YIKIM


 

2018’in son günündeyiz. Yarın yeni bir yıl, yeni bir başlangıç. Gelecek neyi gösterir bilinmez, ama içinde bulunduğumuz 2018 yılı, Elazığspor camiası adına tarihinin en kötü yılı olarak şimdiden kayıtlara geçti.

Aslında son 4-5 yıldır karanlık bir tünele doğru yol alış kendini gösteriyordu, ama istasyonun bir yerinde aydınlığa çıkarız, tren yoluna devam eder beklentisiyle kendimizi kandırdık durduk. Bugün karanlık bir tünelin tam orasındayız ve bu tünelden çıkıp yola devam edebileceğimiz bir hayli kuşkulu

Elazığspor’u 1967’de kurup kendi ceplerinden finanse eden, özel hayatlarından tavizler vererek kulübün yaşaması için türlü fedakârlıklar yapan o güzel insanlar iyi ki bu günleri görmedi.

Endüstriyel futbolla birlikte değişen futbol koşullarına ayak uyduramayan, doğru futbol aklını devreye sokamayan, hesapsız kitapsız harcamalar yapan anlayış, bugün 52 yıllık kulübü kapanmanın eşiğine getirdi.

Hataları göstermek, birlikte daha doğru bir yolda ilerlemek adına yapılan tüm iyi niyetli eleştiriler de düşman kabilinden sayıldı ve bildik yola devam edildi.

Biliyorum ki gelinen bu noktada kimse sorumluluk kabul etmeyecek, suçu da üzerine almayacak. Hatta herkes suçu bir başka muhataba yükleyecek ve vicdanını rahatlatmak adına kenara çekilecek. Elazığspor da deyim yerindeyse üvey evlat gibi orta kalacak. Lakin durum hiç bu kadar basit ve kabul edilebilir değil.

Elazığspor şehrin markasıdır deyip her mahfilde Elazığspor’a bağlılık gösterisi yapanlardan, taraftara, her kongrede doğru dürüst bir bilanço okuması bile yapmadan tüm hesapları ibra edenlere kadar herkesin ama herkesin dahli var bu konuda.

Gerçi bugün kimi suçlasak kime sorumluluk yüklesek de bu acı tablo değişmeyecek. Zira zamanında doğru dürüst oluşturulamayan bir spor kamuoyu, hesap sormasını bile gerekli görmeyen bir kulüp üyelik yapısı, denetlenmeyen harcamalar, bırakınız yapsınlar, bırakınız devam etsinler şeklindeki taraftarlık anlayışı sadece bizi değil aslında birçok Anadolu spor kulübünü yok etti ve tarihin tozlu sayfalarına gömdü. Bizdeki durum da pek farklı değil. Üzgünüm ama tablo bu.

Futbolun bir gerçeği var. Futbolda dün yoktur, bugün vardır. Bugün alacağınız kararlar, atacağınız adımlar ve yapacağınız hamleler doğru ve mantıklı olursa geleceğiniz o kadar aydınlık olur. Günübirlik kararlar, yarını hesaba katmayan işler gün gelir sizi sert bir kayaya çarptırır. Gerçeğinizi, tablo çok iç karartıcı olsa da görmek durumunda kalırsınız.

Geçmişte iyi transferler yapmış olabilirsiniz, ama sağlıklı planlama yapamaz ve dengeli bir bütçe oluşturamazsanız yaptığınız transferlerin size pek hayrı dokunmaz, bilakis geleceğinizi karartacak bir fotoğraf ortaya çıkar.

Bugün mücadele ettiğimiz Spor Toto 1. Ligi’ndeki oyuncu kadrosuna bir bakalım. Kimileri bir yıl kimileri birkaç yıl, bazıları da 5-6 yıl önce Elazığspor’un formasıyla bizim adımıza mücadele eden oyunculardı.

Aldin Cajic İstanbulspor’la, Prince Segbefia Gazişehir GFK ile, Mertan Caner Öztürk Osmanlıspor’la, Tom Welington Hatayspor’la, Deniz Yılmaz G.Birliği ile, David Deniz Kılınç Altınordu ile, Hamidou Traore, Berk Yıldız ve Hakan Bilgiç Adana Demirspor’la futbol hayatlarına devam ederken, eski kulüpleri Elazığspor bugün kapanmanın eşiğine gelmiş durumda. Yakınlarda ayrılan Mehmet Yiğit, Emre Öztürk, Orhan Şam ve Elmar Bjarnason’u da saydığımızda gelinen noktaya üzülmemek, kahrolmamak elde değil.

Demek ki aslolan futbolcu transfer etmek değil, transfer edilen oyuncularla ilgili sağlıklı bir bütçe yapısı oluşturup, mali disiplin sağlamakmış. Peki bunu kim yapacak, bunu kim denetleyecek? En can alıcı soru bu? Elazığspor’da bu yapılabildi mi, sorumlular görevlerini yaptılar mı? Yanıtı siz değerli okurlara bırakıyorum.

Bu nedenledir ki kimse suçlu aramasın, kimse topu birbirine atmasın. Herkes suçludur, herkes sorumluluk sahibidir ve bu şehir bu anlamda kaybetmiştir. Fatura ağır olmuştur. Bir nesil, bu acıyı ve karanlık tabloyu hiç unutmayacaktır.

                                                                                            ***

Ne garip bir tesadüftür ki, Elazığspor’un tarihinin en kritik sürecinde Atatürk Stadyumu ile ilgili de yıkım kararı alınmış olup, yıkım bu günlerde gerçekleştirilecektir. Biz kulübümüz güçlensin yeni stadyumumuzda nice başarılara uzanalım diye hayal kurarken, hem kulüp hem stadyum yıkım gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştır.

Doç. Dr. Sabahattin Devecioğlu’nun başkanlığındaki Kayyım komitesinin yapabilecekleri sınırlı olup, atacakları adımlar ancak rutin işleyişi devam ettirmeye yönelik olacaktır. Nitekim onlar da kongreye götürerek son bir deneme ile kulübü bir yönetime kavuşturup kavuşturamayacaklarının hesabı içindeler.

Bu yapılabilir de kulübün önü açılabilir mi, yeni stadyum inşa edilene kadar Elazığspor Kulübü yeni bir yapılanma ile sağlıklı bir yapıya kavuşturulabilir mi, bunu kimse bilmiyor. Ancak koşullar bu hayalimizin gerçekleşme ihtimalinin çok da yüksek olmadığını gösteriyor. Dileyelim ki yanılmış olalım.

2018 yılı benim için de zor bir yıldı. Birinci dereceden üç yakınımı kaybettiğim zor bir yıldı. Elazığspor’un içine düştüğü durum da acımızı katmerleştirdi.  Dilerim 2019 yılı hepimiz ve şehrimiz için daha iyi bir yıl olsun.

2018 yılının son yazısıyla düşüncelerimi sizlerle paylaştım. İnşallah 2019 yılında da birlikte oluruz. Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle sevgiyle ve huzurla kalın.