AZİZ' İM


Kızdığımız, gücenip ters baktığımız, art niyetle düşünüp yabana attığımız, üzüntümüzü, kederimizi, çektiğimiz sıkıntıları, yaşadığımız acıları bile üzerine atıp suçladığımız çok olmuştur seni Aziz şehrim Elaziz. Terk edenlerin çok olmuştur, yanılanlar, özleyip hasretini çekenler, buram, buram kokuna, rengine, tenine, nefesine, bordona, beyazına, çayda çırana dayanamayıp geriye dönenlerinde hayli fazladır. Özünle, sözünle, yıkılmaz benliğin, diz çökmez koca yüreğinle, başımız sıkıştığında umuda açılan kapımız, gurbette adını duyunca gururumuz olan Elaziz. Hani sen yıkıldın, hani sen boynu bükük kaldın diyorlar ya, aldırma sen onlara. Ben bile sana çok defa sahipsiz diye serzenişte bulunurken bu kızgınlığım, bu sitemim asla sana karşı olmamıştır. Bunu söyleyenlerin asıl sevdası sen olduğun için içerlenmeleri sadece seni kıranlara, yok etmek isteyenlere, sana sahip çıkmayanlara, koruyup, kollamayanlara olmuştur. Şundan emin ol ki mayası Harput’la yoğrulmuş, bedeni Hazar’la, Fırat’la, Keban’la can bulmuşların şehrisin sen. Adını duyunca gururdan tüyleri diken, diken Gakgo’mun, her soluklandığında şükür edenlerin toprağısın sen. Unutma ’ki bu bedenler sana laf edecek dilleri yerinden söküp atar, sana kalkacak elleri parmaksız bırakırlar. Hani, “sarsıldım ama yıkılmadım” diyoruz ya bazen, sen öyle zannet yaşadıklarımızı. Allah büyüktür, çok canlar kaybettik, çok binalar yıktık yaşadıklarımızla. Allah Devletimize Milletimize zeval vermesin, yenileri yapılır çıkarız elbet biçare kaldığımız bu çıkmaz yoldan, kavuşuruz baharlara. Elbet haykıracağın günlerde olacak senin, ben Harput’um, ben Elaziz’im, ben buradayım, yıkılmadım ayaktayım diyeceksin. Seni sahipsiz bırakmaya çalışanlara, sana dil uzatanlara, destek olmaktan kaçıp köstek olanlara, bu şehrin geleceği için bir çivi çakmaktan kaçanlara, bacasız sanayisini yok etmeye uğraşanlara en güzel cevabı yine sen vereceksin. Yol yemez Nazmi dayımız gibi, çarpan araca yardıma gidende ilk sen olacaksın. Sen büyüksün, büyüklüğünle var olup yaşayacaksın. İnsanoğluyuz, kırıyoruz, kırılıyoruz, taş atıyoruz, başı kırılıp kanayan kendimiz oluyoruz. Seninle nefeslenip güç alırken, kendi hazinemizi doldurma sevdamız senin önüne geçiyor çok zaman. Şehrin kalkınması bizlerin kalkınması demeyi yok sayıyoruz, görmüyoruz seni, duymuyoruz nefesini. Kardeşin kardeşi dünya malı için vurduğu bir boşlukta sen yerinde dururken biz uçuruma gidiyoruz. Birlik olamıyoruz son zamanlarda, dirliğimiz sadece çökmüş omuzlarımızda kalmış, seni sırtlayıp taşıyamamışız, hak ettiğin yere koyamamışız, verememişiz sana istediklerini. İçerideki hainliğimiz ve menfaatimiz çok zaman engel olmuş senin büyüyüp gelişmene, çevrendeki komşuların zamanında gıptayla bakarlarken şimdi gülüp geçiyorlarmış sana. Kısaca biz kendi kendimizi yok etmeye sanki yemin etmişiz be Aziz’im. Özümüz gitmiş, özleyenimiz gitmiş, delikanlılarımız çoktan başka diyarlara uçmuş. Ninemin duası aklıma geldi, “Allah eksikliğini vermesin” Yakındır diyorum, ulaşacaksın, varacaksın elbet hak ettiğin noktaya, çıkacaksın alın terinle seni bekleyen güzel yarınlara. Sabır diyoruz, sabrın sonu selamettir biliyoruz. Sağlıklı günlerle Allah'a emanet olunuz.