ŞAŞKINLIĞIMI BAĞIŞLAYIN
Ahmet KIZILKAYA

Ahmet KIZILKAYA

ŞAŞKINLIĞIMI BAĞIŞLAYIN

06 Kasım 2017 - 10:21 - Güncelleme: 30 Kasım 2017 - 14:23

Hakikaten şaşkınlığımı bağışlayın, hatta dilerseniz bilgisizliğime sayın ama Elazığspor’daki şu son bir haftada olup bitenleri ne kadar sakin kafayla düşünürsem düşüneyim, ne kadar aklıselim davranırsam davranayım hiçbir gerçekçi ve akılcı zemine oturtamıyorum.

Göreve geldikleri günden bugüne kadar takımın içindeki ekonomik darboğazı çözme adına önemli hamleler yapan, arka arkaya gelen krizleri göğüsleyip çareler arayan ve takımın ayakta kalmasını sağlayan yönetim kurulu ile sezon başı göreve getirilip belli bir sportif standart yakalayan teknik direktör arasındaki tatsız ve hiç de şık olmayan ayrılış biçimini, doğrusu çok yadırgadığımı ve de çok yakışıksız bulduğumu belirtmeliyim.

Elazığspor’daki  finansal ve sportif süreci yakından ama dışarıdan takip eden bir insan olarak içeride olup bitenleri iyi süzememişim. Şaşkınım doğrusu.

Aslında bir sonbahar soğukluğunu hissetmiş ama bunu son haftalardaki tatsız saha sonuçlarına bağlayarak fikstürde bu haftaya  denk gelen Gaziantepspor maçını bir şans olarak görmüş ve işlerin düzelme yoluna gidebileceğini, hiç değilse ligin ilk yarısına kadar rölantide olacak bir yönetim-hoca ilişkisi yürüyeceğini düşünmüştüm. Meğer işler hiç de öyle değilmiş. Şaşkınım doğrusu.

Kopma noktası  tam olarak hangi olaya ya da tarihe geliyor bilmem ama yönetim ve teknik direktör cephesinden gelen açıklamalara bakınca, sanki bu beraberliğin ta başından beri çok da içe sinen bir tarafının olmadığı hissi uyanıyor insanda. Zira iki tarafın da yaptıkları basın toplantılarında dile getirdikleri ifadeler hafife alınacak türden söylemler değil. Ligin daha başlarında oynanan maçlara dair yapılan ve spekülasyona varacak kadar keskin olan açıklamalar, içeride, bizim sandığımızın dışında bir duygu hali olduğunu ortaya koyuyor. Şaşkınım doğrusu.

Kim bilir, ligin ilk maçı hariç sonraki maçlarda üst üste gelen başarılı saha sonuçları, belki de bu birlikteliğin daha önceden sonlandırılacak olmasını önledi.

 Tabi burada kafalarda birtakım sorular oluşmuyor değil. Yönetim kurulu, Mehmet Altıparmak ile anlaşırken hangi kriterleri göz önünde tutarak el sıkışma noktasına geldi? İşin ekonomik boyutu mu düşünüldü, yoksa Mehmet Altıparmak tavsiye mi edildi? Bu iki soruya verilecek yanıt aslında makul bir anlam taşıyabilir ve kamuoyunun zihninde bulanıklık yaratmaz. Sonuçta kulübün ekonomik durumu belli ve kulübü zora sokacak sansasyonel anlaşmaların yapılamayacağını herkes bilir. Öte yandan Elazığspor kulübünde futbolculuk yaparken  şampiyonluk yaşamış, süper lige çıkan ilk kadroda kaptanlık yapmış Mehmet Altıparmak tercihi de muhalefet edecek olanlar olsa da camianın kabul edebileceği bir hamle olurdu. Peki, elde bu tarz gerekçeler varken daha ligin 10.haftasında ve yukarısı için çok şey kaybedilmemişken keskin ve kırıcı ve hatta hakarete varan söylemlerle yolları ayırma noktasına gelmenin altındaki esas neden ve ya nedenler neler? Şaşkınım doğrusu.

Başka bir soru da şu olabilir mesela. Teknik direktör Mehmet Altıparmak kulüple hangi koşullarda anlaştı? Kendi söylemine göre transferlerde devre dışı mı bırakıldı? Eğer öyleyse görevi niye kabul etti? Şampiyonluk sözü verdi mi, ya da ben bu takımla play off oynarım dedi mi? Basın toplantısında hocanın bu sorulara yanıt olacak cümlelerine rastlamadım ben. Şaşkınım doğrusu.

Aslında daha sorulacak onlarca soru var kafamda. İşlerin bu noktaya getirilmesi ve ayrılık biçimi hiç ama hiç yakışmadı. Mademki kan uyuşmazlığı vardı, o halde medeni ilişkiler boyutunda iki taraf da karşılıklı oturup anlaşıp, kamuoyuna da tatmin edici gerekçeler ve açıklamalar sunarak veda edebilirlerdi birbirlerine. Niçin böyle bir yol seçilmedi? Şaşkınım doğrusu.

Mehmet Altıparmak’ın özellikle son haftalardaki düşüşe engel olacak hamlelerde bulunamaması, aksayan oyuncularda ısrar etmesi, eldeki oyuncu havuzuna göre alternatif savunma ve hücum planları geliştirememesi onun adına bir eksiklikti ve yazılarımda yorumlarımda bunlardan hep bahsettim.

Futbolcuların alacakları meselesi ve kulübün ödemeler dengesindeki zayıf tarafı, hocanın bütün bunları yapmasına engel değildi. Eğer engel teşkil etseydi, Mehmet Altıparmak ben bu koşullarda çalışmam der, ceketini alır çıkardı. Ama öyle olmadı, görevine son verildi.

Bu durumda yönetim kurulunun, takımla daha iyi bir çalışma içerisinde olacak bir teknik direktör planı olduğunu düşünüyorum. Umarım bunu somutlaştırmış ve sağlam parametrelere dayandırmışlardır. Çünkü sportif başarısızlık gerekçesiyle hocanın görevine son veren yönetim, bu takımın daha iyi bir performans sağlayabileceğine inanıyorsa bunu saha içi sonuçlarına yansıtacak iyi bir tercihte bulunmak gibi bir yükümlülüğü taşımaktadır. Zira, hoca kaynaklı yeni bir başarısızlık ihtimali, kolay açıklanabilecek bir durum olmaz.

Spor kamuoyunda, oldukça ses getiren ve kulübün marka değerine dair negatif etki yaratan bu durumun giderilmesi için bir an önce ciddi kararlar alınmalı ve futbolcularla taraftarların kafasının rahat edeceği hamleler yapılmalı.  Gaziantepspor maçından alınan 3 puan çok önemli ama milli maç nedeniyle verilecek aranın doğru değerlendirilip, iyi geçirilmesi çok daha önemli. Zira eğer hedef gerçekten şampiyonluksa, Elazığspor’u hedefe taşıyacak, grubu tanıyan ve heyecanlı bir hocanın iş başına getirilmesi şart. Birkaç yapıcı dokunuşla ve silkinmeyle Elazığspor yeniden bir seri yakalayabilir. Kalan maçlarımıza baktığımızda bunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

GAZİANTEPSPOR MAÇI

Aslında bu maçta ortaya konan futbol, sahaya sürülen oyuncu kadrosu, oyun şablonu ve sonradan yapılan değişiklikler de tıpkı hafta içi yaşanan gelişmeler gibi şaşırtıcı ve sürprizlerle doluydu. Muammer Sürmeli hocanın belki rakibin potansiyelini de düşünerek sahaya çıkardığı kadro ve şu ana kadar denenmemiş 4-4-2 dizilişi, takımın neler yapabileceğini görmek adına mantıklıydı. Böyle bir denemeyi, Gaziantepspor gibi bir takım karşısında yapmak da Muammer Sürmeli hocanın doğrusuydu.

Ancak buna rağmen zayıf bir rakip karşısında bile yeterince üretken bir futbol ortaya koyamamak, bloklar arası işleyişi sağlayamamak, futbolcuların saha içinde belli bir oyun disiplinine bağlı kalmamaları Elazığspor’un eksik taraflarıydı. Dahası zayıf rakibe bir iki ciddi gol pozisyonu şansı vermek de düşülmesi gereken bir nokta bana göre. Neyse ki kötü giden maça çoğu zaman olduğu gibi Tom Wellington kişisel hareketleriyle ivme kazandırdı ve Elazığspor’un maçı iki golle kazanmasını sağladı. Bir bakıma bir hayat öpücüğüydü bu.

Şimdi önümüzde bir kısa bir ara var. Teknik direktör seçimi de dahil, takıma güç kazandıracak ne hamle varsa yapılmalı ve ara açılmadan, yara derinleşmeden tedavi yolu seçilmelidir. Aksi bir durum stresin artmasına yol açar. Buna meydan verilmemeli.

Bir sonraki yazımda buluşuncaya kadar sevgiyle ve huzurla kalın..

 

Bu yazı 2576 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar