AKİF'E DAHA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR!
Bed­ret­tin Ke­leş­ti­mur

Bed­ret­tin Ke­leş­ti­mur

AKİF'E DAHA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR!

30 Aralık 2019 - 10:39

İstiklal Marşı Yazarımız Mehmet Akif Ersoy’u vefatının 83. Yılında rahmetle anıyoruz.

Akif, bu milletin, ‘Rol Model İnsanıdır’

Doğruluk adına bir abide dik deseler, Akif’i gösteririm…

Kalemi ile kelamı birdir O’nun!

“Dilinin söylediğini, kalbinin tasdik ettiği bir şahsiyet”

Tıpkı Yunus gibi, “Onda bütün eğrilikler yasak”

          

İlahi birçok şairimiz vardır, edibimiz vardır; Tarihle, zamanla örtüşen yönleri vardır!

İşte, Necip Fazıl Kısakürek, “26 Mayıs’ta, eskilerin deyimiyle gül ayında ”dünyaya gelirler…

Vefat, Hakk’a yürüyüş tarihi, “25 Mayıs” tır…

Bu bir tevafuktur…

O bir hürriyet kahramanıdır!

İdealinin tutsağıdır…

Sadece, Hakk’a gönül vermiştir.

Büyük Doğu Dergisi, yayın hayatı boyunca, 16 defa kapatılır…

Üstat ’ın, öyle zaman olur ki, ‘eserleri toplatılır’ basımı yasaklanır!

          

Arif Nihat Asya… Bayrak Şairimiz!

“5 Ocak tarihi…”

Bir tılsımdır… Manevi bir şifre gibi durur!

Adana’nın, ‘kurtuluş Tarihi’ 5 Ocak tarihidir…

Arif Nihat Asya’nın, “Bayrak Şiirini Yazdığı” gün, 5 Ocak’tır!

Bu şiiri, Adana’nın ‘kurtuluş gününde’ okumuşlardır…

Ve güzel yüzlü şairin Hakk’a yürüdüğü gün de, 5 Ocak Tarihidir!

          

Ve Akif… O yürekli bahadır…

Kahraman insan, Aralık ayına vurgundur sanki!

Doğduğu tarih, 20 Aralık 1873…

Ölüm tarihi, 27 Aralık 1936…

63 yaşında vefat etmişlerdir!

 

Hatırlarsınız, 2011 yılını Akif yılı yapmıştık…

O yıl içerisinde, milletçe hatıralarını paylaştık…

O güzel insanı kendimize, ‘model almanın’ andını içtik!

Akif, haysiyetli duruşun örnek alınacak şahsiyet kumaşıdır.

O iliklerine kadar bu milletin iman ve İslam atlası üzerinde tek söz sahibi olmasının arzusu ile yanmıştır.

İslam’a ve onun aziz bildiği değerlere dil uzatılmasına asla müsaade etmezdi.

Bu gibi tavırlara, hiç mi hiç müsamahası yoktu.

Akif’i, usta kalemlerin tefekkür dünyasında dinlemeliyiz.

Cemil Meriç! Usta bir kalemdir.

Bu usta kalem Akif’i anlatırken, Çanakkale tabyaları gözümün önüne geldi..

Bir milletin akla ve mantığa hapsedemeyeceğiniz direnişi!.

Emperyalizm hiçbir zaman Akif kadar müthiş bir düşman tanımamıştır. Akif hem bir ülkenin sesidir, hem de bütün bir kıtanın... Bu çığlığa kulaklarımızı ve gönlümüzü açık bulundurmazsak hatalarımızın sonu gelmez.”

Akif’in şahsiyetindeki çizgileri lütfen aklımız alabilirse, sadece okumayalım, onu hayatımızın parçası olarak benimseyelim.

Akif’te, söz namustur. Bir defa söz verdimi; kar, tipi, fırtına dinlemez!

Çanakkale, bir milletin tarihe verdiği söz değil miydi?.

Tarih, hata kabul etmezdi...

İnsaf dinlemeyene, merhamet etmeyene; dilenmek haramdır! Boyun eğmek yakışmaz..

 Akif, tam ve olgun bir mümin gözü ile hadiselere çıplak ve net görüntü getirebilmiştir.

Çanakkale, asırlara ders olacak idrakleri uyanık tutan bir vesikadır.

Akif, o vesikayı asrımızın lisanı ile soluklayan mümtaz şahsiyettir.

O sebepledir ki, batının dilini Akif’in nazarı ile daha iyi anlıyoruz..

Batı, Türk ve İslam Alemini değişik senaryolarla ürettiği virüslerle sürekli,  infial halinde tutmanın yanında psikolojik abluka altına alarak milli ve manevi değerlerini alay konusu yapıyordu..

Akif, batı dünyasının haçlı yüzüne gerekli şamarın yeri ve zamanında milletçe ortak dilin kullanılarak vurulmasını bir iman gereği olarak görmüştür.

Necmettin Hacıeminoğlu, gönüllerde yaşayan Akif’ için şunları söyler; “Okunmak için değil, anlaşılmak için yazıyordu. Aslında şiir yazmıyordu. Türk aydınına tokat atıyor, sille vuruyordu. Fakat ne kadar acıdır ki, kendisi de gayretlerinin boşuna olduğunun farkındaydı. Bu hicran içinde;

 

“Haykır, kime lakin hani sahipleri yurdun?

 Ellerdi yatanlar sağa baktım, sola baktım!..

 

 Ey koca şark, ey ezeli meskenet

 Sen de kalkınmaya bir yol niyet et!

 Korkuyorum Garb’ın elinden yarın,

Kalmayacak çekmediğin mel’anet!..”

Bu kadar açık sözlü, gerçekçi ve Çanakkale’deki tuzağa sivil hayatta yarın düşmemenin yolunu, yordamını  söylüyor; “Sen de, kalkınmaya bir yol niyet et!.”

Üstat N.F. Kısakürek, “Akif’in harp arabasını iki at çeker; Biri iman ve İslam savaşçısı, öbürü şair...Esas olan birincisi..” Türk’ü Çanakkale’de mücehhez kılan sebep..“Anadolu, köylüsü ile kentlisi ile Çanakkale’dir.  Aydını ile Avamı ile öz yurdunu savunmadadır. Bir nesil, kendisini hürriyet için feda etmektedir. Dualar, aminler, yakarışlar ve haykırışlar aynı nağmededir..”

Süleyman Nazif, Akif’in iç dünyasından fışkıran asil düşüncenin mahsulü Asımdan bahseder; “Asım, bir ızdırap içinde kıvrana kıvrana can veren altı yüz senelik bir devrin, Akif’in dehasının yarattığı bir kuğu şarkısıdır..”

Akif için dört şey çamur kadar pisti; “Cimrilik; ikbal şımarıklığı; kibir; birde maddi pislik..” Dikkat ediniz, her birinde asrın rahatsızlığı vardır. Mesele, sızlanma veya yakınma değil; hayatı güzelleştirmek!.

Erol Güngör; “Türk milliyetçileri bir yandan kendi kültür ve medeniyetlerinin şuuruna daha çok vardıkça, bir yandan İslam dünyasının meselelerini geniş çapta kavradıkça Akif’e kendi aralarında daha büyük bir yer vereceklerdir.

Akif, bir görev adamıdır. Onun iltifat ettiği ilkeler vardır.

Hayatının hiçbir noktasında sunilik yoktur.

 Onun özlemi vardır. Mehmet Kaplan Hoca; “Asım, Akif’in özlediği insan tipidir.

Fikret’in Haluk’u, Fikret’in ideal insan tipi; Kızılelma’daki  Ay hanım Ziya Gökalp’ın özlediği hanım tipi.. Akif, geleceği düşünür. Yeni bir nesil yetiştirmek lazımdır. Asım’ a bu kurtuluşu temin edecek neslin sembolü olarak bakar. Fiziki ve fikri yapısıyla Asım, ‘marifet ve fazilet’ le donatılmış olarak Türkiye’nin geleceğini kurtaracaktır.”

Akif’te, bir milletin var olma kavgası vardır...

Çanakkale, o kavganın mahşer yeridir!.

Bütün ‘şer ittifakların sökülüp atıldığı..’ manevi tahkimat alanıdır.

Akif, bütün ruhuyla sadece o güne değil; geleceğe yönelik sözleri kristal haline getirebilmiştir.

Velhasıl Akif’in şahsında, bu milletin hafızasını daha rahat okumaya başladım.

Hele Çanakkale destanı.. Ve, ebediyete kadar yaşayacak olan İstiklal Marşımız!.

Akif’te, bu millet kıyama kalkmıştır.. Kıyamete kadar, bedbahtlığı kendi nefsinden söküp atmıştır.

 

 (27Aralık 2019) , İstiklâl Marşı Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un Vefatının 83. Yıldönümünde, yazımızın manşetinde de, ifade ettiğimiz gibi, artık asrımızda muhtaç olduğumuz, belki de dünden daha fazla, ‘hasretini çektiğimiz’ bir sıdk ile anıyoruz!

Çanakkale ve Tacettin Dergâhında sizleri iliklerinize kadar kuşatan bir his vardır; ‘İman ve aksiyon insanı olmak! ’

O Akif ki, bu milletin ‘hürriyet şarkısını’ terennüm ettirmişti!

İhtiyacı olduğu halde kendisine teklif edilen ‘yarışma bedelini’ elinin tersi ile itiyordu! .

Çanakkale’yi yazmanın da ötesinde, bir milletin mukaddes destanını ‘yaşayarak, her anını soluklayarak ifade etmek’ her babayiğidin harcı olmasa gerek! 

 

Ne diyor Akif; “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; / Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem./Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım! /-Boğamazsın ki! — Hiç olmazsa yanımdan kovarım./Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam; / Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Haksızlık, adaletsizlik, insafsızlık, merhametsizlik, sevdasızlık, nemelazımcılık, vicdansızlık ve bütün ‘sızımızla’ sızladığımız, ‘sazımızla’ gamlandığımız bizi kendisine esir/köle almaya çalışan bir garip zamandayız!

‘Adam bana ne! ’ diyen yüreksizlerin, ‘çamuru üstüme sıçrar’ diyen vefasızların, ‘düşene yar olacağına bir vebalı gibi kaçan’ evet sahte dostlukların ve de bir ucube dünyanın yaşadığı olanca sarsıntıların içine elbette, ‘kahramanları’ hasretle arayacağız.

Akif’in o yaralı gönlüyle, ‘gel diyeceğiz’

Ve asrın bütün ham hayal, ham kafa yobazlarına sesleneceğiz;

“Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...

İrticanın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?

 

Bu kadar temiz, bu kadar berrak, bu kadar gönülden taşarak yüreklerimize bir şelale gibi dökülen anlatımda elbette bir milletin şahadetini taşıyan mazlum bir tefekkür insanı yapabilirdi.

“Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...

Bedri’n Arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

 Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? ”

Şu teşbih sanatına şöyle bir bakınız, ilikleriniz nerede ise donuyor.

İslâm’ın ilk zaferi ile Çanakkale birlikte telaffuz ediliyor.

Biz biliyoruz ki, Çanakkale; ‘tarihin en zor meydanı’ ve en son dişe diş hesaplaşma yeriydi!

Tevhidin nur ışıklarının bu kutlu yoldaki en bariz iz düşümüydü!

“Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,/ Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.”

           

Akif’i dinleyelim;

“Bir baksana, gökler uyanık, yer uyanıktır

Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır.”

Müslüman Türk’ün çizgisi bellidir. Üstat Necip Fazıl ne diyor;

“Türk kendisini Talas ırmağında bütün vücuduyla, bütün hücreleriyle İslâm’a teslim etti.

Onun rengiyle boyandı..”  

İslâm’a sonradan yerleştirilen her türlü bidattan uzak, saf ve asil bir duruş..

Çanakkale, böyle bir duruşun eseri!..

Yahya Kemal’in, şiirindeki nezih duasında, “İslam’ın son ordusudur Yarabbi!” yakarışındaki samimiyeti ve ihlâsı her zaman ve şartlar altında yaşamasını bilmeliyiz.

Çanakkale ve Akif’te,  hayatımı bulurum!.. Sadece, kavramlara takılıp kalmam..

Sucular, bucular ekseninde dolaşmam..

Tek bir şey var ki, hakikat her dem perde perde önümüzde açılıyor.

Yüce Yaradan ne buyuruyor; “Onların bir hesabı varsa, Kudret ve Azamet sahibi Allah’ın da bir hesabı vardır..”

Çanakkale’ye hangi hesaplarla geldiklerini biliyoruz. Sonucunda ne oldu, ters-yüz olup gittiler!..

21. Asrın yüzü değişti mi?.. “Vahşette sırtlanları bile geçen..” medeniyet adına kin ve ihtirasını kusan canavar gitti mi?..

Aynı canavar karşımızda duruyor.. “Yılan gibi derisini değiştirmiş..”

Akrep gibi taşların altına büzülmüş, fırsat kolluyor sokmak için!..

 

Bu yazı 195 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar