'NASIL METHEDEYİM SEVDİĞİM SENİ'


             Birinci dizeyi müteakip ikinci mısraı hemen hepimiz anımsarız.

             ‘İstanbul Bursa’yı değer gözlerin’

              Emekli olmadan birkaç yıl evveldi, iş çıkışı gideceğim yere aracımla seyrederken; elim müzik aletine gider gitmez; bu türkü dönmeye başladı.

              ‘Ararsam bulunmaz ruhi revanı

               İzmir’i, Konya’yı değer gözlerin’ diye devam ediyor.

               Türküyü geri sarıp sarıp tekrar tekrar dinlemeye başladım. Şair değilim ama az çok şiire ilgim var, bu kadar mı mübalağa olur, bu nasıl göz ki dedim. Kendi kendime.

               Bir ömür boyu çalışıyoruz iki göz ev alamıyoruz, çoğumuz da borçlu göçüp gidiyoruz, iş çıkışı yorgunlukta eklenince hiç bir emekle mütenasip değiş değil diye söyleniyorum, gözünü sevdiğim şair iyi sallamışsın, nasıl bir göz gördün ki sen, İzmir’ i, Konya’yı değiyor, mübalağa sanatı var varda dedim bu şair mübalağa sanatını hamudu maduduyla yutmuş diye kendimce söylenmeyi sürdürdüm.

               Vatandaş bir tek ev alamazken yüzbinlerce eve, sayısız araca ve sınırsız servete bedel gözler nerede bu gözler kimde diye söylenmeyi sürdürdüm.

              Arabayı kenara çektim, peki bu şaire bunu söyleten ne olmalı diye inanın, direksiyona kapandım tekrar tekrar dinliyorum, hatta geçen araçlar yavaşlamaya başladı bir şey mi oldu diye, konumumu düzelttim, dikkat çekmemek için, tahayyül sınırlarında gidip geliyorum iç dünyamda kendimce.

               Mandanın söğüt dalına yuva yapmasına şükür edip, gülüp geçiyoruz (ki onun da farklı hikâyesi var) ama bu şair ve ozan birlikte atmışlar eli kulağa;

                  “ Hüsnüne yakışır Yusuf nişanı

                     Seni sevenlerin artar efkarı

                     Karsı, Ardahanı, Erzurum Van’ı

                     Belhi, Buharayı değer gözlerin.” Diyorlar.

                Müziği kapattım sekiz on kez tekrardan sonra, arabayı çalıştırdım, gitmek üzereyken, dedim benim bu cahil aklımın ermediği bir şey olmalı, hele dur bir daha dinleyeyim,  yine aynı pozisyona geçtim.

                Bir de demez mi;

                    “Ben seni severim ezel ezeli

                     Bana cefa etme dünya güzeli

                     Bağdat’ı, Basra’yı, Acem Şirazı

                     Büsbütün dünyayı değer gözlerin.”

           Nasıl ki büsbütün dünyayı değince, dedim dur, bu pazarlık değişti, şairin ruhunu dinleme zamanı geldi, lafzı aşan bir arka plan var. Dedim ve.

            BULDUM.

           Şair önce radikal ve reel olarak konuyu ele almış, sonra da lirizme boyamış,

           Seçeneksiz düşünmüş Ayşe olmasa Fatma olur değil, tümüyle yok sayıyor, tüm ömür için söz konusu olan bir yoksunluktan dem vuruyor, yani düşünün İstanbul’un tapusunu bana verseler ve deseler ki, al bu İstanbul’un tapusu ama tek başına yaşayacaksın ölene kadar. Şart bu. Hayır asla istemem. Derim.

              Veya deseler ki, İstanbul’u, Bursa’yı, Konya’yı sana veriyoruz ama gözüne bakacağın hiçbir kimse olmayacak bu şehirlerde.

           Ne yapayım gözüne bakacağım biri olmadan bu dünyayı.

           Alın sizin olsun derim.

           Şair gel helalleşelim dedim, bühtan oldu sana.

           Ey şairim sen hiç abartı sanatı duymadın mı; demeye başladım bu kez de.

           İnsan demez mi!

           Elazığ’ı, ve bütün cihanı değer gözlerin.

           Hatta ben acizim nasıl methedeyim seni ey sevdiğim.

           Bu fakirin bu fani ömrünü de değer gözlerin .

           Diyerek konuya ait karanlık aydınlandı bir anda.

           Kontağı çevirdim, iş çıkışı moralsizdim biraz, düşündüm ne servetim varmış benim vay be. Dedim.

           Takribi bir yarım saat içinde dünyanın en varlıklı insanı oldum. Durup dururken.

           Yıllar önce bir yerde haber olarak okumuştum; Amerikalı çok zengin bir iş adamının oğlu intihar etmiş “ her akşam elbise çıkar, her sabah giyin, usandım bu hayattan “ diye ölüm nedeni olarak da  not bırakmış.

          Dünyanın hiçbir zengini sanmam ki bu hissi bu çapta o gün o saatte benim gibi yaşamış olsun.

          Servet için; insanları yararlandırırsan güzel bir şey değil diyemeyiz ama.

          Şiir işe yaramaz da diyemeyiz.  

          Şiirin de hammaddesi elbette ki ..Sevgidir.

           Lakin yürekten kaynayan hormonsuz bir sevgidir…

           En sevgiyle kalın….