HARPUTLU ZÖHRE


                 Zühre Yıldızı’nın yüzyıl önce Harput’a vuran şavkını, bu gün satır satır bir kitapta toplamaya çalışan; Elazığlı yazarımız Lütfi PARLAK’ın son romanın ismi ‘Harputlu Zöhre’

                 Bizde bir söz vardır, dostluk başka, pazarlık başka, hele sanatta, asla hatır yer almamalı, objektiflikten uzaklaştıkça sanat çocuk aldatan bir mavi boncuk halini alır.

                    Anılan prensibe dayalı olarak, biz de bir okuyucu olarak mülahazalarımızı samimi olarak serdedeceğiz.

               Hemen şu kanaatimi belirtmeliyim, ülkemizde en hayati eksiklik, kitap, kitap okuma alışkanlığının dibe vurması, ihtiyaç sıralamasında maalesef dünyada 82. Sırada yer almamız ve yine ülkemizde kişi başına düşen kitap okuma süresinin bir dakika, televizyon izleme süresinin ise günde 6 saat olduğunu istatiki bilgilerden hatırlarsak bu kanaatin gerçek olduğu anlaşılır.

             Sırf bu nedene dayalı olarak bir kitabın önemini anlatmakla bitiremeyiz, Finlilerin; kütüphaneler demokrasinin kalesidir sözleri çok yerindedir, yazar bu kaleye bir tuğla daha ikame etmiştir.

           Yazar; bu eserinde Harput’un. Birinci dünya savaşı yıllarındaki sosyo-ekonomik yapısı yanında, gelenek ve kültür dokusunu da ayrıntılı olarak okuyucu ile paylaşmaktadır.

              “,,,,,Harput’a yukarıdan bakmanın hali başkaydı. Gözden kaçan ayrıntıları, söze sığdırmak kolay değildi. Uzayıp giden kurak platoda yerini alan kırçıl badem ağaçlarının, mor tüylü otların, bodur çalıların süslediği, kurşuni akislerle nurani ışıltıların beslediği bozkır çiçeği Harput, gerçekten güzeldi,,,,,,,,,,,”

             Yazarın tasvir ettiği bu güzelliğin içinde beşeri kirlilikleri de; Çatalkaya’dan tutarak ayrıntılı olarak işlemiş bulunmaktadır. Romanın baz aldığı tarihte; Harput 24 mahalleden oluştuğunu nüfusunun ise 15.000 olduğu yolunda okuyucuyu aydınlatırken; entrikaların çokluğu ve sinsiliği romanın girintilerinde genişçe yer almaktadır.

            Bana göre bu roman, bu kitap; bir araştırma eseri hüviyetinde, birinci dünya savaşının Harput’a yansımasından tutun, eğri minarenin; Zöhre’nin talihine benzemesine değin ayrıntılı bir müşahede ve gözlem bulmaktayız.

            Romanda adına türküler yakılan Ermeni kızı Ahçik’le Ömer’in onulmaz aşkına da değinilmiş, hikayenin aşk ekseni; Müezzin Bilal ile Zöhre ekseninde dönmektedir.

             İlgiyle okunmayacak bir çalışma değil, aşkın nezaheti kaliteli ve şık olarak işlenmiş, finalde ise Bilal’in akibetinin belirsizliği noktasında bana göre yazarın kahramanına çokta sahip çıkmadığını göstermektir.

             Akıcılığı fevkalade sonlara doğru bu akıcılığın ivme ve momentini artıran yazar, hüsrana uğrayan aşkın küllerini biraz da okuyucunun gözlerine kaçacak biçimde savurmuştur.

             Elazığ Belediyesi Kültür Eserleri Sersinin 28 sırasında çıkan ‘Harputlu Zöhre’ okunmayı hak eden bir eser olarak kitaplıktaki yerini almıştır.

            278 sayfadan ibaret olan bu roman; yazarın hikayeleri başlıklar altında toplaması ile sıkıcılığının giderilmesine katkı sağladığını düşünüyorum.

             Türkiye’de herkes bir kitap yazarsa, bunu geçtik, herkes bir tek kitap okursa ben inanıyorum ki, ekonomiden siyasete her şey daha çabuk ve hızlı düzelecektir.

             Yazarımızı kutluyor, selamlıyorum..