merkezi yönetim, üniversite yönetimi, akademik ve öğrenci kaynaklı olmak üzere birden çok sebebinin olduğunu ifade etmekte yarar var. Merkezi yönetimden kaynaklanan problemlerin başında rektör atamaları geliyor. Bilindiği gibi rektör atamaları eskiden seçimle yapılıyordu, yeni uygulama ise rektörlerin atama yoluyla yapılmasını ön görüyor. Her iki yöntem de kendi içinde sıkıntılar barındırıyor.  Seçimle rektör ataması yapmanın en temel sakıncası oy veren vermeyen arasında yapılan haksızlıklar. Bazı üniversitelerde kendisine oy vermediği için kadrosu verilmeyen veya oy verdiği için de daha günü dolmadan kadrosu ilan edilen akademisyenler olduğunu herkes biliyor.

Bu yöntemlerin ikisi de rektörleri adeta kral havasına sokuyordu. Atamalar, eleman alımı, satın alma ve daha birçok şey rektörlerin iki dudağı arasındaydı. Rektörlerde olan hava bakanlarda bile yoktu. Geçmişte Elazığ’da rektörlük yapan biri Ankara’ya gideceği zaman makam arabasıyla havaalanına gider ve makam arabasını da Ankara’ya kendisini karşılamak üzere boş gönderirdi. Ankara’dan döneceği zaman da diğer makam arabası kendisini karşılar Ankara’daki makam arabası yine boş dönerdi. Tam sekiz yıl bu böyle devam etti.

Rektörler istediği kişiyi işe alabilir. Vekiller bile birine referans olduklarında rektörlere yakaran bir tavırla ricada bulunurlar. Şu anda üniversitelerin büyük bir bölümü işçi bulma kurumu gibi çalışıyor. Kişiye göre bölüm açmalar, ihtiyaç olmadığı halde öğretim elemanı alımları, kapanmış bölümlerin akademisyenlerine kadro peşkeşleri vs vs. Şu anda kapanma aşamasındaki özellikle sayısal birçok bölüme ha bire kadro ihdas ediliyor.

Bir ara rektörlerin beş yıllığına ve tek dönem seçilmesi gibi çok mantıklı bir seçim sistemi gündeme gelmişti. Ama hükümet yetkilileri nedense buna sıcak bakmadılar. Her halde bu sistemle atanan rektörler hükümete, vekillere ve akademisyenlere minnet duymayacakları için bu sistem gündemden düştü.

Bazı dekanların da rektörlerden geri kalır tarafı yok. Öğretim elemanlarını, sözleşmelerini yenilememe tehdidinden tutun da, son sınıf öğrencilerine verilen anlatım teknikleri, sunum teknikleri ve diksiyon gibi ortak seçmeli dersleri kaldırarak ücret alınsın diye yerine satranç dersi koymaya; alanı olmadığı halde kendine yakın akademisyenlerin ücret alsın diye başka alan dersleri için görevlendirmeye kadar keyfi uygulamalarına rastlamak mümkün. Hatta bazı dekanların, ücret alsınlar diye kendilerine yakın; fizik, kimya gibi sayısal bölüm hocalarını, tarih edebiyat gibi sözel bölümlerin staj danışmanı olarak görevlendirdiklerine bile şahit olursunuz.

Bir diğer konu üniversitelerde denetimin olmayışıdır. Bütün kurumların teftiş sistemi olmasına karşın ne yazık ki üniversiteleri teftiş edecek bir üst kurum yok. Eğer şikayet olursa YÖK lütfedip bir soruşturmacı tayin eder o da gelir mevcut yönetimin kanaatini sorar ve ona göre bir rapor hazırlar gider. Bimer Cimer gibi şikayet mercileri de amaçlarına uygun hareket etmiyorlar. Düşünebiliyor musunuz öğretim elemanı veya öğrenci rektörü veya dekanı şikayet ediyor, şikayet dilekçesi bu kurumlar tarafından şikayet edilen kişiye havale ediliyor.

Bir başka konu ise Üniversite sınavında başarısız olan bazı öğrencilerin kapağı yurt dışındaki özel üniversitelere atarak sonra paranın gücüyle Türkiye’deki özel üniversitelere yatay geçiş yapmalarıdır. Birileri kafa patlatacak, gecesini gündüzüne katacak, yüzlerce kitap alacak, dershaneye milyarlarca para yatıracak ki iyi bir bölüm kazansın; birileri de paranın gücüyle yurt dışında uyduruk bir üniversiteye kapağı atacak ve aynı bölümü kazanacak, sonra da ticarethaneye dönmüş bir özel üniversiteye yatay geçiş yaparak orayı bitirip aynı işi yapacak hakka sahip olacak. İşte son olay da biraz bununla ilgilidir. Türkiye’deki sınavdan başarısız olmuş psikolojisi bozuk bir tip belli ki baba parasıyla dışarıda bir üniversiteye girip sonra da Türkiye’de bir özel üniversiteye yatay geçişle gelmiş biri. YÖK’ün öncelikle özel üniversitelerle ilgili bir takım düzenlemeler yapması kaçınılmazdır.

Bir başka konu da bazı öğrencilerin dersleriyle yeterince ilgilenmemeleri ve çalışmamalarıdır. “Üniversiteye girdik nasıl olsa bir şekilde mezun oluruz” mantığıyla hareket etmeleridir. Oysa iyi bir akademik eğitim almadıkları zaman bunun hayatlarının geri kalan bölümünü olumsuz etkileyeceğini bilmeleri gerekir. Hem kendi başarılarının hem de ülkemizin gelişmesinin ve kalkınmasının da bir şekilde yüksek öğrenimdeki başarılarına bağlı olduğunu bilmeleri gerekir. Üniversiteler eğitimin ciddi bir iş olduğunu öğrenciye hissettirmelidirler. Kısaca, öğrenci bilmeden üniversitelerden mezun olmanın mümkün olmadığını anlamalıdır.

Üniversitelerdeki ideolojik yapılanmalar da bir başka yara. Ne yazık ki birçok üniversite adeta kurtarılmış bölge misali bir takım gurupların elinde. Akademisyen olmak veya akademik çalışma yapmak tamamen “bizden ya da bizden değil” köhne anlayışına bağlanmış durumda. Nice zeki, başarılı, kaliteli insanımız, bu ahmakça anlayıştan dolayı yurt dışına giderek akademik çalışmalara başka ülkeler için devam etti.  Ya da akademik dairenin dışına itilerek pasifleştirildi. Bunun yanında öznesi yüklemi belli olan iki cümle kuramayan birçok akademisyen var üniversitelerde.

 Üniversitelerle ilgili bütün sıkıntıları burada dile getirmek elbette mümkün değil. En azından birçok kesim tarafından dile getirilen yukarıdaki ve benzeri problemlerin çözümü için  hükümet ve akademik dünyanın  el ele vererek gerekli  adımları atması gerekir. Abartmak istemem ama birçok üniversitede akademisyen adayları veya akademisyenler patlamak üzere. Bizden söylemesi. 

 

Bu yazı 1652 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar