AFRİN KAPISINDAN BÜYÜK TÜRKİYE'YE DOĞRU


Sosyal medyada her ne kadar güzel düşüncüler, stratejik değeri olan konular paylaşılsa da birey ve toplum olarak daha çok sanatçı, sporcu kimliği olan popüler ancak topluma geleceğe dair kazanım olabilecek çok fazla bir şey veremeyen kişilerin takipçiliğini yapmayı tercih ediyoruz. Son zamanlarda ise bu alandaki trend daha çok siyasetçiler üzerinde yoğunlaşmış bulunuyor. Ülkenin, bölgenin, ilin önemli siyasi figürünü takip etmek ve her paylaşımını ayrıntısını bile görmeden gözü kapalı beğenmek ve paylaşımda bulunmak sosyal medya kullanıcılarının kronik bir hastalığa haline dönüşmüş.

Bireysel manada ilişkilerimizi çıkarlarımız üzerinden köprüler kurarak geliştirmeye çalışıyoruz. Sadece kendimiz ve yakınlarımızla ilgili gelecek planları yapıyoruz. Hal böyle olunca da nitelik ve kalite erozyonları yaşanıyor. Geleceğe dair düşünceler ve öngörüler böyle bir zamanda pek de önem taşımıyor.  Toplumun ve ülkenin geleceği üçüncü dördüncü planda kalıyor bu tip zatı muhteremler için.

Bugün ülkenin en temel sorunları bir liderin omuzlarına yüklenmiş durumda. Hem içerden hem dışardan yapılan en acımasız saldırılara rağmen Türkiye geleceğe yürümeye devam ediyor. Üçüncü bin yılın ilk yüzyılının en önemli lideri olmayı başaran Ülkemin Lideri Recep Tayyip ERDOĞAN bugün içerdeki ve dışardaki işbirlikçilerin saldırısı altında ülkeyi ve ümmeti iğrenç ve alçak oyunlar karşısında onurlu bir şekilde geleceğe taşıyor.

İçerde ve dışarda iğrenç oyunlar sahnelenirken bireysel ve kurumsal olarak bizde bunlara karşı fikirler ortaya koymak zorundayız. Ama ne yazık ki popülizm ve çıkar uğruna siyaset kurumu dalkavuk, yalaka, çıkarcı bir tayfa tarafından kuşatılmış durumda. Bir olayın ya da olgunun sonuçlarının farkına varabilmek için üzerinden birkaç sene geçmesi gerekiyor. O zaman da iş işten de geçmiş oluyor.

Neden siyaset kurumu ve yöneten erk bunu göremiyor? Bu öngörülerde bulunamıyor?

Siyaset kurumu ve iktidar erki bu dalkavuk ve yalaka tayfayı bertaraf etmediği sürece olayları ve olguları hep böyle geriden takip etmeye mahkûm kalacaktır.

Bugün Türkiye gecikmiş ama doğru olan bir Afrin operasyonu yapmıştır. ABD ve Batı Türkiye’nin bu müdahalesinin genişlemesinden çekinmektedir. Bunun için her türlü argüman devreye sokulmuştur. Türkiye’yi ikna etmek ve vazgeçirmek için her yol deneniyor. Vaatlere ve sözlere kanmadan ordumuz Kuzey Suriye’nin tamamını kontrol altına almak zorundadır. Bu geleceğin Büyük Türkiyesi için stratejik açıdan çok önemlidir.

Bugün Misakı Milli’ye rağmen Musul ve Kerkük, On iki Adalar ve yakın zamandaki Kıbrıs Barış Hareketiyle Kıbrıs adasında tam hâkimiyet sağlanamaması Türkiye’yi uluslararası alanda zor bir konumda bırakmıştır. Bu iki olaydaki Batılı devletlerin masa başı ayak oyunlarını tarihe meraklı olanlar bilir.

Bundan dolayı devam eden Afrin operasyonu ve yapılması planlanan Münbiç operasyonu ABD ve Batıya rağmen mutlaka sonuçlandırılmalı ve Türkiye Kuzey Suriye’nin tamamına hâkim olmalı ve aynı şey gelecekte de Kuzey Irak için düşünülmelidir. Büyük devlet olmanın gereği de budur. Yarının planlarını şimdiden yapmak geleceğin küresel bir oyuncusu olmak için çok önemlidir.

Türk Ordusunun bugün Afrin’de belki yarın Münbiç ve diğer bölgelerde karşılaşacağı en önemli sorun sivillerin canlı kalkan olarak kullanılması ve olması muhtemel sivil kayıpların uluslararası alanda Türkiye aleyhine kullanılmasının planlanmasıdır. PYD/YPG/PKK ve dolayısıyla ABD ve Batı bunu istiyor.

Bugün ABD ve Batı güney sınırımız boyunca tamamı İslam düşmanı ve emperyalist uşaklardan oluşmuş teröristleri silahlandırarak Türkiye’nin Ortadoğu ve Müslüman halklar üzerinde hâkim olma arzusunu engelleyip yükselişini durdurma niyetini açıkça ortaya koymuştur. Ve ABD Kuzey Suriye’ye yapılan operasyonlar için Türkiye’yi yoğun bir baskı altına almış durumda. Rusya, İran ve Çin’in bu bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol etmesini engellemek için PYD/YPG/PKK ve dolaylı olarak da DEAŞ, El Kaide gibi terör örgütlerini silahlandırarak bölgeyi istikrarsızlaştırıp terörle mücadele yalanıyla bölgeye asker ve silah yığınağı yaparak kendisi enerji kaynaklarını kontrol altında tutmaya çalışıyor. Aynı şekilde Türkiye’nin de İslam coğrafyasıyla fiziksel temasını keserek Marksist bir örgütü güney sınırımıza yerleştirerek hem şii hem de sünni İslam dünyasını kontrol altında tutuyor.

ABD ve Batı’nın bu oyunlarına karşın Türkiye milli güvenliğini ve uzak hedeflerini korumak adına kararlı tutumunu sürdürmelidir. ABD’nin sözlerine her zaman olduğu gibi inanmak ve kanmak gibi bir hataya düşülmemelidir. Büyük devletler ve küresel güçler her zaman vaatlerle ve ekonomik yardımlarla devletleri kullanma yolunu tercih etmişlerdir.

Türkiye değişen dünyada kendi geleceğini tayin etmeye çalışırken ya dar bir alana sıkışıp kalmayı ya da küresel bir oyuncu olmayı seçmek zorundadır.

Suriye, dünyanın gözüdür. Suriye’yi kontrol eden Orta doğuyu ve dolayısıyla dünyayı yönetir. Eski Mısır’da da, Persler’ de de, Selahaddin Eyyubi’de de, Osmanlı İmparatorluğunda da, Britanya İmparatorluğunda da böyle olmuştur.

Afrin, Türkiye’nin küresel bir oyuncu olabilmesi için önemli bir kapıdır. Burada izlenecek politika geleceğin Türkiye’sinin konumunu belirleyecektir.

Unutmayınız ki büyük devlet olmanız, verdiğiniz stratejik kararlarla ölçülür.

Hepimize düşen görev bu sürece sahte yüzlerle değil, popülist düşüncelerle değil, susarak değil, samimi, içten ve karşılıksız bir dava aşkıyla katkı sunmaktır.

Bir lider her şeyi göremeyebilir. Öngörülerinde eksiklikler olabilir. Aydın ve entellektüellere düşen görev bu eksikleri tamamlamak ve sürece katkı sunmaktır. Bu bütün STK’lar içinde böyledir. Acaba Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda ne diyecek? Şu konuda acaba düşüncesi ne? Diye mevzilenip sonrasında koro halinde nutuk yarışına girmek bu zamanda Cumhurbaşkanımıza yaranmanın en geçerli yolu oldu ne yazık ki!

Rabbim Sayın Cumhurbaşkanımızın ve bu milletin yardımcısı olsun.

Kalın sağlıcakla.