HADDİNİ BİLMEK
Ahmet KIZILKAYA

Ahmet KIZILKAYA

HADDİNİ BİLMEK

13 Temmuz 2017 - 11:43 - Güncelleme: 28 Ağustos 2017 - 12:40

 

İnsan bu dünyada birçok şeyin cahilidir. Bu gerçeğe rağmen insanoğlu ahkâm kesmede, ukalâlık taslamada sınır tanımıyor. Fikir sahibi olmadan bilgi sahibi olmakta üstümüze yok. Dini konulardan siyasete; sanattan spora; edebiyattan, kültürden teknolojiye kadar her konuda bilgiçlik taslayan, yorum yapan, kendi fikir  kırıntılarını bilgi zanneden çok sayıda insana rastlamak mümkün.

Dünyanın her ülkesinde durum böyle midir bilmem, ama bizde durum çok can sıkıcı boyutta. Türlü paylaşım sitelerini içinde barındıran ve adına sosyal medya denilen ortam, bu gerçeğimizi çok net biçimde ortaya çıkarıyor.

İtiraf edeyim ki bu paylaşım siteleri olmasa insanımızın genelinde böyle bir yapının olduğunu düşünmez, sadece kendi sosyal çevremizdeki insanların işgüzarlıkları der, geçerdim. Lakin büyük ölçekte bakıldığında ülke genelinde de benzer bir durumun olduğunu görmek mümkün. Dedim ya sosyal medyada yazılan ve konuşulanlara bakınca ülke insanımızın genelinde böyle bir olumsuz tarafın olduğu apaçık görülüyor.

Tüm hayatı boyunca toplasan üç tane kitabın kapağını açmamış, Yüce Yaradan tarafından kendisine verilen emrin bilinçli ya da bilinçsiz olarak uzağında kalıp okuma eylemini alışkanlık haline getirmemiş insanların, hangi cüretle her konuya girdiklerini ve yorum yaptıklarını hiç anlamamışımdır.

Bir konuda konuşmak, yorum yapmak, fikir teatilerine başvurmak için öncelikle okumak gerekir. Yeter mi, elbette yetmez. Okuduktan sonra dinlemek gerekir. Bu da yetmez, okuduklarından, dinlediklerinden ve edinilen yaşam deneyimlerinden hareketle yazmak gerekir, en azından yazmaya çalışmak gerekir. Çünkü okuyan, dinleyen, araştıran insanda, bir müddet sonra yazma isteği belirir. Elbette yazmak şart değildir, ancak işin sistematiğine bakıldığında, yazan insanların genel olarak bu süreçten geçtiğine tanıklık ederiz. Bir tartışma adabı kazanmak, yorum gücüne sahip olmak, analiz yeteneği edinmek ancak böyle gerçekleşir.

Hani, âlime sormuşlar:

‘’Efendim, neyi en iyi bilirsiniz? ‘’

Âlim kişi cevap vermiş:

‘’ Haddimi bilirim.’’

Galiba bütün mesele bu. Haddini bilmek, kendi sınırında kalmak ve yeteneklerinin farkında olmak. Çarşıda, pazarda, internet ortamında atıp tutan, fikir cengâverliği yapan, adeta her konuyu bilen bu insanların durumuyla ilgili olarak sosyolojik bir araştırmaya ihtiyaç var. Şahsen ben sosyolog olsam bu konuda hemen bir alan araştırması için yola koyulurdum.

 

İŞİNİ İYİ YAPMAK

Bütün bu parametreler bize işini iyi yapan insan sayısının yeterli olmadığı gerçeğini gösteriyor. Türkiye’nin en çok neye ihtiyacı var diye bir soru sorulsa benim cevabım, ülkemizin işini iyi yapan insanlara ihtiyacı var, şeklinde olurdu. Hangi sosyal statüde ve hangi meslekte olursa olsun işini iyi yapan insanlara ihtiyacımız var. Öğretmenden ev kadınına, çiftçiden hukukçuya, sporcudan sanatçıya, siyasetçiden müteahhite kadar herkesin ve her kesimin işini iyi yapması şart. En azından alanında en iyi olmak için çaba sarf etmesi şart.

İyi yetiştirilmemiş bir çocuğun, cahil bir annenin elinden çıktığı ya da iyi eğitilmemiş bir insanda öğretmenlerin kusuru olduğu aşikârdır. İnşa ettiği binada malzemeden çalan, dere yatağına ev yapıp insanların felâketine sebep olan bir müteahhite iyi gözle bakmak mümkün müdür? Ya da insanları bölüp ayrıştıran, yanlışa sevk eden bir siyasi figür ne kadar sevilir ve benimsenir? Yine aynı şekilde askerini emir ve komuta etmekte zaafiyet ve yetersizlik gösteren bir komutan, iyi bir komutan sayılır mı?

İşini iyi yapan insanlar, hem toplumsal düzenin sağlıklı bir biçimde yürümesine katkı sağlarlar, hem de toplum için rol model olurlar. Bir ülkenin eğitimde, kültürde, sanatta, ekonomide ve diğer sektörlerdeki gelişim endeksinin baş sıralarında yer alması, işini iyi yapan insanların niteliği ve niceliğiyle doğru orantılıdır. Ne kadar çok kalifiye insana sahipseniz ve gelişmeye açık bir insan kitleniz varsa o kadar kalkınmış ve huzurlu bir toplum olursunuz.

İnsanın kendini işine vermesi, gelişmeye açık olması, anlamsız işler peşinde koşup vakit öldürmek yerine kendi mesleğinde yenilikleri takip etmesi bir insanlık bilinci ve toplumsal bir zorunluluktur. Bunun için kişinin önce bir niyet göstermesi gerekir. Ancak bu, tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda bu insana hem iyi bir eğitim hizmeti verilmesi hem de maddi ve sosyal imkânlarının iyileştirilmesi gerekir.

Bütün bunlar yerine getirildiğinde  Martin Luther King’in “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup ‘Burada işini çok iyi yapan, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş’ desin.” şeklinde idealize ettiği yaklaşımını hayata geçirmek zor olmaz.

Bu şartlar ve imkânlar sağlanmadığında, bu ortam oluşturulmadığı takdirde ise, hayatın her alanında  yarım yamalak işler, kendisini allame-i cihan sanan tipler, seviyesi düşük tartışmalar hep karşımıza çıkacaktır ve  biz böylesi insanlara Ralph Waldo Emerson’un ‘’ Başkalarının eksikleri ve kötülüklerini konuşarak kalbini karatma. Düzeltilmesi gereken biricik insan sensin.‘’ sözünü hiçbir zaman kabul ettiremeyeceğiz.

Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle sevgiyle ve huzurla kalın.

 

Bu yazı 2109 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar