AHMET KABAKLI'YI ANMAK
Bed­ret­tin Ke­leş­ti­mur

Bed­ret­tin Ke­leş­ti­mur

AHMET KABAKLI'YI ANMAK

11 Şubat 2020 - 10:51

Günler su gibi akmış

08 Şubat 2001 tarihinde Ahmet Kabaklı Hoca aramızdan ayrılmışlar!

Dillere kolay, 19 yıl geçmiş!

Hele, 2020 yılının şu sıkıntılı dönemlerinde;

Şeyhü’l Muharririn Ahmet Kabaklı ’ya o kadar çok ihtiyacımız var ki?

Onun sözünde, sohbetinde, muhabbetinde; “Alperen Kimliği…”

Malazgirt-1071’i anlatırlarken,

İstanbul’un fethini (1453) anlatırlarken,

Tarihin zor geçidi Çanakkale’yi anlatırken,

Ve Milli Mücadele yıllarını anlatırlarken,

“ALPEREN RUHUNDAN…” bahsederlerdi!

Bu milletin özleminde olan nesil…

İdeolojileri lütfen bir kenara bırakalım;

Bizim Yunus ne diyorlar?

“İlim, kendini bilmektir!”

“Kişi, Hakk’ı bilmektir!”

Akıl, Vicdan, Sağduyu bizleri;

“gönül dünyamıza…” götürür!

O dünya insanları, “Allah dostu-Kamil insanlardır!”

Dünyaya ve dostluklara,   “şefkatle…” yönelirler!

Kalbi ve Hasbi bir anlayışla,  “hayata…” bakarlar!

Bakışları,  “sımsıcak…” samimi ve dostanedir.

Merhum Kabaklı’nın kaleminde,

Ve kalemin dozuna;  “erdemlikler…” yer alır.

O erdemlikler nelerdir?

Öncelikle ilk basamağında, “güvenilir…” olmak!

Allah Resulünün de (sav) sıfatıdır.

Sonraki basamaklarda,  “4 Halifenin fıtratı…”

“Sadakat (doğruluk), Adalet,  İffet ve Bilgelik…”

 

Batıda kullanılan bir kavramdır, “Ombudsman…”

Kelime kökeni, “arabulucu…”

Kırk yıl boyunca,  Tercüman ve Türkiye Gazetelerinde yazdılar!

Her yazısı,  “sağduyuya…” çağrıydı!

Akıllara, gönüllere, vicdanlara; “çağrıydı…”

Birliğe, dirliğe ve uyanışa;  “çağrıydı…”

“İçinizde hayrı söyleyen bir ümmet olsun!” ayeti,

Onun ruh dünyasını şekillendiriyordu

Kabaklı Hoca’da gördüğümüz sıfatlar;

“Ak saçlı…”  “Bilge kişi…”

“Asrın Dede Korkut’u…” “Derviş Gazisi…”

“21. Asrın Alpereni…”

“Yazı hayatımızın duayeni…”

“Bir İstanbul Beyefendisi…”

 

Elazığ’ın, Anadolu Coğrafya’mda müstesna bir yeri var.

İshak Sunguroğlu,  Fethi Gemuhluoğlu, Av. Fikret Memişoğlu,

Nurettin Ardıçoğlu, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu…

Ve daha nice isimler…

O zengin iklimi, günümüzde de aramaktayız!

İdealizm nedir?

“sürekli meyve veren iyilik ağacı olmak!”

“ahde vefayı, fedakârlığı,  sabrı…” hayatın özüne taşımak!

En sevdiğim bir kavramdır; “toplumda güzel izler bırakmak!”

Ahmet Kabaklı Hoca, Elazığ’ın bağrından çıkardığı;

Asrın Aksaçlı derviş gazisi; bilge kişisi, Dede Korkut’u, Alpereni…

Rahmetle anıyoruz…

 

Ahmet Kabaklı’nın, İlk öğretmenlik yeri komşu ilimiz,

Artuklu Beldesi, Diyarbakır…

Halkevi’nin çıkardığı, Karacadağ Dergisini yönetti!

Diyarbakır’dan çok verimli hatıralarla ayrılacaktı;

Diyarbakır’ı sevdi;

Diyarbakır, Kabaklı’yı bağrına bastı…

Harput’u/ Elazığ’ı bütün zenginlikleriyle,

Türkiye’ye taşımışlardır!

Harput, Anadolu coğrafyasının müstesna bir,

“İlim muhiti…” olarak bilinir!

Kabaklı Hoca, Harput’tan beslendiği o engin kültürle;

Geleceğe ufuklar açacak bir kalem ve kelam ustasıdır!

Aydınlar Ocağının öncülüğünde,

55 Dernek ve Vakfın birlikteliğiyle kendilerine;

“Şeyhü’l Muharririn…” unvanı verilecekti!

Bir faniye nasip olabilecek, en değerli makam!

 

Ahmet Kabaklı Hoca, “Günışığı…” köşesinde;

Doğduğu ve sevdiği şehir,

Elazığ’ın meselelerini sürekli “Türkiye’nin Gündemine…” taşımışlar!

Değerlerini sıklıkla dile getirmişler!

Harput’un efsaneleri, O’nun kaleminde kitaplaşmıştır!

Harputlu Divan Şairleri ve Zengin Musikisi,

Edebi lisanıyla sürekli ifade edilmiştir!

Uluslararası Hazar Şiir Akşamlarında,

Çaydaçıra Bilim, Kültür ve Sanat Ödüllerinde,

Şehrin birçok organizasyonunda,

Aleni desteklerini esirgememişlerdir!

O, başlı başına bir, “Elazığ Lobisidir…”

 

Elazığ’da, 1930 yılında yayın hayatına başlayan;

“Turan Gazetesi…” arşivlerinde;

Ahmet Kabaklı, Cemil Meriç, Ali Rıza Alp,

Fikret Memişoğlu, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu vs.

İsimleri, o isimlerin imzalarını görebilir/ ve okuyabiliriz!

Aynı şekilde, 27 Ekim 1997 tarihinde yayın hayatında başlayan;

“Günışığı Gazetesi…” ismini Ahmet Kabaklı Hoca’nın; “Köşesinden…” almıştır!

Bu isim, Alperen Ocağı’nın bu şehirde; bu şehrin ikliminde ‘var olduğuna…’ işarettir!

 

1980’li yıllarda ki, “Türk Edebiyatının”  yazı kadrosuna şöyle bir göz gezdiriyoruz;

Ahmet Kabaklı, Necip Fazıl Kısakürek, Cemil Meriç, Ayhan Songar,

Osman Yüksel Serdengeçti, Mehmet Kaplan, Mehmet Çınarlı,

Erol Güngör, Necmettin Hacıeminoğlu, İsmail Gerçeksöz,

Tahir Kutsi Makal vs. her biri sahasında deha isimleri görüyoruz.

Ne zengin bir okul!. Onlar bir nesildi!. Gönüllerde iz bırakarak göçtüler.

100. sayısı vesilesiyle Şubat 1982 Tarihli sayısında Hocamızı dinleyelim;

“…Türk Edebiyatı, memlekete dönecektir.

Ay çiçeğinin gıda ve hayat alabilmek için güneşe dönmesi gibi…

Fakat “güneşe dönüş” teşbihini genişletebiliriz.

Güneş, kâinatı içinde toplayan kesif kudret demektir.

Bizim, “memlekete dönüş ”ümüz de onun her şeyine, özüne toplu olarak eğilmek manasınadır.

Memleketin tarihine de, coğrafyasına, insanına, anıtlarına, minare ve fabrikalarına da…

Köylüsüne, işçisine, esnafına, memuruna, işsizine, haksızına da…

Halk, Divan, Tanzimat ve çağdaş edebiyatlarına da…”

          

Sözün burasında Kabaklı Hocamızı dinleyelim;

“Şefkate çağrı, zulüm ile ve zalimle mücadeleye çağrıdır.

Daha güzel, daha gayretli, vicdanlı bir Türkiye’ye çağrıdır.

 İşsizliğin, bencilliğin, yolsuzluğun, fakirliğin, kökünü kurutarak,

 Buhranlara, bahtsızlıkları, çile düğümlerini çözerek,

Sanatın mutlu dünyasında boy göstermeye çağrıdır…” (Mart-1984 Türk Edebiyatı) 

 

KABAKLI HOCA KARANLIK DÜNYALARDAN KAÇMIŞTIR!

Bir şiirinde ne diyorlar; “Karanlık çevrem dışıdır/ İrfan ilen eğleşiriz

Şairler sofran başıdır/ Sohbet ilen bilişiriz/ Sevda padişah işidir/ Usul iken sevişiriz…”

Rahmetli Ahmet Kabaklı Hoca,

 “Kültür, onu meydana getiren milletle beraber doğar, çoğalır ve gelişir.

Yeniden kültür yapılamaz. Yeniden musiki,  yeniden dil, yeniden terbiye,

Yeniden hukuk, yeniden iman ve inançlar yapılamaz.”

Yavuz Bülent Bakiler "Ahmet Kabaklı ağabeyime veda" isimli yazısında şöyle diyor:

 "Ahmet Kabaklı ağabeyim, yine Elazığ'ın çok de­ğerli evlâtları olan

Fethi Gemuhluoğlu, Niyazi Yıld­ırım Gençosmanoğlu, Fikret Memişoğlu gibi

Tam bir Türkmen Beyi olarak yaşadı.

Doğru dil, doğru ün, doğru tarih şuuruyla yaşadı ve yazdı." 

 

Biz Kabaklı Hocamızı, asrın  'Dede Korkut’u bildik.

Ve Şeyhü’l Muharrir ’in olarak anıldığı vakit, 'Alp-Eren'  tavrını selamladık.

Vakarı ve tebessümü bir Anadolu'yu kucaklamıştı.

O sevdasına, 'Bilge Kişiliği' ışık yakmış­tı kuşkusuz.

"Batı'ya düşman mı, hayran mı olalım?

Veya daha hafifi; Batıyı kabul mü, ret mi edelim?"

Cümleleriyle başlayan yazısında bir nefis muhasebesi vardı.

Bütün yazıları öyleydi. His mantığının önünde, aklın diyalektiği gezinirdi.

Evet! Ömrünü bu millete veren insan, sevenleriyle elbet

 'gönüllerde taht kurarak yaşayacak'.

Asrımız­da, 'Yunus'u soluklandıran'  o yürekle eserlerine imza atan Kabaklı,

 'gülleri soldurmayın', diyen şairin gönül zenginliğinde;

"Bırakmam, tutmuşum artık yakan­dan" diyen yolları açık bırakacaktır.

 

Bu yazı 451 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar