BAŞSIZ ADAMLAR..


BAŞSIZ ADAMLAR..

Necip Fazıl yıllar önce;  halktan, halkın değerlerinden kopuk yöneticiler için mısralara döktüğü şiiri aklımıza düşürdü son yıllarda ehliyet ve liyakat yerine yardakçılık ve yalakalığın bir makama gelmekte geçer akçe olduğunu.

Ne demişti Üstat yılar önce;

Bıçak soksan gölgeme,

Sıcacık kanım damlar.

Gir de bak bir ülkeme:

Başsız başsız adamlar...

Başsız başsın adamlar atıyoruz önemli mevkilere ve görevlere. Halkın sorunları ve biriken problemlerin çözümü öncelik sıralamasının ancak beşinci sırasında duran idareciler atıyoruz son yıllarda makamlara.

Başarıyı sosyal medyada arayan, kendisini atayan siyasetçilere selam çakan, tribünlere oynayan ve tek gayesi bulunduğu makamda daha çok kalmak olan nevzuhur yöneticilerimiz var ne yazık ki.

Hesap vereceği tek merci olarak kendisini atayan merci ve sosyal medya kullanıcılarını gören bir yöneticiden elbette bulunduğu görevin hakkını verip halkın hizmetinde bulunup onların zorluklarını kolaya çeviren bir anlayış beklenemez.

Şöyle bir çevremize bakıyoruz, Ankara bürokrasisine bakıyoruz, atanan isimlerin az çok tanıdığımız için de Bekri Mustafa’ya rahmet okuyoruz.

Hizmette Hakk’ın ve halkın rızası yerine ağabeylerin özel çıkarları, onların ticari hesapları, siyasi gelecek kurguları ve üst düzey bürokratların bile artık iş takipçiliği yapıp komisyon aldığı bir zaman diliminde bizimkisi çok üst düzey bir beklenti ve temenni ama bu haksızlık ve zulüm çok devam etmez.

Sözü düzgün ve çok süslü söylese de işlerini eğri büğrü yapan birileri için  bir Molla Kasım gelir ve sigaya çeker.

Sigaya çekmek için Molla Kasım olmaya da gerek yok artık. Zamanı gelince ortaya konan sandık en kolay hesap sorma aracı ve fırsatıdır. Ancak korkarım ki bugün birilerinin elini yalayarak göreve gelenler, o gün de yenilerinin ayakkabılarının  tozunu silerek gemilerini yüzdürmeye devam edecekler.

Neyse ahir zaman alameti değil midir zaten görevleri ehil olmayanlara vermek.

Bu ahir zaman mefhumunu dar anlamıyla kullanırsak kim ne anlar bilmeyiz ama tam da feraset sahibinin anladığı şeyi kastediyoruz.

Son söz yine üstadın olsun;

Ağlayın, su yükselsin!

Belki kurtulur gemi.

Anne, seccaden gelsin;

Bize dua et, emi!