SAYIN BAŞKANLAR (!)


Siyaset yönetme sanatıdır. Yönetme sanatının bütün incelikleri siyasette gösterilir. İlkeler ve prensipler ışığında siyasetçi halk kitlelerine kendini anlatır. Kendisinde var olan bütün özellikleri ve yetenekleri seçmene anlatmaya çalışır. Oysaki seçmen siyasi figürlerinyeteneklerini tecrübesine dayanarak zaten bilir.
Avamın bakış açısı üzerinden bir değerlendirme yaparsak halkın gözünde iki türlü politikacı olduğunu görürüz.
Birincisi birilerinin itmesiyle tesadüfen politikacı olanlar. Bunlar sermaye sahibidir ekseriyetle. Toplumdaki varlık sebeplerini ne şekilde elde ettikleri belli olmayan sermayelerine borçludurlar. Siyasette çok yeteneksiz olan bu tipler işin başında büyük bir özgüven sorunu yaşarlar. Eğitim hayatları defolarla doludur. Akademik başarıları olmadığından en düşük kaliteli okullardan ve bölümlerden mezun olmuşlardır. Dar gelirli insanlar üzerinde etkili olup onlara kendilerinin üstün yetenekli ve çok nitelikli bir figür olduğunarahatlıkla inandırırlar. Doğuştan gelen özellikleri yoktur. Siyasette palazlandıktan sonra kendilerine o dar gelirli çevre tarafından atfedilen saygınlık ve itibar bu tiplerde kör bir bakış oluşturur. Kendilerini kutsanmış ve erişilmez görüp, kendilerine saygınlık ve itibar atfeden dar gelirli çevreye tepeden bakmaya başlarlar. Kibir ve kendini beğenmişlik bunlarda bir veba mikrobu gibi her yanlarına yayılır. Sonradan görme bu tiplerin düşüşü de bir o kadar hızlı olur. 
İkincisi de yetenekleriyle, bilgeliğiyle, mütevaziliği ve karakteri ile toplumun gönlünde önemli bir yer edinen siyasetçiler. Günümüzde bu tip siyasetçilerden pek azı ile karşılaşıyoruz ne yazık ki. Özellikle Türkiye’yi çeyrek asra doğru yönetmeye götüren yeni siyasi harekette bu tip siyasi figürler önemli misyon üstlendi. Üstün liderlik yetenekleriyle bu siyasi hareketi mobilize eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN beraberindeki yol arkadaşlarını seçerken yukarıdaki özelliklere dikkat etmeye elinden geldiğince özen gösterdi.Üstün vasıflı bu değerli politikacılarımız bu hareketi her yönüyle en üst seviyeye çıkardılar. Elbette ki hareket içinde sendeleyen, doku uyuşmazlığı gösteren siyasetçi tipleri oldu. Bunların çoğu da liderin hareketini yeterli derecede bilgilendirmeden dost, arkadaş, akraba ve çıkar ilişkilerine dayalı bir anlayışın yan ürünleriydi. Çıkarları doğrultusunda bu harekete eklemlenen bu samimiyetsiz güruh takımı lider tarafından kodları çözüldükten sonra hareketin dışına itildi.
Peki bu anlayış hala devam ediyor mu derseniz elbette devam ediyor.
Özellikle parti teşkilatlarında hareketle ideolojik olarak yakından uzaktan ilgisi olmayan yeteneksiz ama sermayesi olan kişilikler bu hareketin teşkilatlarında en tepe noktasında görevleri işgal ettiler. Kamuoyu tepkisine rağmen bu defolu yeteneksiz (ama siyasetin her türlü kurnazlığını bilirler) kişiler hareketin merkezinde bulunan bazı siyasi aktörler tarafından korunup, defoları gizlenerek hareketin liderine tertemiz(!), muhterem(!), dava adamı(!), sevilen, karşılığı olan şahsiyetler olarak tanıtılmaktadırlar. Oysaki caddelerde durdurup sorduğunuz her on vatandaştan tamamı bu defolu şahıslar hakkında en olumsuz değerlendirmeleri yaptıklarına şahit olursunuz.
Geçen bir dost meclisinde bir kardeşimiz yerel seçimlerde il ve ilçelerde aday adayı değil aday olmayı planlayan bazı zatı muhteremlerin kendilerini öne çıkarmak için yaptırdığı ankete denek olarak katıldığını ve ilgili şahıslarla ilgili olumsuz görüş beyan ettiğini ve bir süre sonra birilerinin kendisini telefonla arayarak (nasıl bir anketse deneğe de ulaşılmış) neden olumsuz görüş belirttiğini, kendisinin belediye başkanı adayı olması gerektiğini söyleyerek alışılmadık bir üslupla dile getirdiğini ifade etti. 
Bu örnek gösteriyor ki siyaset içinde her türlü stratejiler devreye sokuluyor. Çok kötü bir figür bile iktidar, sermaye ve nüfuz gücünü kullanarak kendisini hiç istenmemesine ve sevilmemesine rağmen kendisini bir şekilde öne çıkarmayı başarabiliyor. Özellikle siyasi parti teşkilatları içindeki gücünü kullanıp teşkilat üzerindeki baskın kişiliği ile teşkilat üyelerini sindirerek kendisi hakkında herhangi bir olumsuz fikir beyan etmelerini önleyebiliyor. Siyasi ahlâk kuralları dışında olan bu tutumla hareketin merkezine de bu kişiler ile ilgili gerçek bilgiler iletilemiyor.
Onun için şehirlerde gerçek kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları, entelektüeller yerel seçim öncesi kesinlikle aday olmaması gereken şahıslarla ilgili kanaatlerini kamuoyu huzurunda yüksek sesle dile getirmeliler.
Şehirlerin kaderleriyle oynama hakkı bilge, yetenekli ve herkes tarafından sevilen taliplilere bırakılmalıdır. Dalkavuk ve yalakalarıyla kendilerini pazarlayanlara dur demek toplumun vicdanı olan her kişiye ve kuruluşa düşen önemli bir görevdir.
Memur-Sen il temsilcileri, Sivil Toplum Platformu Sözcüsü, entelektüeller, düşünce kuruluşları yerel seçimde kesinlikle aday olmaması gereken, millete tepeden bakan şahıslarla ilgili kanaatlerini ilgili yerlere bildirme sorumluluğuna sahiptirler.
İlimiz Elazığ için şunu açık yüreklilikle ifade edebilirim ki;
Son dört yılda şehrimiz yerel yönetim bağlamında büyük gelişmeler göstermiştir. Başkan YANILMAZ muhalifleri tarafından acımasızca eleştirilse de sosyal ve kültürel manada Elazığ’ımızı yaşanabilir bir kent haline dönüştürmüştür. Sadece Kültürpark, Şehit Polis Fethi Sekin Mesire Alanı, Cip Barajı Mesire Alanı, eski şehir Harput',taki düzenlemeler Mücahit YANILMAZ Başkanı tartışmasız başkanlığa yeniden taşıyabilmesinin önünü açacak, şehrimiz ve hemşehrilerimiz adına gelecek kuşaklara miras bırakabileceğimiz çok önemli projelerdir. 
Siyaset denemesi yapmış biri olarak şehrimizin yerel yönetiminde özellikle Prof. Dr. Kenan PEKER Hocamız farkındalık yaratacak değerlerimizden biridir. Proje konusunda yetkin olması, anadili gibi İngilizcesi ve en önemlisi de Batı dünyasını çok iyi tanıması Elazığ için önemli bir kazanım olabilir.
Ve yine kendisiyle beraber aynı dönemlerde millletvekili aday adayı olduğum, takdir ettiğim Madenli hemşehrim Dr. Cihan TELO Bey de gerek siyasi deneyimiyle, gerek kişiliğiyle, gerekse teşkilat içindeki yoğun desteği ile yerel seçimlerde aday olması arzu edilen ayrı bir değerimizdir. 
Dr. Cevdet KESEN, Prof. Dr. Yaşar DOĞAN, Avukat İbrahim GÖK, Prof. Dr. Hasbi SOYLU yine şehrimizi geleceğe taşıyabilecek bilgi, birikim ve potansiyele sahiptirler. 
Aynı şekilde Karakoçan ilçemizden Eczacı Ahmet YILDIZ Bey ilçenin kaybolan siyasi imajını yerel seçimde aday olarak yeniden düzeltebilecek değerli bir kardeşimizdir. İl teşkilat yönetimi görevlerinde de bulunmuş olan Eczacı Ahmet YILDIZ Bey Karakoçan ilçemizde baskın olan siyasi yapıyı siyasi ahlâk çerçevesinde sirkülase edebilecek potansiyeldedir.
Az önce de ifade ettiğim gibi Memur-Sen, Sivil Toplum Platformu Sözcüleri, entelektüeller, kanaat önderleri insiyatif almalıdır. Bu hususta Memur-Sen İl Temsilcisi ve Eğitimciler Birliği 1 Nolu Şube Başkanı Sayın İbrahim Bahşi, STK Dönem Sözcüsü Sayın İbrahim KAYAOĞLU, Müsiad İl Temsilcisi Sayın Hasan UZUN şehrimizin geleceğine yön verecek olan yerel seçimler için çok geç olmadan ortak bir düşünce ortaya koymalıdırlar.
Sessiz kalıp işi kaderine terk etmek yarın yaşanabilecek olası olumsuzluklar karşısında herkesi sorumlu durumda bırakacağını unutmamak gerekir.
Onun için topluma karşı, en önemlisi de Elazığ'ımıza karşı bu büyük sorumluğu herkes yerine getirmelidir.
Kalın sağlıcakla.